Irkçılığın sorgulanması için daha kaç Kürt Floyd’un ölmesi gerekiyor?

Irkçılık, çok ‘şükür’ ki bir hastalık değil. Allah muhafaza birde hastalık olsaydı, Covid-19 gibi, Aşısı bulununcaya kadar, kim ne bilir ne kadar insana bulaşırdı.

Amerika kıtasının önemli bir coğrafik alanına yayılan Birleşik Devletler’de (ABD), George Floyd’ın hunharca katledilmesinden sonra, ırkçı saldırıların sebebi daha derinden araştırılmaya başlandı.

Hem de cinayeti işleyen polis ya da polisin mensup olduğu kurum değil sorgulanan, sorgulama direkt ABD’liler için dokunulmazlardan olan George Washington’dan başlatılmış bulunuyor. Sorgulamanın yol güzergahındaki diğer 45 ABD Başkanı ise birer durak. 

ABD’nin kurucusu George Washington köle sahibi bir ailenin çocuğudur. Babası öldükten sonrada kendi payına mirastan on köle düşer. Üvey kardeşinin ölümü ve evlendiği kadının ailesinden kendisine kalan kölelerle toplam 300 köleye sahip biri, yani köleci. Bunu bir kenara not ettikten sonra, bu kişinin ABD için ne anlama geldiğine bakalım. 

George Washington “Kral Tacı” vergisi olarak İngiltere’ye ödenen vergiye karşı çıkıp İngilizlere karşı, Fransızların kıtada geliştirdiği hakimiyete karşı savaşıp başarılar kazanan bir komutan. ABD’nin bağımsızlık bildirisini hazırlayan  kurucusudur.

Fakat  Washington, gerek savaş döneminde, gerekse Başkanlığı döneminde bir köleci olarak kaldı. Çıkardığı kanunlar sayesinde ABD’de 200 yıl sürecek kölelik sistemini kökleştiren adamdır.

ABD hikayesindeki başarıları,  onu köle sahibi ve ırkçı olmaktan çıkarmadığı gibi, bu kimlik bilgilerine sahip birini özgürlükçü de yapamıyor.

Anlaşılan o ki, geçte  olsa, ABD’nin demokrasi güçleri, kölelerin torunlarına karşı toplumda kök salan düşmanlığın tarihi sebeplerinin farkına  varmış  bulunuyor. Bu farkındalığın sonucu olarak, G. Washington’un ideolojisi temel alınarak kurulan ABD ve ABD orijinli ‘özgürlük, eşitlik ve demokrasi’ gibi kavramlar da sorgulanıyor. 

Bu sorgulamanın ABD’yi yöneten başkanlardan başlatılması umut verici. Belki bu sorgulama, iki asırdan beri siyahlara karşı süren ırkçı saldırı, cinayet ve polis terörüne son noktayı koyabilir.

Toplumu çatıştıran, bölen ve düşmanlaştıran ırkçılığın ne zaman, nasıl  ve kimin tarafından topluma bulaştırıldığı ortaya çıkarılmazsa, hele hele bu mikrobu topluma bulaştıran kişiler sorgulanıp teşhir edilmezlerse, sonuç alınamaz. 

ABD’de yaşanan vahşet Türkiye’de her gün yaşanıyor. Fakat toplum tepkisiz. Aydınların tepkisi ise, yüzeysel. Ya bir parti, ya da iktidarı elinde tutan eleştiri hedefi. Bu kısır siyaset eleştirisi bir asırdan beri sürüyor, ama değişen bir şey yok.

Son günlerde yapılan CHP kurultayını hemen hemen eleştirmeyen kalmadı. Herkes kendi cephesinde farklı eleştiri ve yorum yaptı. Bütün bu eleştiri ve yorumların, tıpkı CHP içi muhalefet gibi, etkisi ve değiştirici bir fonksiyonu yok ve olamayacak.

Neden? Çünkü görüntüyle uğraşıp, öze inmeyen hiçbir girişim, değişime yol açmaz. CHP’nin kuruluş felsefesi, ideolojisi, kuruluşunun amaç ve hedefleri sorgulanmadan, CHP’ye yöneltilen her eleştiri boşlukta kalacaktır. Ha keza Türkiye’de çılgın bir katile dönen ırkçılık, DAİŞ katilleriyle işbirliği yapan bir din anlayışı sorgulamadan, sonuç alınamaz.

Gerek ABD’de gerekse Türkiye’de yaşanan vahşetin nedeni ırkçılık. ABD’de bu vahşete sebep olan ırkçılığın kaynağına inmek için tabu tanımadan bir sorgulama başlatılmış bulunuyor. Peki Türkiye Aydını ve toplumu bu cesareti gösterebilecek mi? 

