Ağu 08 2019

Kurban Bayramı’na günler kala besiciler: İthal et hayvancılığı çökertti

Kurban Bayramı’na sayılı günler kala besiciler isyanda. Tarım, Orman Hayvancılık Bakanlığı “Bu sene ithal kurbanlık olmayacak, yerli besici kazansın” açıklamasının ardından İspanya’dan salgın hastalığın olduğu bölgeden İskenderun Limanı’na sahte evraklı 3 bin kurbanlık getirildi.

Bakanlık hayvanların karantina altına alındığını açıklasa da halk tedirgin. Yine Kızılay’ın daha ucuza mal olduğu için Bosna Hersek ve Polonya’dan 6 bin büyükbaş kurbanlık getireceği basına yansıdı. Yem, saman, ilaç, mazot, ilaç ücretlerinin sürekli artması, dokuz yıldır sürekli et ithalatı sektördeki krizi derinleştirdi.

Adana ve Hatay’da konuştuğumuz besiciler, hayvancılığın üreticiyi desteklemeyen yanlış devlet politikaları nedeniyle bitme noktasına geldiğinin altını çizdi.

Son bir yıldır kendini her alanda hissettiren ekonomik kriz, hayvancılık sektörünü de vurdu. Besicilerin sorunlarına geçmeden önce; sektörün durumuna verilerle bir göz atmak lazım. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2019’un ilk çeyreğine ilişkin olarak kırmızı et üretim istatistiklerini açıkladı.

Toplam kırmızı et üretimi bir önceki çeyreğe göre yüzde 18.6, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 16.5 oranında azaldı. 2018 yılına ilişkin hayvansal üretim istatistiklerine göre, büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 6.9 artışla 17.2 milyona, küçükbaş hayvan sayısı da yüzde 4.1 yükselerek 46.1 milyona ulaştı.

2018’in şubat ayında, 2017 yılına dair açıklanan Hayvansal Üretim İstatistikleri’ne göre ise; büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 13.2 artıyor. Hayvan varlığı her yıl artarken, et üretimi azalıyor. Bunun nedeni de ise karkas et ve canlı hayvan ihracatı. 

Besicilerin en çok iş yaptığı Kurban Bayramı’na sayılı günler kalmasına rağmen yüzler gülmüyor. Besiciler geçen yıl bin 250 lira olan kurbanlık koçu, bu yıl bin 500 liradan, 13 bin liradan satılan büyükbaş kurbanlığı ise 15 bin liradan satmaya başladı. Fakat yıl boyunca dolarda seyreden iniş-çıkışlı hal, girdilere gelen zamlar göz önüne alındığında besicinin yüzü yine gülmüyor.

Bir çuval yemin 50 TL’den 85 TL’ye çıktığını, elektrik ve mazota ödedikleri ücretin ikiye katlandığının altını çizen besiciler, piyasadaki ithal etin de hayvancılığı bitirdiğini vurguluyor.  

Besiciler ve hayvancılık örgütleri, hem hayvancılığı bitirdiği hem de ülkeye hastalık getirdiği için ithal kurbanlığa karşı çıkıyordu. Tarım, Orman ve Hayvancılık Bakanlığı bu sene ithal kurbanlık getirilmeyeceğini açıklamasına rağmen; bayrama sayılı günler kala İspanya’dan salgın hastalığın olduğu bölgeden İskenderun Limanı’na getirilen sahte evraklı 3 bin kurbanlık halkı tedirgin etti.

Yine Kızılay’ın yurt dışında daha ucuza mal olduğu gerekçesiyle Polonya ve Bosna Hersek’te 6 bin büyükbaş kurbanlık ithal edeceği basına yansıdı. Bakanlığın ‘ithal kurbanlık olmayacak’ açıklamasıyla umutlanan besiciler, iç piyasaya giren ithal kurbanlıkları duyunca “Kurban Bayramı da dertlerimize çare olmayacak” diyor.  

 

 

Halkın çoğunluğunun geçimini tarım ve hayvancılıktan sağladığı Çukurova’da iflasın eşiğine gelen de var, aile bireylerini çalıştırarak işi götürmeye çalışan da krediyi krediyle kapatmaya çalışıp kepengi indiren de… Bizde Kurban Bayramı’na günler kala Ahvval olarak Adana ve Hataylı besicilerle konuştuk, sorunlarını dinledik.

Devletin tarım ve hayvancılıkta izlediği yanlış politikalarla ekonomiyi çökerttiğini vurgulayan besiciler; elektrik, mazot, hayvan ilacı, saman, yem girdilerinin maliyetleri derken hayvancılığın bitirildiğini söylüyor.

40 yıldır Hatay’ın Serinyol ilçesinde hayvancılıkla uğraşan Nurettin Uğur, “Bu işe tek bir hayvan ile başladım. Yavaş yavaş çoğalttım. Eskiden üç-beş hayvanım vardı, geçinebiliyordum. Şimdi 100 tane hayvanım var geçinemiyorum. Hayvanların ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsam o ay şanslıyım” dedi.

Bir çuval yemin 50 TL’den 80 TL’ye çıktığını vurgulayan Uğur: “Her şey pahalı. Saman ayrı para, yem ayrı. Elektrik, mazot. Bu giderler o kadar fazla ki üreticiye kar kalmıyor. Ben ayrıyeten sebze ekiyorum. Yoksa tek başına hayvancılıktan kazanamam. Baba mesleği başka meslek de bilmiyorum mecburen yapıyorum. Zahmeti fazla ama getirisi yok. Süt fiyatı düşük. Beni mandıraya mahkûm ediyorlar. Bana iyi bir fiyat versin ki ben de hevesle çalışayım. Sütü benden 1,5 TL’den alıyorlar, 4 TL satıyorlar” diye anlattı sorunlarını.

 

 

Geçen ay bin 200 TL’ye aldığı arpanın şimdi bin 600 TL olduğunu, samanın 60 kuruştan 1 TL’ye çıktığını vurgulayan üretici Nurettin Uğur, bu kadar masraflı ve yorucu iş olmasına rağmen devam ettiklerini ama devletin hem üretici desteklemediğini hem de yurtdışından getirdiği ithal etle üreticiye rakip olduğunun altını çizdi.

Yanlış politikalar nedeniyle hayvancılığın bitirildiğini belirten Uğur, tanıdığı birçok üreticinin banka hacizleriyle boğuştuğuna vurgu yaptı.

25 yıldır Serinyol’da besicilik yapan 71 yaşındaki Halil Kavukoğlu, hayvancılığın başlı başına zor bir meslek olduğunu, bu zorluğun yanına mazot, elektrik, hayvanların masrafları da eklenince besicilerin çıkmaza girdiğini söyledi.

 

 

Ayda bin 200 TL elektrik, 700 TL su faturası geldiğini, saman, yem fiyatlarının her ay değiştiğini belirten Kavukoğlu, “Biz üreticiler devlet tarafından destek alamazsak ayakta kalamayız. Ben şu an hayvanlarla kendim ilgileniyorum, işçi parasından kısıyorum. Çocuklarım ve eşleri yardım ediyor. Ama daha nerden kısayım? Hayvanlar çocuk gibi. Sen aç kalırsın ama hayvan aç kalamaz. Hastalandığında ilaç almak zorundayım, veteriner getirtmek zorundayım. Ve bunların hepsi masraf” dedi.

Devletin et ve süt ithal etmek yerine kendi çiftçisini, üreticisini desteklemesi gerektiğine dikkat çeken Kavukoğlu, üreticinin sorunlarına çözüm bulunmasını talep ediyor. 

Güneyler Tarım ve Hayvancılık şirketi sahibi Cevdet Güney, 15 yıldır Hatay’da hayvancılık sektöründe faaliyet yürütüyor. Bir aile işletmesi olan Güneyler, kendi yemini üreten Hatay’ın önemli işletmelerinden.

