Oca 25 2018

ABD-Rusya kapışmasında Çin nerede duruyor?

Suriye'de 'vekalet' savaşları aracılığıyla küresel güçler ABD ve Rusya'nın mücadelesi tüm şiddetiyle devam ediyor. 

Her ne kadar bu iki güç, dünya sisteminde hala en etkin aktörler olarak tanımlansa da dünyanın giderek çok kutuplu hale geldiği yadsınamaz bir gerçek.

Bu denklemde ABD hala hem ekonomik hem de askeri açıdan en güçlü ülkelerden. Rusya ise, Soğuk Savaş ile kaybettiği süpergüç payesini yeniden kazanmasının peşinde. Yine de ABD kadar olmasa da dünya düzenini şekillendirme konusunda hala etkili bir aktör.

Peki bu denklemde Çin tam olarak nerede?

Hürriyet Gazetesi yazarı Ünal Çeviköz, Çin'in sistemdeki yerini irdelediği yazısında, Çin'i 'çok kutuplu sistemin koşullarına kendini adapte etmekte güçlük çekmeyen bir aktör' olarak tanımlıyor.

Çin'i 'küresel güç' olarak niteleyen Çeviköz, bu girişimin temellerinin Afrika kıtasında atıldığına dikkat çekiyor ve ekliyor:

"Kıtanın zengin kaynaklarından istifade etmeyi hedefleyen Çin'in Afrika'da altyapı projelerine finansman sağladığı, kazandığı ihalelerde de kendi işgücünü kullanarak düşük maliyetle yüksek kar payı elde ettiği biliniyor. Çin aynı zamanda kıtanın doğal zenginliklerinden de yararlanıyor.

Çin'in Afrika'dan sonraki yeni hedefi Avrupa. "Tek Kuşak Tek Yol" projesi ekonomik bakımdan Çin'in dünya ile tam entegrasyonunu sağlamak üzere geliştirilen, kara ve deniz ulaşım koridorları üzerinden Çin'in Batı'ya doğru açılımının altyapısını oluşturan stratejik bir hedefi hayata geçiriyor. Bu proje Çin'den başlayarak Batı Avrupa'da Baltık ülkelerine kadar uzanıyor ve sadece Doğu-Batı hattında değil aynı zamanda Güney-Kuzey hattında da ulaşım ve iletişim alanında Çin'i dünya ile bütünleştiriyor. Çin böylece Avrupa'ya köprü kurmuş oluyor. Bu proje Avrupa ile üniversiteler, düşünce kuruluşları, laboratuvarlar gibi alanlarda geniş bir şebeke oluşturulmasıyla daha da pekişiyor."

Çeviköz, Çin'in Avrupa'ya yakınlaşma çabalarını askeri tatbikatlarla arttırdığı görüşünde ve Çin'in 2012 yılında da Orta ve Doğu Avrupa'daki 16 ülke ile bir araya gelerek 16+1 düzeninde çok taraflı işbirliği mekanizması oluşturduğuna dikkat çekiyor.

2014 yılında Çin'in girişimleriyle kurulan Asya Yatırım ve Altyapı Bankasının da birçok Avrupa ülkesinden destek gördüğüne değinen Çeviköz şöyle sürdürüyor yazısını:

"Her yıl dünya ekonomi zirvesinin yapıldığı Davos'ta 2017 yılının en önemli konuğu Çin Devlet Başkanı Xi Jinping idi. Xi'yi bu kadar popüler yapan da küresel serbest ticareti savunması ve himayecilik karşıtı bir söylem kullanmasıydı. ABD Devlet Başkanı Trump'ın Avrupa ile Trans-Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) projesini askıya aldığı bir dönemde Çin'in Avrupa ile ilişkilerini olabildiğince geliştirme ve genişletme çabaları ABD-Çin rekabetinin küresel düzeyde yaygınlaşmasına, bu yaygınlaşma esnasında Avrupa'ya doğru odaklanmasına işaret ediyor."

Geleceğe yönelik senaryolar içinde dile getirilen olasılıklar arasında ABD ile Avrupa arasındaki Trans-Atlantik bağların yeniden güçlenmesi kadar, Avrupa'nın kendi güvenliğini sağlayabilecek bir yenilenme ile mevcut yapıları kuvvetlendirmesi ihtimaline işaret ediyor Çeviköz.

"ABD, Avrupa, Rusya ve Çin merkezli güç odaklarının birbirleriyle etki ve nüfuz alanları mücadelesine doğru evrilen bir çok kutupluluğun oluşumundan geçiyoruz" yorumunu yapan Çeviköz şöyle noktalıyor yazısını:

"Çok kutuplu sistemlerin özelliği, kaygan ittifaklara açık olmasıdır. Bu çok kutuplu sistemin, Avrupa'nın geleceği ile ilgili gelişmelere bağlı olarak, ABD-Avrupa karşısında Rusya-Çin yakınlaşmasından oluşan bir gevşek çift kutupluluğa doğru kayması mümkün olabileceği gibi, yine bu dört odak arasında farklı kamplaşmaların ortaya çıkması da olasılıklar arasında gösterilebiliyor."