Gazetecilere gözaltı operasyonları: ‘Kürt olmak ateşten gömlek gibi’

Bir dünya gazetecilik gününü daha devirdik... Türkiye’de ise muhalif basın üzerindeki baskılar devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Adnan Bilen, Cemil Uğur ile Jinnews’ten Şehriban Abi ve Nazan Sala tutuklandı. Etkin Haber Ajansı’ndan Pınar Gayıp ise gözaltına alınıp ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakıldı. 

Peki gazetecilere yönelik tüm bu baskılarla ne amaçlanıyor? Jinnews’ten Safiye Alağaş, ETHA’dan Pınar Gayıp ve MA’dan Sedat Yılmaz ile özgür basın üzerindeki baskıları konuştuk.

Jinnews çalışanı ve aynı zamanda  Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu üyesi Safiye Alağaş’a göre iktidar gazetecilerin sessiz kalmasını istiyor. Sessiz kalmayanları ise bu tip baskılarla sindirmeye çalışıyor. İktidarın halklara savaş açtığını kaydeden Alağaş, şöyle diyor:

“Halklara saldırırken de herkesin buna sessiz kalmasını istiyor. Gözaltı, tutuklama, işkence ile itiraz eden sesleri kısmaya çalışıyor. Tabii Türkiye’deki halklar arasında en çok saldırdığıysa Kürtlerdir. Neden en çok Kürtlere saldırıyor? Yüzyıllık cumhuriyet tarihinde boynunu bükemediği itaat ettirmediği tek kesim Kürtlerdir. Şu an yaşadığımız süreç Kürtlerin yaşadığı en ağır süreçlerden biri. 1990’ları aşan bir süreç olduğunu düşünüyorum. Düşünsenize düşüncenizden dolayı tutuklanıyorsunuz. Oysaki bir insanın düşüncesinden dolayı tutuklanması çok korkunç bir durum. Ülkede yaşadığımız bu durumu bazen George Orwell’ın 1984 isimli romanında yaşananlara benzetiyorum. Orada da insanlar düşünebileceği için yargılanıyordu.”

Baskılar karşısında kalemleriyle direnmeye devam edeceklerini aktaran Alağaş, diğer kesimlerden yeterli bir dayanışma ve destek görmediklerini vurguluyor.  “İktidarın korkunç saldırıları karşısında kalemimizle direniyoruz. Bu süreçte en çok Kürt basının sesi çıkıyor. Bizim yaptığımız haberleri ülkede kendisine demokrat, sosyalist, muhalif diyen herkes görüyor duyuyor. Ancak ne yazık ki mesele Kürtler olunca herkes sağır, dilsiz ve körü oynuyor. Eğer bizler Van’da helikopterden atılan yurttaşların haberini yapmasaydık kimin haberi olurdu? İnsanlar, iki insanın helikopterden atılma olayına inanamıyor. Haber uyuyan vicdanları harekete geçirdi. İnsanlar tepki gösterince, iktidar da bundan rahatsız oldu. Onların işkencelerini teşhir ettiğimiz içinse bugün bizler de tutuklanma ve gözaltılarla saldırılara maruz bırakılıyoruz” diyen Alağaş, sözlerini şöyle sürdürüyor:

 “Muhalif olduğunu söyleyen kesim bile ne yazık ki bazen susmayı tercih ediyor. Böyle ağır süreçlerde bizden uzak duruyorlar. Kürt olmak ateşten gömlek gibi, ona dokunan yanar. Sanırım muhalif medya da yanmamak için bizden uzak duruyor. Bütün Türkiye Van’daki Mezopotamya muhabirlerinin ve Jinnews muhabirlerimizin helikopter haberinden dolayı tutuklandığını biliyor. Ana Akım medyayı geçtim peki muhalif medya neden sesini çıkarmıyor. Yapılan sadece gazeteciliktir, başka hiçbir suç yoktur. Ancak gözaltı sonrası gazeteciler sendikasını aradık telefon üzerinden konuya ilişkin kısa bir görüş almak istedik. Ve ne yazık ki en az üç kişiyi aramamıza rağmen hepsi müsait olmadıklarını belirtti. Yani kısacası bize dokunmayın dediler. Ne yazık ki yeterince dayanışma gösterilmiyor.”