Birçok faaliyeti kendileri yapmalarına rağmen şirketin masraflarını dahi ucu ucuna karşıladığını söyleyen Cevdet Güney, “Bir hayvan için 24 ay uğraşıyoruz. Yemeği, temizlenmesi, doğumu, hastalığı, ilacı. 24 ay getiri almadan karşılıyoruz. Ben bu kadar emeğin sonunda bu işten zarar edersem bu işe neden devam edeyim” diye konuştu. 

Geçen sene bir çuval yemi 45-50 TL aldığını bu sene 85-90 TL’ye aldığını söyleyen Güney, yaşadığı sıkıntıları şöyle aktardı:

“27 TL’ye mal ettiğim karkas eti 26 TL’ye satıyorum. Niye? Çünkü devlet dışarıdan et getiriyor. 30 TL’ye getirdiği eti 25 TL’ye satıyor. Ben devletle nasıl rekabet edeyim? İkincisi, devlet günübirlik piyasayı rahatlatmak için hem kendi zarar ediyor, hem de biz besiciler zarar ediyoruz. Bunu yapacağına hayvan besicisini desteklesin, üreticilerin kendi yemlerini üretmesi için yardımcı olsun. Hayvanların ilaç paralarını ucuzlatsın. Üretici rahatlarsa, et fiyatları ucuzlar; piyasa da rahatlar. İthalat başka ülkenin çiftçisine hizmettir aynı zamanda. Devlet başka ülkenin üreticisini kalkındıracağına kendi üreticisini kalkındırsın.” 

2012 yılında devletin 0 faizli kredi verdiğini fakat bu kredilerin hayvancılık işiyle uğraşanlara verilmediğini söyleyen Güney, “O dönem hayvancılık işine giren doktor, eczacılara verildi. Hayvan fiyatları düştü herkes zarar etti” dedi. 

Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın dişi hayvanların kesimini yasakladığını belirten Cevdet Güney, “İnsanlar süt hayvancılığında hayvanına bakamadığı için kesmek istiyor. Devlet bunu yasaklıyor ama bu sefer merdivenaltı kesim ortaya çıkıyor. Ve bu daha tehlikeli bir durum” diye konuştu.

Hükümetin ekonomide, tarım hayvancılıkta günü kurtarmaktan öte gidemediğinin altını çizen Güney, ithalat hatasının ithalatla kapatılamayacağını, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın üreticiyi destekleyen, yanında olan bir duruş sergilemediği takdirde üreticinin de tüketicinin de sorunlarının çözülmeyeceğinin altını çizdi.

 

 

Hataylı Besici Selam Fırıncı, son 40 yıldır tüm hükümetlerin günü kurtarmaktan öte gitmediğini, 2010 yılında başlayan et ithalatıyla da yeni bir sürecin başladığını belirtti.

Türkiye’de Erzurum, Ardahan, Kars başta olmak üzere hayvancılığa çok elverişli olduğunu ama bu elverişliliğin doğru değerlendirilmediğini aktaran Fırıncı, “Doğu Anadolu Sarısı, Güneydoğu Kırmızısı gibi ırklar vardı. Zaman içinde bu ırklar yok oldu. Bu bölgede hayvanın otladığı meralar sayesinde yem derdi de kalmıyordu. Eğer doğru bir politika izlenmiş olsaydı, hayvancılıkta çok iyi bir noktaya gelebilirdik. Et, yem, süt, tarım ürünleri ithalatı demek; üretmeyen, dışa bağımlı bir ülke demek aynı zamanda. Şu an geldiğimiz nokta budur” şeklinde konuştu. 

Sütün bakanlıkça belirlenen fiyata satılmadığını söyleyen Fırıncı, “Bakanlık fiyatı 2 TL ama piyasada 1,40’tan satılıyor. Elektrik ucuzlasın, ilaç ucuzlasın, SSK prim desteği olsun, meralar açılsın; o zaman 2 TL’den satılır süt. Üretici de nefes alır” dedi. 

