Kürtler bugüne bakarsa umutsuz olmakta haklı ama tarih ve geleceğin hikâyesi farklı

Türklerin tarih boyunca başarılı olduğu en önemli iki konu askerlik ve devlet kurmak. Abbasilerden Memluklere, Selçuklulardan Osmanlı’ya dönüp baktığımızda Türk savaşçıların bu rollerini daha net görebiliriz. Türklerin bu noktada ellerini güçlendiren İslam’ı kabullenmeleri oldu ama İslam zaman içinde kurdukları imparatorluğun çöküşündeki en önemli faktörlerden biri oldu…

Çünkü tarihin başında İslam zamanın ruhuna uygun bir dindi. Kimseyi din değiştirmeye zorlamıyor, inancına saygı duyuyor veya aldığı vergi dolayısıyla zorlamak ekonomik açıdan işine gelmiyordu. Aradan geçen yüzyıllar içinde İslam zamanın ruhuna ters düştü. Hıristiyanlık gibi kendini yenileyemedi sonuçta akıl ve bilimle ters düştü. Hem de Batı’nın akıl ve bilimle barışıp hızla yükselişe geçtiği bir dönemde…

Osmanlı çöküşe geçtiğini anladığı andan itibaren kurtuluşun Batı teknolojisi, eğitimi ve düşüncesinde olduğu gerçeğini gördü. Toplumu değilse de elitlerini bu sistem içinde yetiştirmeye önem gösterdi. Sonuçta asker ve siviliyle kendi toplumuna yabancı bir elit sınıf doğdu. Ama Batılılaşma askerle başladığı ve elinde silah olduğu için öncü güç o oldu.

Batı’dan farklı olarak burjuvazi ve düşünce adamlarının değil de askerin öncü güç haline gelmiş olması, tüm Ortadoğu devletlerine özgü bir özelliği ortaya çıkardı: Toplumsal sorunlar karşısında esneyememek, esnemektense kırılmayı göze almak. Ayrıca bunu devletten bağımsız bir burjuva ve entelektüel sınıfın gelişimine; servete el koyarak, üniversite ve gazete gibi düşünsel kurumları sürekli baskı ve denetim altında tutarak yaptı.

Her devlet halkına yalan söyler… Amerikan tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur. Ancak aynı Amerikan tarihi, üniversitesi, medyası ve düşünce adamlarıyla bu yalanları nasıl ortaya çıkarıp yönetimleri yüzleşmeye zorladığının da örneğiyle doludur. Anadolu tarihi ise sonuna kadar inkâra dayanır. Ermenilerden, Ezidilere, Hıristiyanlardan Müslüman Araplara kadar; yönetimindeki halklara uygulanan zulümde hep devlet haklıdır, ölen insanlar bunu hak ettikleri için ölmüş, tecavüze uğramış, malına el konulmuş veya sürülmüştür.

Her çivi gördüğü yerde eline çekiç alan bu anlayış devleti askeri alanda bir miktar güçlendirse de ekonomi, bilim ve akılcı yönetim anlayışında çökertmiştir. Güçlü bir ekonomi olmadan güçlü bir ordu olmayacağı için Birinci Dünya Savaşı’nda başta İngilizler olmak üzere Batılı güçler ve Ruslara hemen cephede yenilmiş, İstanbul ve Anadolu’nun büyük bir bölümünün Rus yönetimi altına girmesinden ancak Bolşevik Devrimi sayesinde kurtulmuştur.

Ama ondan önce ağır bedeli Balkanlar’da ödemiştir. Toplumsal gerçekle yüzleşmeyen, zamanın ruhunu kavrayamayan yönetim anlayışı önce Balkanlar’da çökmüş, Osmanlı en ağır yenilgileri bu coğrafyada yaşamıştır. Sadece askeri yöntemlere dayanan yaklaşımı Batılı güçler ve Rusların sorunun bir parçası olması sonucunu doğurmuş, bağımsızlık peşindeki halkların azmini pekiştirmiştir.

Bu sürekli değişen ittifaklar ve ortaklıklar zemini hep Osmanlı aleyhine işlemiş, Edirne’yi bile kaybetme noktasına getirmiştir.

Bugünün Ortadoğu’su bir anlamda 19’uncu yüzyıl başı Balkanları’na benzemektedir. Bölgenin en önemli halkı Kürtlerde ulusal bilinç uyanmış durumdadır. Rojava’nın işgali ise Kürt bilincini derinden etkilemiş ve biçimlemiştir. Çetin Gürer’in Ahval’deki yazısında gerçekçi bir biçimde yaptığı tespit doğrudur:

“Dört parçada ve diasporada yaşayan Kürtler, Türkiye’nin önce Afrin ve daha sonra Serekani ve Gre Spi’ye saldırılarını, Kürdistan’a dönük bir saldırı olarak yorumlayıp okudu. Kürdistan tasavvuru, farklı parçalarda yaşasa da, farklı Kürt partilerinin taraftar ve sempatizanı olsa da, neredeyse tüm Kürtleri ‘Kürdistan’ fikri konusunda bir araya getirdi.

...bugüne kadar Türkiye’nin, Suriye’nin, Irak ve İran’ın kendine ait bir iç sorunu olarak “Kürt Sorunu'ndan” bahsedilir ve her parçada ayrı ayrı çözümüne dair perspektifler sergilenirdi. Bu durum aşınmaya başladı.”

Rojava’nın işgali başka sonuçlar da doğurdu: Rusya’yı Türkiye ile sınır komşusu yaptı, Amerika’yı bölgede belirsiz bir süre daha kalıcı hale getirdi, YPG’yi NATO tarafından meşru olarak tanınan bir güce dönüştürdü. Türkiye, kendi demokratik düzeni içinde çözemeyip askere bıraktığı Kürt sorununu uluslararası hale getirmekle kalmadı, Kürt bilincinde de bir kırılmaya neden oldu.

Bunun sonuçlarını yakın bir gelecekte göreceğiz. Ulusal mücadeleler bir insan ömrüne sığmayabilir ve güncel bakış insanı karamsarlığa sürükleyebilir ama dönüp yakın tarihe bir bakmak geleceğe ışık tutabilir.


© Ahval Türkçe

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.