Gazeteci Hayri Demir: 94 konsepti sürüyor, AKP’nin Kürtlere bakışında da değişiklik yok

Hayri Demir ve Hasan Kılıç imzalı “Değişen Bir Şey Yok/Meclisten Mahpushaneye Kürt Milletvekilleri” adlı kitabın önsüzü Kati Piri’ye, sonsözü ise Murat Sevinç’e ait. Kitap, röportajlardan yola çıkarılarak birçok Kürt siyasetçinin tutuklanmasının ve ceza almasının yolunu açan dokunulmazlığın kaldırılmasının perde arkasını irdeliyor. 

Hatırlanacağı gibi, 20 Mayıs 2016 tarihinde meclisteki 550 milletvekilinden 376’sının oyuyla 138 milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırıldı. Sonrasında art arda gelen tutuklamalarla birçok HDP’li milletvekili cezaevine konuldu. CHP’nin de verdiği destek sayesinde açılan bu yolda daha sonra iki CHP’li milletvekili de tutuklandı. Anayasa’ya aykırı olarak yürütülen bu sürecin sonunda Türkiye demokrasisi ağır yara aldı.

“Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen” önce dokunulmazlıkları kaldırılan, ardından hızla tutuklanan HDP milletvekillerinin bazıları hâlâ cezaevlerinde… Kiminin cezası onaylandı; kiminin ise yerel mahkemelerde davaları sürüyor. Kitabın iki yazarından biri olan gazeteci Hayri Demir ile kitabını konuştuk. 

Neden bu kitabı yazma gereği duydun?

Bu kitap bir ihtiyaçtan doğdu. Türkiye’nin yakın geçmişine, Türkiye siyaseti açısından çok vahim bir döneme tanıklık ettiğimiz süreci ele alıyoruz. Dokunulmazlıklarının kaldırılmasının ardından HDP’li vekillerin tutuklanma süreci hala etkisi süren, gündem olmaya devam eden bir konu. İhtiyaç vardı, çünkü dokunulmazlıklar gündeme geldiğinde herkes bunun demokrasi dışı bir darbe olduğunu biliyordu. Bu sürecin nasıl başlandığını, bu süreçte taşların nasıl birer birer örüldüğünü, o günlerin perde arkasında yaşananların ortaya konulması gerekiyordu. Yine HDP’li vekillerin tutuklanmasıyla birlikte yargılama süreçleri de bu demokrasi dışı müdahalenin bir parçasıydı. Davalar, halktan, gazetecilerden adeta kaçırıldı. Bu süreci tüm yönleriyle ortaya koyabilmek adına, HDP’lilerin daha doğrusu Türkiye demokrasinin yaralandığı bu süreci ortaya koymak için bu çalışmayı yaptık. 

Türkiye’nin en vahim döneminin yaşandığı 2016 sürecini tüm ayrıntılarıyla vermeye çalıştık. Kitabın üçüncü bölümde hala tutuklu olan milletvekilleriyle söyleşiler yaptık. Yaşadıkları deneyimleri kendi çerçevesinde anlattılar. 

Kaç kişiyle röportaj yaptınız, bunların hepsi cezaevinde mi?

Cezaevindeki tüm milletvekillerine ulaşmaya çalıştık. İlk günden desteklerini verdiler. Selahattin Demirtaş, Selma Irmak, İdris Baluken, Çağlar Demirel, Gülser Yıldırım, Figen Yüksekdağ, Burcu Çelik Özkan, Ferhat Encu ve Sırrı Süreyya Önder var. Kendi tanıklıkları üzerinden onlar da bu kitaba katkı sunarak, o dönemin anlatılmasına ışık tutuyorlar.  

2016 Türkiye demokrasisi ve siyaseti için neden bu kadar önemli? Sorun sadece dokunulmazlığın kaldırılması mı yoksa devlet yeni bir konsepti mi uygulamaya soktu?

