'Kürdistan' isimli partilerin kapatma davalarına ortak tepki

Türkiye'de Kürt ve Kürtlere ait sembol ve isimlere olan tahammülsüzlük sürüyor.

Kürtçe'nin önündeki engelleri kaldırdıkları propagandası yaparak Kürtlerin gönlünü almaya çalışan AKP iktidarı döneminde, parti kapatma davaları yeniden gündemde. 

Türkiye siyaset sahnesine 2002 yılında çıktığı andan itibaren en çok parti kapatmaya karşı çıkan AKP iktidarı döneminde isimlerinde Kürdistan bulunan dört partiye bu yüzden kapatma davaları açıldı. 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, isimlerinde Kürdistan ibaresi bulunduğu ve programlarında Kürt ve Kürdistan sorununun çözümüne ilişkin önerilere yer verdikleri gerekçesiyle 2019 yılının Şubat ayında KKP, PAK, PSK ve PDK T hakkında kapatma davası açmıştı.

Yazar, siyasetçi, aydın, akademisyen ve farklı kesimlerden oluşan 400 kişi, bu kapatma davalarına yayımladıkları ortak bildiri ile tepki gösterdi.

İsmail Beşikçi, Fikret Başkaya, Sinemxan Bedirhan, Fuat Önen,  Öztürk Türkdoğan, Munzur Çem, Cemşid Haydari, Eskerê Boyik, Têmûrê Xelîl, M. Emin Aktar, Malmisanij ve Yaşar Abdulselamoğlu’nun da imzasının yer aldığı bildiride, “Kürdistan” isimli partiler hakkında açılan kapatma davaları toplumun barış ve demokrasi umutları bakımından umut kırıcı olarak tanımlandı.

PAK, PSK, PDK-T ve KKP hakkında açılan kapatma davalarının evrensel hukukun temel ilkelerine aykırı olduğunun ifade edildiği bildiride, Kürdistan ismiyle parti kurmanın demokratik ve meşru bir hak olduğunun altı çizildi.

“Siyasi Parti Mezarlığına Yenileri Gömülmemeli” başlığı ile yayınlanan bildiride Kürdistan partileriyle ilgili kapatma davaları devletin izlediği Kürt karşıtı politikanın bir devamı olarak nitelendirildi. 

Rudaw'ın aktardığına göre, İçlerinde Avrupa’dan değişik siyasi parti temsilcilerinin de bulunduğu 400 aydın, sanatçı, siyasetçi ve iş insanının imzaladığı bildiride, şu ifadeler yer aldı:

"Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, isimlerinde Kürdistan ibaresi bulunduğu ve programlarında Kürt ve Kürdistan sorununun çözümüne ilişkin önerilere yer verdikleri gerekçesiyle dört siyasi parti (Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (PDK T), Kürdistan Komünist Partisi (KKP), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) ve Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK)) hakkında kapatma davası açmış bulunmaktadır.

Söz konusu kapatma davaları, Türkiye’de son birkaç yılda artan otoriterleşme eğiliminden ve iktidarın izlediği Kürt karşıtı politikadan ayrı düşünülemez.

Siyasi parti kapatmak, en başta demokratik hayatın temel ilkesi olan düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne vurulan bir darbedir. Bu durum aynı zamanda Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve hukukun evrensel ilkelerine aykırıdır.

Söz konusu yasakçı anlayış Türkiye’nin demokrasi ve Kürt sorununda geldiği otoriter ve yasakçı noktanın da bir göstergesidir. Kapatma davalarının, toplumun barış, demokrasi ve istikrar beklentisi bakımından umut kırıcı bir gelişme olduğu açıktır.

Çözüm olsaydı eğer, yakın tarihte 30 dolayında siyasi partinin kapatıldığı Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmüş olması gerekirdi. Tersine bu yaklaşım Türkiye’yi partiler mezarlığına dönüştürerek sorunları daha da derinleştirmiştir.

2000’li yıllarda yapılan önemli yasal değişikliklerle aslında siyasi partilerin kapatılmasına da son verilmişti. 2004 yılında Anayasa’nın 90. Maddesinde yapılan düzenlemeler ile Venedik Komisyonu’nun siyasi partilere ilişkin belirlediği ilkeler ışığında parti kapatmak olabildiğince zorlaştırılmıştı.

Parti kapatmaların yeniden gündeme gelmesi, Türkiye’nin son dönemde Kürt meselesinde yeniden devreye soktuğu şiddet ve çatışma siyasetinin bir sonucudur.

Tarihsel deneyimler inkâr ve yasakçı zihniyetin Kürt sorununda çözümsüzlük ve şiddeti beslemek dışında bir sonuç doğurmadığını göstermiştir.

Çözüm daha çok demokrasi ve özgürlüktür.

Türkiye, Kürt meselesi dahil bütün temel sorunları ancak demokratik ve özgürlüğü esas alan siyasi bir anlayış ve evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde çözebilir.

Kürt meselesini çatışma zemininden çıkartarak, barışçıl ve siyasi bir platforma taşımak; eksiksiz bir özgürlükçü ve demokratik ortamın sağlanmasıyla mümkündür.

Bizler, mevcut siyasi partiler mezarlığına yenilerini göndermemek, iyice budanmış demokratik ortamı daha fazla zehirlememek, Kürt meselesinde yaşanmakta olan kaotik durumdan çıkmak ve düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne sahip çıkma adına Kürdistan isimli siyasi partilerin kapatılmasına karşı ilkesel duruşumuzu kamuoyu ile paylaşıyoruz.”