Özgür basın geleneğine her zaman saldırılar olduğunu, geçmişte gazetecilerin sokak ortasında katledildiğini hatırlatan Alağaş, haber takibi esnasında bir polis ile yaşadığı diyalogu anlatıyor: “Çocukları açlık grevinde olan Beyaz Tülbentli annelerin Gebze Cezaevi önündeki eylemlerini takip ederken, bir polis amiri ile tartıştık. Tartışma sırasında bana “Git çiçek böcek haberi yap ne işin var burada” dedi. Ülkede hiçbir sorun yokmuş gibi çiçek böcek haberi yapmamızı istiyorlar. Vicdanlarımız köreltip, ruhumuz acı duymadan yaşamamızı istiyorlar” şeklinde konuşuyor. 

Birkaç gün önce evine yapılan baskınla gözaltına alınan Pınar Gayıp ise hakikatin peşinde olan gazetecilerin taviz vermediğini söylüyor. Baskıları değerlendiren Gayıp, sosyalist bir gazeteci olduğunu ve mesleğini de bu bilinçle yerine getirmeye çalıştığını ekleyerek, şunları söylüyor:

“Maruz kaldığım gözaltı, tutuklama vs tüm saldırılar da bundan kaynaklı. Çünkü çalıştığım ajans da iktidardan yana değil ezilenlerden, işçi ve emekçilerden, kadınlardan, gençlerden, LGBTİ+’lardan yana haber yapıyor. Bu nedenle de ben ve ETHA defalarca devletin saldırısına maruz kaldık hala da kalıyoruz. İktidar istiyor ki, gerçeği haberleştirmeyelim. İktidar istiyor ki Kürdistan’da yaşanan hak ihlalleri Batı’dakilere duyurmayalım. İktidar istiyor ki, tecavüze uğrayan, istismara uğrayanların sesini duyurmayalım. Bu nedenle de saldırıyor çünkü biliyor ki basını susturursa toplumu da susturmuş olacak.”

Bir dönem tutuklu da kalan genç gazeteci, sürecin daha evvel başladığını şöyle ifade ediyor:

“Tutuklanmadan önce neredeyse iki ayda bir evim polisler tarafından kapısı kırılarak, uzun namlulu silahlarla basılıyordu. Gayıp’ın geçirdiği  soruşturma gerekçeleri de takip ettiği haberler ve yazdığı yazılardı. Kadın gazetecilerin daha fazla hedef olduğunu belirten Gayıp, “Kadın gazeteciler biraz daha hedef haline geliyor çünkü biz kadın katillerinin, çocuk istismarcılarının, tecavüzcülerin bu cesareti erkek egemen sistemden; onları yargı eliyle koruyan erkek devletten aldığını biliyor ve haberlerimizi de bu minvalde yapıyoruz.

Örneğin, Jinnews muhabiri arkadaşlarımız Uzman Çavuş Musa Orhan’ın tecavüz ettiği ve intihara sürüklediği İpek Er’in annesi ile o röportajı yapmamış olsaydı, bir önceki örnekleri gibi o da kimse tarafından bilinmeyecekti. Arkadaşlarımız bu nedenle hedef gösterildi. Çünkü devletin işlemiş olduğu bir suç ortaya çıktı. Bu tür haberleri yaparken, tehdit ediliyoruz. Tecavüz işkencesine ya da kadına yönelik şiddete dair haber yaparken ‘senin de sonun onun gibi olur’ tehdidiyle karşı karşıya kalıyoruz.”

Muhalif basının bir kısmına yönelik bu baskılar sürerken bir kısım medyanın çok sessiz kalmasının da ciddi bir sorun teşkil ettiğini aktaran Gayıp, “Son güncellemeye göre şu an 89 gazeteci tutuklu ve gerekçeleri ise yaptıkları haberler. Maalesef bu meslekte ‘tanınmış değilseniz pek dayanışmaya yanaşmıyorlar. 89 arkadaşımız içinde adı bilinmeyen, hakkında tek bir twit atılmayanlar var. Bizler gazeteciliği devlet için değil halklar için yapıyoruz. Devletin işlediği suçları ya da koruduğu suçluları teşhir etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bunun karşılığında da ‘bedel’ ödettirilmek isteniyoruz” diyor.