Dokunulmazlığın kaldırılması aslında o dönemde hayata geçirilen konseptin bir parçasıydı. Kürt sorununda çözümsüzlükle birlikte topyekûn olarak Türkiye bir baskı ortamına girdi. Baskı ile karşı karşıya kalanlar da Kürtlerdi. Özellikle
 2015’teki çözüm sürecinin ‘buzdolabına’ kaldırılmasıyla birlikte hayatın her alanında bir baskı, her alanında zapturapt altına alma konsepti söz konusuydu. 15 Temmuz darbe girişimiyle bu daha da genişledi, Türkiye’nin tüm toplumsal muhalefetine yönelik bir hal aldı. Dokunulmazlıklar o dönem çok önemli bir gündem maddesiydi. Türkiye tarihinde belki de dünya tarihinde ilk kez bu kadar yoğun bir şekilde milletvekilleri tutuklandı, milletvekillikleri düşürüldü. Tam da aslında bir partiye dönük siyasi darbenin hayata geçirildiği bir dönemdi. Şüphesiz bu sadece başlı başına vekillere yönelik bir konsept değildi. Kayyım atamaları da vardı. Tüm bunlar siyasi iktidarın o dönem Kürt Hareketi’ne karşı hayata geçirdiği bir konseptin parçasıydı. 

Bu konsept hala devam ediyor mu?

Aslında 2016 yılından beri bir şeyin değişmediğini belirtmek gerekiyor. Biz kitapta 1994 DEP dönemini ele alıp, 2016’daki dokunulmazlıklar sürecine bağlıyoruz. Bu yüzden “Değişen Bir Şey Yok” diyoruz. AKP iktidarının 2015’ten bu yıla Kürtlere dönük politikasında en ufak bir değişikliği veya dönüşümün emaresini görmek bile mümkün değil. Son kayyım atamalarıyla konseptin devam ettiğini görüyoruz. Kürtlere yönelik inkar ve ret konsepti değişmedi. 

1994 yılındaki DEP sürecindeki konsept ile 2016’daki dokunulmazlığın kaldırılması konsepti arasında bir fark var mı yoksa birbirine mi benziyor?

Benzer konsept diyebiliriz ancak günün konjonktürüne göre farklılıklar gösteriyor. 94 döneminde dokunulmazlıklar gündeme geldiğinde dönemin Başbakanı Tansu Çiller doğrudan DEP’li vekilleri hedef alan açıklamalar yaptı. Anayasa aykırı bir şekilde ve siyasi bir konseptle vekiller yaka paça gözaltına alınmıştı. 2016’daki düzenlemede Cumhurbaşkanı Erdoğan doğrudan HDP’lileri kastederek ‘bedelini ödeyecekler’ diyerek bu sürecin taşlarını örmeye başladı. Kısa sürede Meclis’e geldi. Daha önce denenmiş bir istisnai yöntemle vekillerin dokunulmazlıkları kaldırıldı. 94’teki sürece benzer bir konseptle tek seferde Anayasa aykırı şekilde hayata geçirildi. 

Burada önemli olan konu da CHP’nin tavrıydı. Kitapta bu konuyu da irdeledik. CHP de deyim yerindeyse bu suça ortak oldu. 94’te Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Ahmet Türk’lerin gözaltına alındığı dokunulmazlıkların kaldırıldığı süreçte, bu isimlere karşı birleşen iktidar ve diğer partiler yıllar sonra CHP, MHP ve AKP’siyle bir kez daha Kürt siyasi hareketinin son temsilcisi HDP’ye karşı birleşti, aynı konsepti hayata geçirdi. 

CHP, bu düzenlemeye destek verdiği andan itibaren HDP’lilere cezaevi yolunun görüneceğini biliyordu. Ağır bir suçun altına girdi. CHP’nin önümüzdeki sürece dair politikalarında, Kürt sorununa bakış açısında biraz da belirgin olacak husus, bu konuda bir özeleştiri vermesi olacaktır. 

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.