Uruguay’dan et ithalatı fiyatını aktaran Fırıncı şöyle devam etti:

“330+KDV satılıyor. Kars’tan en kaliteli buzağıyı bu fiyatın altına alırlar. Yerli üretici kazanır. Hem başka ülke besleniyor hem de daha maliyetli. Bir de şuna değinmek istiyorum. Dışarıdan her gelen hayvan bir floradır. Milyonlarca hayvan ve bu hayvanlardan gelen bakteri var. Şap hastalığı çıktı bir ara. Bu Türkiye’de olan bir hastalık değil. Bu hastalık Güney Amerika’dan geldi. Tarım ve hayvancılık sorununun çözümünün sağlam bir siyasi irade ve üretici desteklemekten geçtiğine inanıyorum.”

20 yıldır Adana’da besicilik yapan Adnan Karakaş, krizden etkilenip, iflas bayrağını çeken besicilerden.

Karakaş; yem, saman fiyatlarındaki artış, devletin dışarıdan et getirmesinin işletmelerinin iflas etmesine neden olduğunu belirterek, “Adana sıcak bölge hayvanlara iyi bakılması lazım. İlaçlar dolara endeksli, pahalı. Biz ilaçlarını düzenli alamıyorduk. Samanı, yemi, temizliği derken karşılayamadık. Bu yüzden bankadan kredi çektik ama kar edemedik. Borcu kapatmak için başka bankadan kredi çektik. Bir süre daha gitti öyle. Fabrikaya süt veriyorduk, karşılığında yem alıyorduk. O kadar sıkıntılı bir duruma düştük. En son elimizdeki mallar da gitti, iflas ettik” diye anlattı. 

Adana’da küçük çaplı besicilik yapan Sadık Tan, yem, saman, elektrik, su fiyatlarının arttığını ama süt fiyatının yerinde kaldığını söyledi. Hayvancılıkta da aracıların kazandığına vurgu yapan Tan, “Sebze halindeki komisyoncular gibi aracılar asıl parayı kazanıyor. Üretici o kadar emek veriyor. Ama kendimizi bile zor geçindiriyoruz. Şu an hayvanlarıma borç alarak bakabiliyorum. 1,40’dan süt satıyorum. Markette 4 TL’ye satılıyor. Arada uçurum fark var. Üretici nasıl kar etsin?” diye sordu. 

Tarım ve hayvancılıkta yanış politikalardan etkilenen bir taraf da yıpranma payları ellerinden alınan veteriner hekimler. Veteriner hekimlerin sorunların ve üreticinin yaşadığı krizden kendilerinin nasıl etkilendiğini Hatay Veteriner Hekimler Oda Başkanı Yahya Hamurcu’ya sorduk.

Ahırlarda hayvanı tedavi ederken tekmeyle yaralanma, bulaşıcı hastalığa maruz kalma, çalışma yeri olan çiftliklere giderken kaza yapma riskiyle karşı karşıya kaldıklarını belirten Hamurcu, “Basına pek yansımasa da bazen hastaların fiziki saldırılarına maruz kalıyoruz. Bunun yanı sıra tedavi yerine giderken harcadığımız mazot çok fazla. Biz bu ücreti çiftlik sahiplerinden almak zorunda kalıyoruz. Bu da üreticiyle bizim aramıza mesafe koyuyor. Masraf olduğu için hayvan hastalandığında çağırmıyor. Bu durum iki taraf için de sıkıntılı” şeklinde aktardı.     

Çiftçilerin sorunlarının kendilerini de direkt etkilediğini aktaran Hamurcu:

“Girdi maliyetlerinin yüksek olması üretilen ürünün arzu edilen fiyatta satılamaması bu sektörden kaçışa neden oluyor. Son yıllarda hem hayvan sayısında hem de bu işi yapanların sayısında ciddi bir düşüş var. Bu da beraberinde işsizliği ve veteriner hekimlerim çalışma alanlarının daralmasını getiriyor. Üreticinin ekonomisinin sıkıntılı olması bizi direkt etkiliyor. Veteriner hekimlerin üreticiden alacağı ciddi bir borç stoku oluyor. Bu da veteriner hekimleri zor durumda bırakan önemli meselelerden bir tanesi. Bugün buzağı ithalatına neden olan buzağı ölümlerinin bir kısmı hasta ve hekimleri buluşturduğumuz takdirde sorun azalacaktır.”


© Ahval Türkçe