Ali Ağcakulu
Kas 06 2019

Jön Kürtler

Jön Kürtler, bir yönü ile Osmanlı Devleti’nin Kürtlere uyguladığı göçürme politikasının bir ürünüdür. Yarı bağımsız Kürt Emirlikleri II. Mahmut ile başlayan merkeziyetçi politikalar ile dağıtılmışlardı. 1892’de de İstanbul’da dağıtılan Kürt aşiretlerinin çocukları için özel bir “Aşiret Mektebi” kurulmuştu. Ağa ve mirlerin çocukları daha ziyade bu okulda okutuluyorlardı. Aldıkları eğitim ile bu çocukların devlete bağlılıkları sağlanıyordu.

Dr. Abdullah Cevdet ve Dr. Şükrü Sekban gibi mütevazı ailelere mensup aydınlar, zamanla Türkçülüğe evrilen Osmanlıcılık düşüncesini benimseseler bile, Kürtlük bilinci ve Kürt milleti bilincini inşa eden aydınlar da bu mektepten yetişmişti. Kürtlük bilince sahip olanlar Jön Kürtler, olmayanlar ise Jön Türkler olarak isimlendirilmektedir.  

Kürt emirliklerinin ortadan kaldırılmasının sonucu Kürt aristokrasisinin nüfuzlarını kaybetmesi, onların çocuklarında müstakil ve birleşik bir Kürdistan fikrinin doğmasına sebep olmuştu. Denebilir ki bu gençlerin hak arayışları ve sorunlarına çözüm bulma gayreti, uluslararası arenaya Kürt sorunu olarak taşınmıştı.

Jön Kürtler de tıpkı Jön Türkler gibi ilk çalışmalarını İstanbul’da yapmışlardı. Bu çalışmalar dernekleşme ve gazetecilik faaliyeti olarak kendini göstermektedir. 1908’de Jön Türk İhtilali ve istibdadın çökmesiyle, İstanbul’da devlet adına çalışan Kürt Emirleri ve Paşaları tarafından, Gedikpaşa Mahallesi’nde “Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti” kurulmuştur. Kurucuları arasında dikkat çeken isimler Emir Ali Bedirhan, Nehrili Şeyh Abdulkadir, Ferik Muhammed Şerif Paşa, Müşir Zülkif Paşa idi. Böylece Kürt ümerası tekrar sahneye çıkmakta ve Bedirhaniler baskın rolü oynamakta idiler.

Cemiyetin yayın organı Kürd Teavin ve Terakki Gazetesi idi. Bu gazete Kürdistan gazetesinin devamı mahiyetindeydi. İlk defa 1898’de Mikdat Bedirhan tarafından Kahire’de çıkarılan bu gazete şimdi bu cemiyete bağlı olarak çıkarılıyordu. Miri Katibzade Cemil, gazetenin başyazarlığı ve sorumlu müdürlüğünü yapmıştı. Gazete cemiyet ile beraber 31 Mart olayında (1909) Mahmut Şevket Paşa tarafından kapatıldı.

Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin kapatılmasından sonra, İstanbul’daki Kürt aydınlardan Kadri Cemil Paşa, Ömer Cemil Paşa, Van Milletvekili Tevfik Bey’in oğlu Fuat Temo, Diyarbekirli Cerrahzade Zeki tarafından Kürt Talebe Hevi Cemiyeti, 1912 yılında İstanbul’da kuruldu. Ekrem Cemil Paşa, Numune Terakki İdadisi’nde okurken Türk ve Kürt öğrenciler arasında yapılan tartışmaların bu derneği meyve verdiğini söyler. 

Cemiyetin amacı Kürt milli düşüncesini yaygınlaştırmaktı. Bu düşüncenin Avrupa’da bulunan Kürtler arasında da yayılması için Lozan’da ve Münih’te derneğin birer şubesi de açılmıştı. Cemiyet önce Roja Kurd, kapanınca da Hetawi Kürd ismiyle haftalık gazeteleri yayınlamıştır. Cemiyetin ilk başkanı Cemilpaşazade Ömer Bey, sekreteri ise Kadri Bey idi. 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine, Avrupa’da okuyan talebeler İstanbul’a davet edildi ve herkes gibi bu cemiyetin üyeleri de orduya katılınca bu cemiyet kapanmış oldu. 

Birinci Dünya Savaşı boyuncu süren sessizlik, Mondros Mütarekesi’nin imzalanması ve Wilson Prensipleri’nin yayınlanması ile bozuldu. Daha önceki Kürt örgütlenmelerini yapan kadro savaş sonrası şartlardan da istifade ederek Kürdistan Teali Cemiyeti’ni kurdu. Cemiyet, Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul’da bulunan Kürt aydınlar tarafından kurulmuştur. Cemiyetin Başkanı Şeyh Ubeydullah Nehri’nin oğlu Seyit Abdülkadir Efendi, yardımcıları ise, Bedirhani Emin Ali Bey ile Süleymaniyeli eski Dışişleri Bakanı Said Paşa’nın oğlu Tümen Komutanı Fuat Paşadır. Genel Sekreterliği ise Hamdi Paşa yapmaktadır. 

Cemiyetin diğer üyeleri ise Miralay Halil Bey, Bedirhani M. Ali Bey, M. Emin Bey, Hoca Ali Efendi, Arvaslı Şefik Efendi, Tercüman başyazarı, Babanzade Şükrü Bey, Babanzade Fuat Bey, Tüccar Fethullah Efendi ve Prof. Dr. Şükrü Mehmet Sekman Bey idi. Cemiyet üyeleri ABD, İngiliz ve Fransız elçiliklerini ziyaret ederek bir Kürdistan kurmak istediklerini söylemişlerdir.

Cemiyette özerklik yanlıları ve bağımsızlık yanlıları olma üzere iki grup vardı. Seyit Abdülkadir Osmanlı Devleti’ne bağlı özerkliği savunuyordu, Bedirhanilerin başını çektiği grup ise bağımsız Kürdistan fikrini savunuyordu. Cemiyetteki fikir çatışmaları bölünme ile sonuçlandı. Bağımsızlığı savunanlar Teşkilat-ı İçtimaice Cemiyetini kurdular. Önceleri Kürdistan Teali Cemiyeti’nin yayın organı olan Jin dergisi, daha sonra Teşkilatı İçtimaiye Cemiyetinin yayın organı olarak devam etti.

Jîn dergisi, 1918 yılının sonbaharında İstanbul’da yayınlanmaya başlamıştır. Jîn 25 sayı yayınlanmıştır. İlk sayısının tarihi 7 Kasım1918'dir. Bu sayıda, derginin yayınlanmasının nedeni ve amacı, "Maksadımız" başlıklı kısa bir yazıda söyle açıklanmıştır:

“Jîn, kişisel bir çıkar sağlanması için çıkmıyor. O'nun amacı, uzun yüzyıllardan beri ihmal edilen Kürt’ün tarihsel yaşamına, ulusal haklarına, edebiyat ve sosyolojisine ilişkin yayında bulunmaktır. Kanımıza göre Kürt ulusuna, uluslar topluluğu alanında layık olduğu yeri hazırlamayı başarabilmek, çağın anlayışına uygun bir çalışma biçimini ele almakla mümkündür. Girişimimizin pek çetin bir çalışmayı gerektirdiğinin bilincindeyiz. Fakat biz bu ağır görevi üstlenirken, yurt ve halkı için daima en büyük fedakârlıkları seçmekle belirlenen Kürt ulusunun maddî, manevî yardımlarına ve kolaylaştırıcı desteğine güvenebileceğimizi hakkıyla ümit ettik. Başarı Allah'tandır."

Savaştan sonra Türkiye’nin işgal edilmesi ile Kürt liderlerinin çoğu Mustafa Kemal’in yanında yer almışlardı. Mustafa Kemal’in Kürtlere özerklik vadetmesi de onların bu tercihlerinde etkili olmuştu. Ama Millî Mücadele’nin kazanılmasından sonra Mustafa Kemal’in Türkçü politikaları benimsemesi Kürt aydınlarının da farklı arayışlara girmesine sebep olmuştu. 

Millî Mücadele’den sonra beklentilerini bulamayan ve çoğunluğunu orta derecede rütbeli subayların oluşturduğu bazı Kürtler 1923’te gizli bir örgüt olan Azadi yani özgürlük örgütünü kurdular. Daha önce Mustafa Kemal’e destek veren Cibran aşireti lideri Halit Cibran, Bitlis Mirlerinin soyundan gelen ve Büyük Millet Meclisi’nin Bitlis temsilcisi Yusuf Ziya Bey, örgütün önemli şahsiyetlerindendi. Halit Cibran aynı zamanda cemiyetin başkanı idi.  

Millî Mücadele'de Mustafa Kemal’e destek veren ve Heyet-i Temsiliye üyesi Mutki aşireti reisi Hacı Musa Bey Azadi örgütünün önemli bir destekçisi idi. Azadi, Halifeliğin kaldırılması ve Türkçeye dayalı modern eğitim sistemini problem etmişti. Örgütün merkez olarak kendisine Erzurum’u seçmesi de manidardır. 1924 yılında ilk kongresini düzenleyen Azadi, Halit Cibran’ın akrabası Şeyh Said’in de kongreye katılması ile daha radikal bir hal almış ve bir isyan kararı bu kongrede alınmıştır.

Çok gizli olarak kurulan Azadi, İstanbul ve Doğu Anadolu’da şubeler açmıştı. Şube liderlerinin çoğu Türk ordusunda subaydı ve aşiret üyelerinin birçoğu Hamidiye Alayları’nda kumandanlık yapmışlardı. Bu örgütün faaliyetleri İngiliz raporlarında da yer bulmuştu. Azadi’nin iki temel amacı olduğu söylenebilir. İlkin Kürtleri, Türk Devleti’nin baskısından kurtarmak ve Kürtlere özgürlük sağlamak. İkinci olarak bağımsız Kürdistan’ı kurmak ve bunun için de İngiliz desteğini almak.

Netice olarak örgütün liderleri, Şeyh Said Olayı’ndan sonra kurulan İstiklal Mahkemeleri’nde idam edilmiştir. Böylece gizli kurulmuş olan bu örgüt görünür hale gelmeden tarih sahnesinden silinmiştir. 

Şeyh Said Olayı’ından sonra büyük bir darbe alan Kürt muhalefet hareketi, Vanlı Memduh Salih’in gayretleri ile Suriye’de toparlanma çalışmalarına girer. Xoybun (Hoybun) Örgütü, daha önce kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin yeniden şekillenmiş hali idi. Diğer cemiyetlerde olduğu gibi Xoybun’da da Bedirhaniler etkin idi.

Xoybun Örgütü 5 Ekim 1927 yılında Lübnan’da kurulmuş ve başkanı da Celadet Ali Bedirhan idi. Cemiyette Bedirhaniler’in yanı sıra Cemilpaşazadeler ve Suriye’ye kaçan Şeyh Said Olayı’nın bakiyeleri de vardı. Cemiyetin en önemli amacı, Türkiye’de müstakil bir Kürdistan kurmaktı. Propagandaya önem veren örgüt, Süleymaniye, Musul, Diyarbakır’ın yanı sıra, Kahire, Paris, Londra ve Detroit’te temsilcilik açmıştı.

Cemiyette öne çıkan özelliklerinden biri de Ermeniler ile olan ilişkilerdi. Birinci Dünya Savaşı esnasında karşı karşıya gelen Kürtler ve Ermeniler şimdi ortak rakipleri Türkiye’ye karşı güç birliği yapma yoluna girmişlerdi. 1919 Paris Barış Konferansı’nda başlayan yakınlaşma Suriye ve Lübnan’da daha da ilerledi. Öyle ki Xoybun Örgütü, ilk kuruluş toplantısını Vahan Papazyan’ın Lübnan’daki evinde yapmıştı. Kurulduğu andan itibaren Ermeni Taşnaksütyun Örgütü’nün desteğini alan Xoybun Örgütü’ne, Taşnaksütyun Örgütü’nün Suriye temsilcilerinden olan Hracth Papazyan da üye olmuştu. Papazyan Xoybun’un Halep biriminin daimî üyelerinden biri olur ve Celadet Ali Bedirhan’dan sonra örgütün en etkili ismi haline gelir.

Kuruluşundan beri bütün gayretini Türkiye’ye yoğunlaştıran Xoybun, 1930 Ağrı İsyanı’nın başarısız olmasından dolayı umutlarını büyük ölçüde yitirir. İkinci Dünya Savaşı’nın oluşturduğu siyasi dengeleri de değerlendiren Xoybun 1946 yılında çalışmalarını durdurur. Ağrı başarısızlığının da etkisi ile siyasi çalışmaları bırakan ve kendini Kürt dil ve kültürü çalışmalarına adayan Celadet Ali Bedirhan ve Mir Bedirhan Fransız mandası altında Suriye’de ‘Hawar’ dergisini çıkarmaya başlamışlardır. 

1932 yılında Şam’da yayınlanmaya başlayan Hawar dergisi, Kürtçe ve Fransızca basılmıştır. Toplam 57 sayı çıkan Hawar, ilk sayısından itibaren daha ziyade dil ve edebiyat üzerine yayınlar yapmıştır. Mesela ilk sayıda Latin harfleri ile Kürtçe alfabe oluşturulmuştur. Bu alfabe günümüzde de kullanılan Kürtçe alfabenin temelini oluşturur. Yine ilk sayıdan başlayarak Kürtçe şiirler verilmiş ve Kürt edebiyatı anlatılmıştır. Kürtçe sözlük çalışmaları da ilk sayı ile beraber başlamıştır.

Denilebilir ki Hawar dergisi Jön Kürtlerin Kürdistan gazetesi ile başlayan serüveninin son halkasıdır. Ortadoğu’nun siyasi konjonktürü Kürtlerin bir müddet sessiz kalmasına sebep olacaktır. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.