Açık söylemek gerekirse: 1889 İttihat ve Terakki’nin kuruluşuyla ile başlayıp, Mustafa Kemal’le zirve yapan ırkçılık sorgulanacak mı?  

İttihat ve Terakki Cemiyetinde tohum halinde olan ırkçılık, Mustafa Kemal ile,  “Tek Irk, Tek Devlet Tek Dil ve Tek Din’’ ideolojisiyle ekine dönüştü. Bu gerçeği sorgulama cüreti gösterecek bir demokrasi akımı var mı? 

Türk toplumu ırkçılığı bir büyüklük, bir marifet, bir güçlülük emaresi olarak algılıyor. Bunun için bu ideolojinin öncüleri olan devlet büyüklerine toz kondurmuyor. 

Bütün Dünya, bu Türk ‘Büyüklerinin’ insanlık suçu işlediğini biliyor, söylüyor. Türklerin bu  tarihi gerçeklikten, gerçekten haberi yok mu!

Ermeni soykırımı, Kürt soykırımı, müslüman olamayan azınlıkların katliamı, devletin inkar paralelinde inkar ediliyor. 

Biz İttihat ve Terakki, onun devamı olan Mustafa Kemal ve arkadaşları ırkçıydı derken kıyamet kopuyor. Türklerin inkar ettiğini, yabancılar tarih olarak, kitap olarak yazmış, bari onlardan dinleseler.

‘Naziler ve Atatürk’ kitabının yazarı Stefan Ihrig, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi ve Mustafa Kemal’in, 1. Dünya Savaşı sürecinde yaşanan Ermeni soykırımına ilişkin rolünü, “müttefik” Alman basını tarafından nasıl değerlendirildiğini, “Naziler ve Atatürk” kitabında geniş yer veriyor. Kitapta, Alman basınının Ermeni Soykırımını ele alışı biçimi öne çıkan konulardan biri. 

Kitaba göre, Almanya basınında Mustafa Kemal’in adının duyulması ve Almanya’da ünlenmesi, “Yunan yayılmacılığı ve Ermeni misillemeleri korkularıyla harekete geçirdiği, Anadolu’nun Türk hinterlandının parçalanmasına karşı başlattığı” ulusal direniş hareketiyle oldu. 

1921’den 1923’e kadar Kemalistlere hizmet eden Alman yüzbaşı Hans Tröbst, Türkiye ile ilgili yazılarında, “Türkiye’nin kaderi bizimkiyle olağanüstü benzerlik gösteriyor” diyor, Almanya ile kurduğu paralellikte Sevr Ermenistan’ını yeni yaratılan Polonya ile karşılaştırıyordu. “Türk dersleri”ne ayırdığı yazısındaysa “imha” önemli bir başlık olarak öne çıkıyordu:

“Türk ulusal bünyesindeki kan emiciler ve asalaklar Rumlar ve Ermenilerdi. Kökleri kazınmalı ve zararsız hale getirilmeliydiler; yoksa bütün özgürlük mücadelesi tehlikeye girerdi. (…) Muharebe alanında geçmişi yabancı olanların neredeyse tümü ölmeliydi”

“İnsani tarafı bir yana bırakılırsa Ermenilerin Yeni Türkiye için devletlerinden kovulması, Amerika’da Beyazlar için Kızılderililerin imhası kadar zorlayıcı bir gereklilikti – önkoşullarda belli farklılıklar olmakla birlikte.”

“Üçüncü Reich’ın algıladığı şekliyle Ermeni Soykırımı, gerçekten de baştan çıkarıcı bir emsal olmuş olmalı” diyen Stefan Ihrig’in dediği gibi Holokost’un kökeninde Ermeni Soykırımı’nın rolünün yeniden değerlendirilmesine hala ihtiyaç duyuluyor.

İttihat ve Terakki ile başlayan, Atatürk ile zirve yapan Türk ırkçılığı ve onun önder kadroları sorgulanmadan, bu ülkede 20 George Floyd katledilse de bir şey değişmez. Çünkü Floyd’un hunharca katledilmesini gölgede bırakacak yüzlerce katliam bu toplumun gözleri önünde gerçekleştirilmiştir. Panzere bağlanıp çekilerek öldürülen insanlar, bedeni çırılçıplak soyularak panzere bağlanıp sokaklarda teşhir edilen kadın cesedi, kesilmiş insan başını postalları altına alarak poz veren askerler, ‘güvenlik’ güçleri tarafından sistematik katledilen çocuklar…

Sorun, bu ülkede bir G. Floyd tarzı ölümün yaşanmamasında değil, sorun, onlarca, hata yüzlerce Floyd tarzı cinayete rağmen, toplumun kendi ırkçılarına dört elle sarılmasında. Aşılması gereken bu...


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.