Maaz
Ara 08 2017

'Muhafazakar Kürtler rahatsız'


AKP hükümetinin IKBY’nin yaptığa referanduma yönelik sert tavrı akıllara pek çok soru işaretleri getirdi. AKP’li Kürtler henüz bu durumu anlamlandırmaya çalışırken bu sefer de AKP’nin Kemalistlere yönelik açılımını gördüler. 

Peki, AKP’li Kürtler ne yapacak? Halen AKP’ye oy vermeye devam edecekler mi? Yeni parti arayışları var mıdır? Yoksa bundan sonra HDP, HÜDA PAR, HAK Par gibi Kürtlerin yoğun olduğu partilere mi yönelecek?

AKP ve Kürtlerin ilişkisi partinin yaşı kadar eskiye dayanıyor. 2001'de AKP’nin o dönemki demokratik söylemleri pek çok Kürdün AKP’ye oy vermesine yol açtı.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, televizyonlarda Kürt halkının var olduğunu, dilini ve kültürünü özgürce yaşaması gerektiğini ifade etti.  

Böylece Kürtlerin Erdoğan’a olan sempatisi arttı. Erdoğan, Diyarbakır’da 2005 yılında yaptığı konuşmasında “Kürt Sorunu benim de sorunum!” dedi.

Yine, 1938 Dersim Katliamı'na ilişkin konuşan Erdoğan, devlet adına özür diledi. AKP’nin “iktidar olduğu ama muktedir olamadığı” o günlerde ümmet ve İslam kardeşliği söylemiyle Kürtler yönünü rahatça AKP’ye çevirdi. 

Başta Erdoğan olmak üzere pek çok AKP’li, HDP çizgisini Kemalist ve sol jargon üzerinden eleştirdi. Kürtlerin dindar bir halk olduğuna defalarca vurgu yaptı. 

Yine AKP hükümeti tarafından devreye konulan ‘‘Demokratik Açılım’’ gibi süreçlerde Kürt sorunu başta olmak üzere Kürtler ve Kürtlerin pek çok sorunu konuşulmaya devam edildi. Bu dönemde Kürtçe televizyon ve radyolar bizzat devlet eliyle açıldı.

Kürt coğrafyasına yapılan yatırımlar, havalimanları, OHAL’in kaldırılması, Köye Dönüş Yasası, okullarda seçmeli Kürtçe dersleri verilmesi, üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılması AKP’ye olan sempatiyi bir hayli artırdı.

AKP’nin tüm bu yaptıklarına karşılık Kürtler de AKP’ye oy vererek onu iktidara taşıdı.

Ancak Çözüm Süreci döneminde HDP etkisini artırdıkça AKP’deki Kürt oyları azalmaya başladı. Erdoğan ise Kürtlere yönelik söylemini değiştirmeye başladı. 

“Kürt sorunu benim de sorunum” diyen Erdoğan, artık “Kürt Sorunu yok, Kürt kardeşlerimizin sorunları var” demeye başladı. 7 Haziran seçimlerinde elinde Kürtçe Kur’an-ı Kerim ile meydanlara indi. 

Bu durum Kürtlerin tepkisine yol açtı ve hatta bir kısmının oyunu AKP’den HDP’ye kaydırdı. Böylece AKP, iktidar olma şansını kaybetti. 
Ardından gelen 1 Kasım seçimlerinde taktik değiştiren AKP, giden Kürt oyların bir kısmını geri aldı ve tekrar iktidar oldu. Ancak hükümetin HDP’yi suçlaması bitmedi.

AKP, Kürtlerin dindar bir halk olduğunu, HDP’nin Kürtleri İslamiyet’ten uzaklaştırmaya çalıştığını vurguladı. HDP’yi Zerdüşt, Kemalist olmakla suçlayan AKP’liler, Kürtlerle kardeş olduklarını söylediler.

AKP’nin düştüğü “değerli yalnızlık” günlerinde dahi onun bölgedeki yegâne müttefiki IKYB Başkanı Mesut Barzani idi. 

Barzani ile pek çok antlaşma yapan Erdoğan, 2015 yılında Mesut Barzani, Şivan Perwer ve İbrahim Tatlıses gibi meşhur Kürtlerle beraber Diyarbakır’da halkın karşısına çıktı. 

Erdoğan orada yaptığı konuşmasında Kürtlerin daima yanında yer alacaklarını söyledi. Fakat iş gerçeğe dönüşünce AKP söylediğinin tam tersini yaptı. 

Barzani’nin çağrısıyla IKYB de yapılan referanduma sert bir şekilde karşı çıktı. AKP’nin tavrına bir anlam veremeyen Kürtler ise Barzani’ye destek vermeye devam etti. 

AKP’li bazı vekiller dahi Kürtlerin kararına saygı duyulması gerektiğini söyledi. AKP’nin Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu bunların en başında geldi. İktidarın ve iktidara yakın basının Kürtlere yönelik söylemi AKP’li Kürtler başta olmak üzere tüm Kürtleri üzdü.

Ancak daha referandum suları durulmamışken AKP, Atatürkçü bir söyleme yönelmeye başladı. Oysa bugüne kadar AKP’ye oy veren Kürtler, Kemalizm ideolojisine olan mesafeleriyle biliniyordu. 

Bugüne kadar HDP’yi Kemalistlikle suçlayan AKP’li Kürtler, “Yolumuz Gazi Mustafa Kemallerin yoludur” diyen Erdoğan’ın ve AKP’nin yeni siyaseti karşısında ne yapacaklar? Buna cevap aradık.

Referandum nedeniyle AKP’nin kullandığı dilin bütün Kürtlerde huzursuzluğa yol açtığını belirten HAK-PAR başkanı Refik Karakoç’a göre Kürtlerin zararına olan şeyler Türkiye’nin de zararına olur.
AKP’nin politikalarındaki değişimi MHP’ye ve oy kaygısına bağlayan Karakoç, şu yorumu yaptı:

“Güney’de yapılan referanduma yönelik AK Partinin gösterdiği tepki ve kullandığı dil pek neredeyse bütün Kürtlerde huzursuzluğa yol açtı. Şüphesiz seçimler de bu huzursuzluğun dışavurumu olacaktır. Kürtlerin yararına olan her şeyin AK Partinin ve Ortadoğu’nun yararına olduğunu düşünüyoruz. Kürtlerin kaybı Ortadoğu’nun da kaybı olur.”

AKP’nin Atatürkçü söylemlerinin oy kaygısından kaynaklandığını belirten Karakoç, şöyle devam etti:

“Oy kaygısı partilerin politikalarında bir değişim yapabiliyor. AK Parti, MHP ile hareket ettiği için böyle davranıyor. Kürtlerde yarattığı huzursuzluğu telafi etmek için Atatürkçülerden oy almaya çalışıyor.

Zaten AK Partiyi iki döneme ayırmak lazım. 2010’dan önceki AK parti AB’yi ve demokratik siyaseti savunuyordu. Biz HAK PAR olarak destekliyorduk. Ancak 2010 sonrasında o demokratik kazanımları geri almaya çalışıyor. Biz de karşı çıkıyoruz. AK Parti’deki değişimin sonuçlarını önümüzdeki seçimlerde net olarak göreceğiz.” 

HDP vekili Meral Danış Beştaş ise Kürtlerin eskisi gibi AKP’ye oy vermeyeceklerini düşünüyor. Beştaş’ın bu konudaki görüşü şöyle:, “AKP’ye oy vermiş Kürtlerin artık gerçekleri görme zamanı geldi. Her seferinde Kürtleri aşağılayan, dilini ve kültürlerini reddeden anlayışın en yüksek çıtasını gördük şimdi. Kürtler, AKP’nin kardeşlik söyleminin samimi olmadığını siyasi olduğunu gördüler. Bu yüzden artık bir değil on kez düşünerek hareket edeceklerini düşünüyorum. Eskisi kadar AKP’ye oy vermeyeceklerini düşünüyorum”.

AKP’ye oy veren muhafazakâr Kürtlerin hoşnut olmadığını dile getiren HDP’li Altan Tan ise referandum ve Kemalizm açılımının Kürtlerin hoşuna gitmediğini ifade ediyor.

Tan, “Seçime kadar uzun bir zaman olduğu için hemen bir şey söylemek doğru olmaz. Onu zaman gösterecek. Ancak bugünü değerlendirirsek AK Parti Kürtleri kaybediyor. Hem referandumdaki tavrı hem de Kemalist söylemlerin ikisi de AK Partideki Kürtlerin hoşuna gitmiyor. AK Partiye oy veren Kürtler de bundan hoşnut değil” diyor.
HÜDA-PAR İl Başkanı Şeyhmus Tanrıkulu da AKP’nin kullandığı milliyetçi dilin Kürtleri rencide ettiğini vurguluyor.

Sandıkta bu dilin yansımasının da olacağını ifade eden Tanrıkulu, görüşünü şöyle özetledi:


“Irak Kürdistan’ında yapılan referanduma herkesin saygı duyması gerekir diye bir açıklama yaptık. Çünkü her halkın kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olduğunu düşünüyoruz. 

Ancak AK Parti’nin referandumda kullandığı milliyetçi dil Türkiye’de yaşayan 30 milyon Kürdü rencide etti. AK Partili seçmen tavrını açıkça belirtmedi ama rencide olduğunu sessizce gösterdi. Ama biz yüksek sesle tepkimizi ifade ettik. 

AK Parti’nin milliyetçi ve Kemalist dilinin etkisi sandığa da yansıyacaktır. Özellikle bölgede partimize teveccüh edenler artıyor.” 
PAK Genel Başkanı Mustafa Özçelik ise Kürtlerin alternatif yaratması gerektiğini söylüyor. Özçelik, Kürtler ve AKP konusunda şunları söylüyor:

“AKP'nin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'ın bağımsızlık referandumuna karşı aldığı negatif tutum tüm Kürtlerin gönlünü yaralamıştır. Kemalizme yönelik esnek tutumun aslında 94 yıldır izlenen Türk devletinin geleneksel siyasetinin devamı anlamını taşımaktadır. 

Erdoğan, ‘Kuzey Irak'ta yapılan hatanın Kuzey Suriye'de tekrarlanmasına izin vermeyeceğiz’ derken, aslında tüm Türk partilerinin ortak paydasını dillendiriyordu. 

Türk Devleti B ve C planları olarak CHP ve İYİ PARTİ'yi yedekte tutuyor. Kürtlerin bütün bu partilerden ayrışması ve umut bağlamaktan uzaklaşabilmesi için Kürt ve Kürdistani partilerin alternatif üretmesi lazım. 

Elbette ki AKP bu izlediği Kürt karşıtı siyasette diretirse Kürtler buna gereken tepkiyi göstereceklerdir. Ama Kürtler açısından AKP'nin alternatifi CHP ya da İYİ PARTİ olmamalıdır. 

Bu partilerin tümü de Kürt ve Kürdistan meselesinde temelde AKP ile aynı düşünmektedirler. Kürtler kendi birliklerini oluşturup ayrı bir taraf olarak davranmalıdırlar. 

Güney Kürdistan'da Caferi'den sonra gelen Maliki Kürt düşmanlığında Caferi'yi arattı. Maliki'den sonra gelen Abadi de Maliki'yi arattı. Aynı gerçekliğin Türkiye'de de yaşandığını unutmamak lazım.”

Kürt muhafakar kesimi uzun süredir izleyen yazar Reha Ruhavioğlu, AKP’li Kürtlerin son dönemde bir rahatsızlık içinde olduğunu belirtiyor. Barzani’nin etkisine dikkat çeken Ruhavioğlu şöyle konuşuyor: 

“Türkiye’de muhafazakâr kesimin öteden beri Kürtlere söylediği bir şey vardı, “PKK dinsizdir, Barzanî hareketi gibi bir muhafazakâr hareket olsa bakın işler nasıl değişiyor!” Baktık ve gördük ki mesele Kürtlerin bir hak meselesi olunca dost Barzani de iki günde en az PKK kadar düşman bir pozisyona oturtulabiliyor. Mesele iyice anlaşılmıştır: Kürt meselesine karşı olan tutum için aktörün önemi yoktur, PKK de olsa Barzani de olsa yarın Kürt Hizbullahı da olsa, seküleriyle müslümanıyla Türk toplumu tek bir tepki verecektir, bugünkü tepkisini...

Bölgede AK Parti’nin elinde kalan kesimin ciddi bir Barzani sempatisi var. Çünkü o salt bir kişi değil, bir dini ekolü de temsil ediyor, geleneksel Kürt damarını da.

O yüzden herkes tavrını açık etmese de Ak Parti il başkanlarından tutun, hükümete yakın kuruluşların hemen hepsinin içinde olanlar Barzani’ye karşı bu düşmanlık politikasından ve hakaret ile aşağılamalardan son derece rahatsızdır. Bu insanlar da anlamış olmalılar ki kültürel olarak sorun olmayan Kürtlükleri, politik bir faktör olarak kendilerine kötü bir şekilde hatırlatılıyor.

Ben bugün ciddi bir kırgınlık olduğunu görüyor, duyuyorum ancak siyasette bir küskünlükle çekip gitmiyor seçmen, bardağı taşıran son damlaya kadar sabrediyor.

Bu bağlamda Ak Parti’den bu sebepli kopmaların olabileceğini düşünüyorum ancak çok büyük bir kopuş da öngörmüyorum. Roboskî Katliamı’nı hatırlayın, özür bile dilenmeden mağdurları inciten o sürecin tamamına şahit olanlardan Ak Partiye oy verenler içinde kitlesel bir kopuş olmadı.

Oy oranları kırılma denilecek kadar değişmedi. Ama kişisel olarak gördüğüm şudur; her geçen gün daha çok Kürde politik kimliği hatırlatılıyor ve her geçen gün daha çok insan için bardağı taşıran bir damla hadisesi yaşanıyor. Bu anlamda kırılma olmasa da aşınma sürekli olarak yaşanıyor. Ak Parti ile temsil edilen muhafazakâr anaakım siyasetin Kemalizmle arasındaki buzları eritmesi, hatta aynı kaba girmiş bir görüntü vermeleri Müslüman ve Kemalizmle problemli kesimi rahatsız ediyor ancak bunun pek belirleyen bir faktör olduğunu en azından bölgede gözlemlediğimi söyleyemem.”

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar