May 17 2019

İki yaşındaydı, Mawda bir Kürt kızıydı, katili polis, adalet kayıp

Belçika'da bundan bir yıl önce Namur kenti yakınlarındaki E - 42 karayolunda dördü çocuk 30 mülteciyi taşıyan minibüs Belçika polisi tarafından kurşunlandı. 

Yolcularının tamamı Kürt mültecilerden oluşuyordu. Yaklaşık 80 kilometrelik kovalamaca sonunda minibüs, Mons kenti yakınlarında durdurulabildi.

Bu kovalamaca sırasında polisin açtığı ateş sonucu, vücuduna iki kurşun isabet eden iki yaşındaki Mawda Shawri, hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybetti.

Aile o günden beri adalet arıyor. 

ANF'de yer alan Maxime Azadi imzalı habere göre, Mawda'nın öyküsü Belçika’da başlamıyordu. Vurulduğu an kadar kısa değildi, onu Belçika’ya taşıyan sorunlar silsilesi. Mawda’yı kendi topraklarından binlerce kilometre uzağa atan trajediler, başına saplanan mermi çekirdeği kadar küçük değildi. Bu trajedi ne onunla başlamıştı, ne de onunla bitecekti. Ama o ve daha bir çok çocuk, koca bir öykünün en masum yüzleriydi.

Bir gece vaktiydi. Bir kamyonete doldurulmuş onlarca kişiyle birlikte kaçıyordu. Bundan bir yıl önce, çoğu Güney Kürdistanlı otuz dolayında kişi, Fransa’nın Dunkerque kentinde bir kamyonete bindirilmişti. 16-17 Mayıs 2018 gecesi Belçika’dan geçerek, İngiltere’ye ulaşmak istiyorlardı.

Polisler gelene kadar bir tehlike yoktu. Sonra, E42 otoyolunda bir kovalamaca başladı. Bir polis aracı, kamyonete yanaştığında, içerisindeki polislerden biri silahını çekerek ateş etti. Mawda, başından vuruldu.

Ailesi ile birlikte şoförün arkasında oturuyordu. Artık gözleri kocaman, kocaman açılmıyordu, küçük parmakları hareket etmiyor, kalbi atmıyordu. Arkasında, fotoğraflarda sabitlenmiş güzel gülüşü, sevimli yüzü kalmıştı.

Aile avukatı Selma Benkhelifa, “Daha sonra hızlı bir şekilde sorunlar başladı” diyerek, kız çocuğunun ölümü ardından yapılan manipülasyonlara tepki gösterdi.

“İlkin, küçük kızın kurşunla ölmediğini söylemeye çalıştılar. Sanki bir araba kazasıymış gibi, bir beyin travması olduğunu söylediler. Otopside kurşunla öldüğü belirlenince, bir çatışma olduğundan bahsettiler. Oysa ki, polisler hariç, orada kimse silahlı değildi. Polisler, normalde tehdit edilmedilerse ateş edemezler. Sonra, bir polisin özel bir tehlike olmaksızın ateş ettiğini kabul ettiler. Kamyonettin zikzaklar yaptığını söylemeye çalıştılar, ama bu ateş açmak için bir neden değil ki.”

Bir yıl geçmesine rağmen, Mawda’yı öldüren polis halen de resmen suçlanmadı, hakkında dava açılmadı. Avukat Benkhelifa, “Oysa kim olduğu biliniyor. Ateş açtığını da kabul etti” derken, hiç olmazsa bir dava açılması umudunu dile getirdi.

Avukat, polisin bu tür operasyonlar için sahaya sürülmeden önce nasıl bir eğitim aldıklarını da sorgularken, operasyon için kullanılan isme de dikkat çekti. Mawda’nın öldürüldüğü operasyona “Medusa” adı verilmişti.

Medusa, Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar olarak tasvir ediliyor.

Avukat Benkhelifa, “Göçmenlere karşı cadı avı operasyonlarıdır” diyerek polisin göçmenleri terörize ettiğine ve arkasında da siyasi bir sorumluluğun olduğuna dikkat çekiyor.

“Medusa ismini seçtiler, çünkü buradaki fikir göçmenleri terörize etmektir. Göçmenlerin terörize edildiği ve küçük bir kız çocuğunun öldürüldüğü bir operasyonda, siyasi sorumluluk vardır. Hiç yapmaması gerekirken kurşunu sıkan polisin de ötesinde ne var? Onlara ne söyleniyor, nasıl eğitim veriliyor? Bilmiyorum. Ama şu açık ki, o kamyonette bulunan insanlar mağdurdu. Kaçmaya çalışan insanlardı. Suçlu değillerdi. Kaçmakta olan bir suçlu olsa bile, üzerine ateş açılmaz.”

Mawda olayı bir kez daha polis şiddet ve cezasızlığı ile devlet görevlilerinin işlediği suçları gözler önüne serdi.

“Bu tür vakaları mahkum etmek çok zor” diyen avukat, şunları ekliyor:

Cezasızlık var. Eğer polis dışında herhangi bir kişi olsaydı, ateş açıp bir kız çocuğunu öldürseydi, hiç kuşkusuz mahkum edilecekti.”

Avukat, bu vakaların ardındaki kararlar ve mantığını da sorguluyor;

“Haksız oldukları fikrinde değiller. Medusa operasyonunun iyi olduğunu, göçmenler durdurmak gerektiğini düşünüyorlar. Çok fazla sağa kayan bir politika.”

Peki ya medya nerede duruyordu? Başlangıçta biraz gürüldü yaptılar ancak sık sık, cinayeti çarpıtan resmi açıklamalara hapsoldular. Avukat, medyanın olaya büyük yer vermediğini düşünüyor ve ekliyor:

“Medya, gerçeğin gizlenmesinde rol oynadı. Bir ara, polis küçük kızın ailesi tarafından kalkan olarak kullanıldığını söyledi. Tüm medya organları bunu kullandı.”

Avukat Benkhelifa’ya göre medya, bir karşı güç olarak, resmi söylemleri sorgulamalı, kendi araştırmasını yapmalı.

Bir yılda, davada ilerleme olmadığı gibi, küçük kızı ölüme götüren sorunlara ilişkin derinlikli bir tartışma yürütülmedi. Benkhelifa şöyle diyor:

“Polisin silah kullanmasına sınırlama getirilmedi. Siyasi yöneticilerden bir kınama gelmedi. Polislerin polisi olarak ifade edilen bir komite yaptığı soruşturmada kaza kurşunu olduğunu söyledi. Ama kaza, çok önemli olmayan ikinci derecede bir olaydır, oysaki küçük bir kızın ölümü bir aksilik değil, bir dramdır. Kelimeler önemlidir”

Mawda olayı, polisin cezasızlığının yanı sıra adaletin zayıflığı ve siyasi sorumlulukları da gözler önüne serdi. O halde adaleti nerede aramak gerekiyor? Avukat Benkhelifa, “Siyasi iktidarın adalet üzerinde baskısı var” derken, en azından bir denge yaratmak için yargı üzerinde “karşı bir baskıya” ihtiyaç olduğunu söylüyor.

https://anfturkce.com/avrupa/Iki-yasindaydi-katili-polis-adalet-kayip-125253