Şub 07 2018

'Afrin harekatıyla Kürtlerle ayrışmadan endişeliyim'

Afrin harekatında 18 gün geride kaldı artık. Operasyon kapsamında henüz Afrin merkezine girilmedi. 

Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bir kent Afrin. Ne ki, Türkiye'nin harekatına karşı kentte binlerce kişi protesto yürüyüşü düzenledi.

İktidar medyası, “bölgeye huzur gelecek” manşetleri atsa da, halkın Türkiye’yi bir kurtarıcı olarak benimsediği iddialarına yer verse de, sahadaki durum farklı bir gerçeği yansıtıyor gözüküyor.

Ankara, nihai hedefini “terör örgütü olarak gördüğü “YPG’yi bitirmek” olarak açıklarken, planlama bunun ötesine geçiyor pratikte. Bunu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrin'e “bölgenin asıl sahiplerini yerleştireceğiz” sözlerinden anlayabilmek pek mümkün. Bölgeye, TSK’nin sahada desteklediği ÖSO’ya bağlı milis grupları ve Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar yerleştirilmek isteniyor.

Erdoğan, “Orayı Misafir ettiğimiz 3,5 milyon Suriyeli için yaşanabilir hale getireceğiz” demişti yakın zamanda ve iddiasına göreAfrin'de yüzde 55 Arap, yüzde 35 Kürt var. Geri kalanı da Türkmenlerden oluşuyor.

Peki, gerçekten böyle mi demografik yapısı Afrin’in?

Afrin, ‘Kürt Dağı’ olarak da biliniyor. Her zaman Kürt nüfusun yoğunlukta yaşadığı bir bölgeydi ve bu oranın yüzde 70 ilâ 90 arasında olduğu söyleniyor yerel kaynaklara göre.

Devlette uzun süre görev almış Türkiye’nin kıdemli diplomat ve eski bakanları bu konuya dikkat çekiyor ve kaygılarını dile getiriyorlar.

Eski Kütür Bakanı Ertuğrul Günay, bölgede yaşayan Kürtlerin mağdur edilmesinin güç yaralar açılmasına neden olacağını söylerken, Emekli Büyükelçi Oğuz Demiralp de, Kürtlerin Afrin harekatını nasıl karşıladığına önem gösterilmesi gerektiğini belirtiyor T24’te kaleme aldığı bugünkü yazısında.

“Türkiye medyasında bu sorunun yanıtını pek bulamadığını” söyleyen Demiralp, “Dış basına da, Kürt konusunda daha çok karşı propaganda etkisi altında olduğunu bildiğim için güvenemiyorum” görüşünü dile getiriyor ve ekliyor:

“Eğer gelişmeler Kürtlere yeterince izah edilmiyorsa, Türk / Kürt ayrımının, birbirini ötekileştirmenin büyümesinden endişe ederim. Bence, bir yandan teröre karşı mücadele verilirken, öbür yandan Suriye’de Kürtler dahil bütün kesimlerle görüşerek, Cenevre müzakerelerini Kürtler dahil herkesin katılacağı şekilde desteklemek, yurt içinde de Kürt vatandaşlarımızı rahatlatıcı bazı adımlar atmak gerekir.”

Türkiye’de “Kürt sorununu varlığının herkesce kabul edildiğini ancak tanımında anlaşılamadığını” savunuyor Demiral. Parlamento’nun da bu konuda gerekli adımı atmadığından yakınıyor şimdiye kadar.

Kürt sorununun bir demokrasi ve insan hakları konusu olarak görüldüğünde çözüme kavuşacağını düşünen Demiralp, bunun yolunun da önce ülkede demokrasinin, demokratik kurumların ve insan haklarının herhangi bir etnik ayırıma yol açmayacak şekilde var edilmesi ve yaşatılması gerektiğini vurguluyor ve şu notu düşüyor:

“Bugünkü seçim sistemimizin, parlementer rejiminden uzaklaşılmasının, yargının bağımsızlığına ilişkin bilinen sorunların, çeşitli alanlarda ve derecelerde görülen insan hakları ihlallerinin sadece Kürt sorununun değil, her türlü sorunun çözümünde engel olacağını hepimiz biliyoruz.”

Türkiye’nin demokrasi ve hukuk konusundaki sorunlarını aştığı zaman Kürt vatandaşları ile görüşülerek sorunun çözülebileceğini savunuyor.

Avrupa Konseyi’nin yerel özerklik şartını hatırlatan Demiralp, Türkiye’nin de buna bazı maddeleri bakımından taraf olduğunu söylüyor. 

Avrupa Konseyi’nin yerel yönetimlerle ilgilenen organının Türkiye hakkında yıllar önce bir araştırma yaptığını belirten Demiralp, kendisine sonuçlarıyla ilgili şunların aktarıldığını ifade ediyor:

“Özetle, Türkiye’nin temel yapı olarak özel bir sorunu olmadığı, sistemimizi Fransızlardan aldığımızın görüldüğü, ancak Fransızlar gibi bizim de yerel yönetim kurumlarını geliştirmemiz gerektiği…”

Demiralp, Türkiye’de siyasi partilerin genel eğiliminin “Türk milliyetçisiliği ve dindarlık” üzerine olduğunu söylüyor ve “Kürt sorununu düşünen var mı, bilmiyoruz” diyor.

Gerekli adımı en azından 1989 yılında bu konuda bir rapor hazırlamış olan ana muhalefet partisinden bekliyor. “Kürt sorunun çözümlenmemesinden herkesin rahatsız olduğunu” vurgulayan Demiralp, bugünkü haliyle sorunun çözümlenemeyeceğini de şerh olarak düşüyor ve şöyle bitiriyor yazısını:

“Görev sadece hükümete değil, muhalefete de düşüyor. Hükümet bir şey yapmıyorsa, muhalafetin inisyatif alması gerekiyor. Umarım yeni dönemde bunu görürüz.”
 

http://t24.com.tr/yazarlar/oguz-demiralp-x/kurt-sorunu

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar