Ara 15 2017

'Kürdistan demek suç değildir, olmamalıdır'

 

2009 yılının ilk günlerinde TRT'nin Kürtçe kanalı olarak açılan TRT ŞEŞ, Türkiye için çok büyük bir anlam taşıyordu.

Nüfusun yaklaşık yüzde 15’inin Kürt olmasına rağmen Kürtçe konuşmanın yasak olduğu günlerden bugünlere gelinmişti ve büyük bir umut ve heyecan vardı.

Yine aynı yıl Türkiye’nin kanayan yarası olan Kürt sorununa çözüm arayışı için somut adımlar atılmaya başlandı. ‘Kürt açılımı’ ile AKP daha önce hiçbir iktidarın yapmadığını gerçekleştirmek niyetindeydi.

Zamanı ileri sarıp 2017 yılına geldiğimizde Kürtlerin meclisteki temsilcisi olan HDP'nin eşbaşkanı ve birçok vekilin tutuklu bulunduğunu hatırlarsak bazı şeylerin ‘ters’ gittiğini söylemek mümkün.

Mecliste son ‘Kürtlük’ krizi Halkların Demoktratik Partisi (HDP) Şanlıurfa milletvekili Osman Baydemir’in mecliste bütçe görüşmeleri esnasında yaptığı bir konuşmada  ‘Kürdistan’ ifadesini kullanması üzerine çıktı.

Cumhuriyet Gazetesi’nden Tayfun Atay  ‘’Kürdistan’ yasağı, yangına benzindir,’’ başlıklı yazısında milletvekillerinin Meclis konuşmalarında “Kürdistan” demeleri durumunda para cezası almasına yönelik içtüzük değişiklik önerisinin yasalaşmasını ele alıyor. Yeni cezanın ilk mağduru Baydemir.

Baydemir, Mecliste tutuklu HDP milletvekillerine ilişkin yaptığı bir konuşmada, “Ben, Kürt halkının bir evladı olarak, Kürdistan’dan gelen bir temsilci olarak” ifadelerini kullanmıştı.

Cezası ise iki birleşim Meclis’ten çıkarma ve yaklaşık 12 bin lira para cezası olarak belirlendi.

Atay Türkiye’de Kürt kavramı üzerine dönen tartışmaları ele alırken Kürdistan”ı, Kürt ve Kürtçe sözcüklerini kullandığı için hayatı elinden alınan Sosyolog İsmail Beşikçi’yi hatırlatıyor.

“Doğuda Değişim ve Yapısal Sorunlar (Göçebe Alikan Aşireti)” ve “DoğuAnadolu’nun Düzeni’’ kitaplarının yazarı 1969’da yayımlanmış bu çalışmalarında ‘’etnolojik/antropolojik bir yöntemsel hassasiyet de gözeterek Türkiye’nin “Kürt olgusu”na ekolojik, ekonomik, demografik, kültürel ve politik çerçevelerde dikkat çekmekteydi.’’

 

İsmail Beşikçi

Beşikçi bunun bedeli olarak ömrünün 17 yıl 3 ayını hapiste geçirdi.

“O zamanlarda” Kürtler degil de “Dağ Türkleri” vardı; Kürtlük tanınmıyordu. Kürtçe konuşmak yasaktı, konuşana da ceza vardı.

Atay’a göre bugünki “Kürdistan” tartışması 1960’larda yoğunlaşmaya başlayıp 1980’lerde zirve yapan bu sürecin bir uzantısı. Bugün Kürtçe yayın yapan resmi kanal bile varken yıllar öncesindekine benzer bir politik takıntı ve ideolojik ergenlikle “antropolojik” bir gerçeğe değinen “Kürdistan” sözcüğünden kaçınmaya itiliyoruz.

Cumhuriyet yazarı Kürdistan’ı ‘Kürtlerin yaşadığı yer’ olarak tanımlıyor. Farsça’da “istân” (“sitân”) yer bildiren sözcükler türetmeye yarayan bir ek. Tıpkı Gülistan, Lazistan hatta Türkistan gibi.

Türkistan diye bir ülke, bir politik realite yok, fakat Türkistan diye coğrafi, kültürel, antropolojik bir realite mevcut. Bizlerde bunu sıkılıkla kullanmakta bir sorun görmüyoruz. Bir Çinli “Doğu Türkistan” dememize itiraz etse, ne yaparız?

Aynı şekilde İran’da İran Türkistan’ı olduğu gibi İran Kürdistan’ı da var.Irak Kürdistan’ı, Suriye Kürdistan’ı da ayrı gerçekler.

“Türkiye Kürdistan’ı” bir siyasi realite içerisindeki bir kültürelantropolojik realiteye karşılık gelmekte. Türkiye’nin bir Kürdistan’ı var.

Baydemir Meclis’te tekrar söz aldığında şöyle demiştir: “Kürdistan’a Kürdistan demek suç değildir, suç olmamalıdır. Kürdistan, bütünün bir parçasıdır.”

Ayrı bir oluşum değil, bütünün bir parçası. Atay, ‘’Türkiye’nin bir parçası olarak “Kürdistan” sözcüğüne yasak ve ceza koyunca bütünü korumaya değil, bütünün parçalanmasına  çanak tutmuş olursunuz ancak,’’ diyor.