Ara 20 2017

Kürtlere karşı Türkiye-Suriye işbirliği mi?

 

Suriye'de iç savaşın sonuna yaklaşılırken, tarafların Suriye'nin yeniden yapılandırılması ve geleceğinde yer edinebilme çabaları da hız kazanmış görünüyor.

Özellikle Esad'ın Rusya'nın da desteği ile yeniden "en güçlü" siyasi aktör olarak sahneye çıkma çabası, beraberinde savaş boyunca kurulan dengeleri de değiştirme riski taşıyor. 

YPG'nin IŞİD'in temizlenmesinde ve Esad yönetiminin elini rahatlatmada oynadığı role rağmen, Esad'ın yeniden bir aktör olarak ortaya çıkmasının hemen akabinde en önce Kürtleri hedef alması, Kürtlere karşı yürütülecek politikaya dair de ipuçları veriyor.

Esad, ABD'nin ülkesinde IŞİD'e karşı desteklediği Kürt savaşçıları "vatan haini" olarak nitelendirdi.

Bu noktada Gazeteduvar yazarı Fehim Taştekin, bu çıkışın bir politikaya dönüşüp dönüşmeyeceğinin esası teşkil ettiği ve böylesi bir durumda Türkiye'nin en büyük destekçi olacağı tespitinde bulunuyor.

Sözkonusu "hain" çıkışından önce, Taştekin bölgedeki dengelere dair bir fotoğraf sunuyor.

Buna göre, Rakka ve Deyr el Zor’un IŞİD’den kurtarılmasından sonra geriye iki kritik mesele kaldı:

– Birincisi Kürtlerin öncülüğünde şekillenen Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu, bu yapının savunmasını üstlenen Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve YPG’nin omurgasını oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) geleceği. Yani Suriye’nin yarınını şekillendirirken Kürtler ve müttefikleriyle nasıl bir yol izlenecek; çatışma mı, müzakere mi? Bunun yanıtı IŞİD sonrası sürecin de bam telini oluşturuyor.

– İkincisi İdlib. IŞİD’den sonra El Kaide’nin ele geçirdiği en büyük toprak parçasının kurtarılışı da Suriye krizinde kanlı sahnenin son perdesi olarak orada duruyor.

Putin'in, askeri güçleri Suriye'den çektiğini açıklamasının Kürtlerle olası bir silahlı restleşmeden kaçınma ve Soçi-Astana süreci üzerinden siyasi çözüme kapı aralama olarak yorumlayan Taştekin, İblib'in el-Kaide'den temizlenmesi içinin de Türkiye'ye ihale edilebileceği görüşünde.

Öte yandansa ABD, kurtarılmış bölgelerde YPG ile kalmaya devam edecek ve Taştekin'e göre, Kürtler bunu Suriye ordusu ve İran destekli milis güçlere karşı Amerikan kalkanı olarak okumayı tercih ediyor. 

Bu hamleye karşı Rusya da Kürtleri, Türkiye'ye rağmen Astana ve Soçi süreçlerine dahil ediyor. Bunu yaparken de, ABD'nin bölgede uzun süreli varlığının önüne geçilmesi için Kürtler'in gerekli olduğu tezini işliyor. Rusya'nın, Hmeymim’de de Kürtleri doğrudan Şam yönetimiyle masaya oturttuğuna işaret eden Taştekin, "Ama bu denemeden bir sonuç alamadı" diyor.

Taştekin, Esad'ın çıkışıyla ilgili hayati soruyu soruyor:

O halde Beşşar el Esad neden düne kadar teröristlere karşı mücadele eden Suriye vatandaşları diye tanımladığı Kürtleri birden bire hain ilan etti?

Şam’ın Kürtlere bakışı, YPG’nin ABD ile ilişkilerinin boyutunu artırmasına paralel olarak keskinleşti. Tepkinin evrilmesinde bir seyir çizgisi var:

– Kürtler teröristlere karşı kendi topraklarını koruyor. Kürtlerin DAİŞ’e karşı mücadelesi meşru. (Vatanseverlik vurgusu)

– Kürtler bizim verdiğimiz silahlarla DAİŞ’e karşı savaştı. (Ülkeye bağlılık ve minnet vurgusu)

– Suriye ordusu ülkenin bütün topraklarını kontrolü altına alıncaya kadar operasyon bitmeyecek. (Özerklik projesini büyütme, fiili duruma son ver vurgusu)

– Yabancı bir ülkenin çıkarına hizmet edenler, vatan hainidir. (ABD ile işbirliğini bitir vurgusu)

Kürtlerle ilgili ışık, iki noktada turuncudan kırmızıya geçti: Birincisi ABD ile ortaklık; ikincisi kanton sisteminden federasyona geçilmesi.

Asıl önemli olan Esad’ın Kürtlerle ilgili çıkışını bir politikaya dönüştürüp dönüştürmeyeceğidir. Eğer bu minvalde bir politika gelişirse kuşkusuz bunun en büyük destekçisi Türkiye olur. Yine de Kürtlerle savaş seçeneğinin öne alınması çok büyük bir risk taşıyor. Şam’la müzakerenin yolunu açabileceği beklentisiyle Kürtlerin tehdidi hissetmesi bir yere kadar Rusya ve İran’ın da tercihi olabilir. Ama her iki ülke de Kürtlerle çatışmanın ABD’nin bölgeye yerleşmesine bahane olacağını biliyor. O yüzden Astana ve Soçi süreçleri öncesinde Esad’ın ‘aslan’ çıkışı, siyasi sürecin yönünü tayin etme çabası olarak da görülebilir.

 

 

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar