'Oysa Öcalan 99'dan 2004'e kadar tüm militanları ülke dışına çıkarmıştı...'

1980'li yılların başında patlak veren çatışmalarla her geçen gün daha da kötüleşen ve ülkenin maddi/manevi tüm kaynaklarına zarar veren, kocaman bir yaraya dönüşen Kürt sorunu, bu konuda biteviye savrulmalar yaşayan AKP tarafından artık 'terör sorunu' ilan edilmiş vaziyette.

Evrensel Gazetesi köşe yazarı Yusuf Karataş, 1999’da Türkiye’ye getirilip İmralı’ya konan Öcalan’ın çağrısıyla PKK'nın, ülke içindeki bütün militanlarını sınır dışına çektiğini ve bu çatışmasızlık ortamının 2004’e kadar sürdüğünü hatırlatıyor.

Kürt sorunundan kaynaklı şiddet ve çatışmaların yaklaşık 35 yıldır bu ülkenin kanayan yarası olmaya devam ettiğine değinen Karataş, "Bu 35 yılda birçok iktidar değişti ama sorunun çözümünü savaş politikalarında arama anlayışı değişmedi. Oysa çatışmasızlık koşullarında sorunun demokratik barışçıl yöntemlerle çözümü yerine savaş politikalarında ısrar etmenin bedeli ödeyenler ise, bu politikaların sorumlusu olan iktidarlar değil; Türk’ü ve Kürt’ü ile bu ülkenin halkları ve her milliyetten emekçileri oldu hep" yorumunu yapıyor.

Karataş, çatışmalarda resmi rakamlara göre, 40 binden fazla insanın yaşamını yitirdiğine ve yine 500 milyar dolardan fazla kaynak harcandığına vurgu yapıyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun meseleyi 'terör' olarak sunmasını da eleştiren Karataş, yazısını şöyle sürdürüyor:

"Mesele terör meselesi olsaydı, İçişleri Bakanı Soylu’nun açıklamaları anlamlı olabilirdi. Ama hatırlatmak gerekiyor: 1999’da Türkiye’ye getirilip İmralı’ya konan Öcalan’ın çağrısıyla PKK,  ülke içindeki bütün militanlarını sınırın dışına çekmiş ve bu çatışmasızlık ortamı 2004’e kadar sürmüştü.

Ancak geçen bu süre içinde Kürt sorununun çözümü yönünde gerekli adımlar atılmadığı için çatışmalar yeniden başlamıştı. Yani mesele ülke içinde kaç militanın kaldığı ya da militan olup olmadığı değil, Kürt sorununun çözümü yönünde adım atılıp atılmadığıdır. Çünkü eğer sorunu çözmezseniz farklı biçim ve zamanlarda sonuçları ile karşı karşıya kalmanız kaçınılmaz olmaktadır."

Karataş, başbakanlığı döneminde Dersim başta olmak üzere cumhuriyetin ilk dönemlerinde yaşanan katliamların yarayı derinleştirdiğini söyleyip “Bu ülkenin başbakanı olarak Kürt sorunu benim sorunumdur”diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan değil miydi" sorusunu yönelttikten sonra, Soylu'nun tabiriyle ülkede 790 militan kalmasının sorunun çözümü bakımından bir anlam ifade etmediğine dikkat çekiyor.

Sorunun en önemli boyutlarından birinin anadilinde eğitim olduğuna değinen Karataş, "Bırakın bu sorunun çözümünü daha önce sembolik olarak açılan Kürtçe okullar bile son 3 yıl içinde bir bir kapatıldı" diyor.

Karataş, sorunları hatırlattığı yazısını şöyle sürdürüyor:

"Sorunun çözümünün diğer bir boyutu da demokratik anayasa ve anayasal eşitliğin sağlanmasıydı. Ama bu ülkenin anayasasında hâlâ devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu yazıyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan her konuşmasında tek dil, tek millet demeye devam ediyor.

Sorunun çözümü bakımından en çok tartışılan konulardan biri de yerel yönetim mekanizmalarının yaratılması idi. Buna kimisi özerklik dedi, kimisi de yerel yönetimlerin güçlendirilmesi. Sonuç? Halkın oyları ile seçilen DBP’li belediyelere, yani halkın iradesine kayyımların atanması ve seçilmişlerin hapishanelere doldurulması.

Sadece bu kadar da değil. Ülke içinde Kürt sorununun çözülmemiş olması, sınırların ötesindeki Kürtlerin de attığı her adımın ülke için bir tehdit olarak görülmesine/gösterilmesine yol açıyor. Irak Kürtlerinin referandumuna karşı çıkıldı, Suriye Kürtlerine karşı operasyonlar yapılıyor ve bu durum emperyalistlerin bu sorunu kullanmasının da önünü açarak ülkeyi yeni tehlikelere sürüklüyor."

https://www.evrensel.net/yazi/82159/bitmeyen-savas-gelmeyen-baris
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.