Mezopotamya Ajansı’ndan Sedat Yılmaz ise basına yönelik baskıları Türkiye’deki siyasi gidişatın bir yansıması olarak okuyor. Kürt basınına özel olarak sürdürülen baskıyı ise Kürt sorunu ile entegre düşünüyor. Yani Kürtlerin tümünün yaşadığı bu haksızlığın kendilerine düşen payı olarak yorumluyor.  Medyanın önemli bir kısmının, birçok konuya dokunmaktan imtina ettiğini kaydeden Yılmaz, kendilerinin bu alanlara dokunduğunu ve görünürlüklerinin arttığını böylece daha çok hedef olduklarını aktarıyor:

“Medyanın, bir bütün olarak susması, dokunmadığı, dokunursa başa bela olacağı şeklinde düşündüğü sorunlardan uzak durması haliyle bizim iş yükümüzü artırıyor. Yani burada söz söyleyenlerin mecrası azaldıkça bize de daha fazla yük düşüyor. Dolayısıyla biz daha fazla görünürlük kazanıyoruz. Bu da rahatsız edici oluyor. Herkesin sustuğu bir durumda siz sakıncalı görünen konular üzerine gidiyorsunuz. Bu Van’daki büromuzun baskını biraz Van özelinde bir durumdu. Helikopterden atılma meselesine bizim dışımızda dokunan olmadı. Dokunabilen de işin etrafında dolandı. Van’da yaşanan mülteci dramı da bunun içinde. Oradaki tüm haksızlık ve hukuksuzlukları deşen Mezopotamya Ajansı olduğu için bu baskılar söz konusu…”

Muhalif basının baskılar karşısında sessiz durmasının muhalif basını  kurtarmadığını ve günün birinde sıranın onlara da geleceğini kaydeden Yılmaz, “Muhalif basının kurtulduğu filan yok. İlanları kesiliyor, internet siteleri engelleniyor. Ekonomik ve idari baskılarla karşı karşıyalar. Ama tüm bunlara  rağmen daha fazla hedef olmama meselesi var. İkincisi muhalif medya dediğimiz bazı yayın organları ideolojik ve politik olarak iktidardan çok uzakta bir düşünsel dünya hayal etmiyorlar. Yani ulusalcı, milliyetçi perspektifle sol adı altında baktığı için nihayetinde Kürtler veya diğer halkların talepleri söz konusu olduğunda  bir mutabıklık söz konusu oluyor. Dolayısıyla burada Kürt medyası yüzde 100 doğru haber yapmasına rağmen bunlar, mesafeli duruşuyla ‘Ya bak biz onlar gibi bakmıyoruz olaya’ diyerek iktidara da kendince kaçamak bir cevapla işin içinden sıyrılma meselesi gibi bakıyorlar. Bence bu bir yanılgıdır. Zira kendileri de yaşıyor. Tutuklanmadan kendilerini kurtarıyorlar bugün, evet ama bu nafile bir çaba. Dünya ve Türkiye tarihine baktığımızda bu işlerin sırayla gittiğini, birinci tehlike gittikten sonra sıranın ikinci, üçüncü tehlikeye geldiğini biliyoruz. Bunlar kendini kaçıncı derecede görüyor onu bilemem  ama bu sıranın zaman içerisinde herkese bulaşacağı da bir gerçekliktir” diye anlatıyor. 

Yılmaz’a göre MA’dan haberler alıntılanırken bir kaçınma söz konusu. Bazıları kaynak göstermezken bazıları da başka kaynakların adını vererek bu noktada MA ile aralarına bir duvar örüyor: 

“Bizim haberleri kullanırken kaynak göstermiyorlar. Ya da başka bir uyanıklık yapıyorlar. Kendileri açısından daha meşru gördükleri yayın organlarından alıp kullanıyorlar. Diyelim ki haberimizi Gazete Duvar kullandıysa bizden kullanmayı tercih etmezler. Alıp Gazete Duvar’ı kaynak göstermeye çalışırlar. Bizden uzaklaştırarak var olan haberimizi kaynak göstermeden, emeğimizi de hiçleştiren bir uyanıklık meselesi…”

Son olarak iktidarın güdümündeki medyanın geldiği yer hakkında da açıklamalarda bulunan genç gazeteci sözlerini şöyle bitiriyor: 

“Geçmişte Türk medyasına yönelik eleştirilerimiz tonlarca olsa da bir birikimi vardı. Dünya ile birleşen bir iletişimi vardı. Entelektüel ve saygın insanların olduğu bir mecraydı. Ancak son yıllarda siyasal iktidarın parti bültenine dönüştü.  Çok ilkeli bağnaz, geri bir konumda kaldılar. Dünyadan kopuk kendi hayal dünyasında yaşamaya başladılar. Bir servet ve ‘şöhret’ birikimi içinde yanılgıya düşüp koptular. Bana kalırsa kimse takip edip konuşmuyor. Kendi kendine konuşan bir medya, medya değildir. Çünkü medya eleştiren, haksızlıkların üzerine giden deyim yerindeyse kurdun kuşun hakkını savunandır.” 


© Ahval Türkçe

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar