Nurcan Baysal
Oca 04 2018

Devlet için öldürenler

 

İlk Ekim 2015’te duymuştum Esadullah Timlerinin adını. Sur’da çatışmalar yeni yeni başlamıştı. 12 Ekim’de, 4 günlük sokağa çıkma yasağının ardından girdiğim Sur’da duvarlarda şu yazılar vardı:

“Kanımız aksa da zafer İslamındır, Esedullah Timi.”

“Allah cc her şeye yeter, Esedullah Timi.”

“Türkün gücünü göreceksiniz.”

Bu yazılara daha sonra çok daha korkunçları eklendi.12 günlük sokağa çıkma yasağının ardından gittiğim Silvan’da da duvarlar Esedullah Timlerini işaret ediyordu:

“T.C. Her Yerde”
“Esedullah Timi Burada”
“PÖH JÖH TEM Burda”
“Kızlar Geldik İninize Girdik”
“T.C. Burda Piçler Nerde”  
 
Sur’daki operasyonlar sırasında yüzü maskeli, sakallı, eli kalaşnikoflu insanlarla karşılaşmaya başlamıştık. Bunların güvenlik güçleri olduğu söyleniyordu. İsa Oran ve Mesut Sevik’in cenazelerini yerden almak için kamu yetkilileri ile de görüşme yaptığımız günlerden birinde, bu maskelilerden biriyle muhatap olmak zorunda kalmıştım. 

“Valinin izni var, cenazeleri alacağız” dediğimde, bunlardan biri “izin vermiyoruz geçmenize, biz Valiyi tanımayız” demişti bana. Sokağa çıkma yasağının ardından 6 Mart 2016’da gittiğim Cizre’de de Esedullah timlerinden kalan izlere rastlayacaktım, bu sefer evlerin içinde.

Nitekim Cizre’de evlerin içinde gördüklerime ilişkin yazdığım yazıdan dolayı bugün yargılanıyorum.

2016 yazında bu sefer Lice’de, ilk defa “Sadat” ismini duydum. Lice’nin Mehle mezrasında 1 köylü öldürülmüş ve mezranın bir kısmı yakılmıştı. 

Sokağa çıkma yasağından hemen sonraki gün HDP’li vekillerle birlikte gittiğim Mehle mezrasında görüştüğüm köylüler, uzun sakallı timlerin kendilerini yakmaya kalkıştıklarını anlatıyorlardı. Bu timlerin içlerindeki bazı kişilerin Türkçe bilmediği de köylüler tarafından dile getirilmişti. 

Daha sonra HDP’li vekiller, özel harpçi emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi tarafından kurulan ve kendisini  “uluslararası savunma ve danışmanlık alanında danışmanlık ve askeri eğitim veren ilk ve tek şirket” olarak tanımlayan Sadat A.Ş’ye ilişkin meclise soru önergesi verdiler.

Ancak hiçbir gelişme kaydedilmedi. Tam tersine Sadat’ın kurucusu Adnan Tanrıverdi Ağustos 2016’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanı oldu.

Bu sakallı timlerin bir kısmının Çeçenistan, Suriye gibi yerlerden getirildiği, iyi Türkçe bilmedikleri ve “kiralık” oldukları o dönemler Bölgede sık konuşulan konulardı.

Şimdi ise gündem de yeni bir paramiliter grup var: Halk Özel Harekâtı, kısaca HÖH. İlk defa 15 Temmuz darbe girişimi sonrası görülen HÖH, şimdilerde “milis gücü oldukları iddiası” ile tekrar gündemde.

Daha çok arkasında HÖH yazan pikaplar şeklinde görüldüğü söyleniyor. 

Ancak ben 2016 sonbaharında HÖH yazılı birkaç bisiklet sürücüsünü Beyoğlu’nda gördüğümü hatırlıyorum. Garip gelmişti, sorduğumda, muhtarlarla çalışan bir tür güvenlik birimi olabileceği söylenmişti.

Bu son haftalarda gazetelerde çıkan haberlerden HÖH’ün İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir dernek olduğunu, 7000 üyesi olduğunu ve 22 ilde aktif çalıştıklarını öğreniyoruz. 

Ancak HÖH Genel Başkanı Fatih Kaya’nın gazetelere verdiği demeçlerden bu çalışmaların ne olduğunu öğrenemiyoruz. Derneğin internet sayfasına giriyorum.  Mehter marşı çalıyor. Hakkımızda bölümünde ise kısacak bir bilgi var, şöyle yazıyor: 

“Milli birlik ve beraberliğin buluşma noktası olan yerli STK Halk Özel Harekâtı milletimizin gür sesi olmaya ve toplum içerisindeki vatanseverlerin bir çatı altında toplanması için öncülük eden milli bir oluşumdur. Yönetim Kurulu-Türk Milleti.”

Bu kısa bilgi dışında, bir de dernek kayıt başvuru butonu var, o kadar! 1 yıl içerisinde 7 bin üyeye ulaşan bir dernekle ilgili bilgi bu kadar sınırlı. Ne kurucular, ne yönetim kurulu, ne çalışmaları, ne de örgütlü oldukları illere dair tek bir bilgi yok sayfalarında. 

Ama sosyal medyada dernek üyelerinin bol bol silahlı resimleri paylaşılıyor, dernek başkanı “cihad”a çağırıyor. HÖH yazılı araçlar caddelerde turluyor.

Son 2 yılda, bir yandan Esedullah, Sadat, HÖH… gibi yapılar oluşturulurken, diğer yandan da yeni çıkan 696 KHK ile sivillere “darbe girişimi ve devamı niteliğindeki terör eylemleri”ne şiddet kullanarak müdahale etmeleri durumunda ceza muafiyeti getiriliyor. Kısaca; artık “devlet için” öldürene ve yaralayana ceza yok! Paramilitarizm yasal kimlik kazanmıştır!

Tehlikedeyiz! Hepimiz! Tüm toplum!

Bu ülkede “devlet için” öldürenler her zaman oldu. 90’ların kontragerillaları, paramiliterleri Kürtleri öldürerek eğitildiler. Bugün iş Kürtleri de, 90’ları da çoktan aştı. İktidar eliyle sivillerden bile paramiliter gruplar oluşturmaya kadar vardı. “Teröristi, öldürdüm” sonu bu ülkede herkesi bekliyor olabilir. 90’lardan bir fark daha var elbet:

Bu sefer kontragerilla ve paramiliterlerin başındakiler İslamcılar, askerleri ise AKP’nin misyonuna uygun “kiralıklar”.