NYT makalesi: Kürtler kullandıktan sonra çöpe atılacak müttefikler değildir

Aliza Marcus* - Amerika birleşik devletleri Suriye’de istikrarın tesis edilmesini gerçekten de istiyorsa, Kürtlere sadece silah vermekle kalmamalı, onları siyasi olarak ve pratikte de desteklemeli.

Amerika Birleşik Devletleri geçtiğimiz ay, İslam Devleti (IŞİD) tümüyle temizlenene ve bölge istikrara kavuşana dek Kürtlerin öncülük ettiği savaşçıları destekleyeceğini açıkladı. Bu türden uzun vadeli bir taahhüdün verilmesi son derece önemli olsa da gerçek istikrar ve güvenlik ancak Suriye’nin kuzey doğusunu kontrol eden Kürt yönetimin siyasal olarak da tanınması ve pratikte desteklenmesiyle mümkün olabilir.

Amerika Kürtleri destekliyor ancak Kürtlerle ilişkilerinin, askeri ilişkilerin ötesine geçmesine şimdiye dek izin vermedi. Washington, İslam devleti tarafından kuşatılmış durumdaki Kobani’ye paraşütle ilk silahları indirdiği 2014 senesinden bu yana İslam Devleti’ni yenmeye odaklandı ve Kürt özerkliğine ya da Suriye’de Kürtlerin öncülüğünde bir federasyon kurulmasına destek gibi görülebilecek söylemlerden ve eylemlerden kaçındı.

Bugün, büyük ölçüde YPG olarak bilinen Halkın Korunma Birlikleri savaşçılarının yaptıkları fedakarlıklar sayesinde, İslamcı militanlar, başkentleri ilan ettikleri Rakka da dahil olmak üzere, Suriye’nin kuzeydoğusundaki hakimiyetlerini neredeyse tümüyle kaybettiler.

Deyrizor’daki son İslam Devleti kalesine de Kürt Savaşçıların  ve onların şemsiye örgütü Demokratik Güçlerin saldırısı altında ve yakında düşecek.

Kürtler artık Suriye topraklarının, tahminen 1.5 milyon kişinin yaşadığı dörtte birinden fazlasını kontrol ediyorlar. Bu bölgeleri idare etmek ve halka hizmet götürmek için kendi yönetimlerini kurdular. Kurdukları kurumlar ademi merkeziyetçi ve kapsayıcı bir Suriye vizyonuna uygun olarak kadınların eşit katılımı ve etnik ve dini grupların eşit temsiliyeti kurallarına uygun olarak işliyorlar.

Yönetmek her zaman kolay olmuyor. Kürt resmi rakamlarına göre, polis dışında, 190 bin kişiyi bulan bürokratlar ve diğer kamu görevlileri, genellikle eğitimsiz ve deneyimsiz. Mali kaynakların yetersizliği, İslam Devleti ile sürmekte olan savaşla birleşince, Kürtlerin öncülük ettiği yönetim halka destek olacak hizmetleri sunmakta ve istikrarı sağlamakta büyük güçlüklerle karşı karşıya kaldı.

Kürt bölgesi bunların üstüne bir de komşuları ve dünyanın geri kalanı tarafından uygulanan fiili bir ambargo ile karşı karşıya. Türkiye bölge ile olan sınırlarını kapattı ve hatta bazı kısımlarına betondan bir duvar ördü. Komşu Irak ve Suriye’nin geri kalanı ile ticaret yapma fırsatları son derece kısıtlı.

Birleşmiş Milletler’den ve Avrupa’dan gelen uluslararası yardımlar büyük ölçüde mülteci kamplarına ve Rakka ile Menbiç civarındaki arap Bölgelerine giderken, Kürt bölgeleri görmezden geliniyor. Bu da hem yönetimi zayıflatıyor, hem de ekonomik gelişmeyi felce uğratıyor.

Washington şimdiye dek varolan yönetimi, kontrol ettiği bölgenin meşru idaresi olarak tanımakta çekingen  davrandı, zira YPG ve onun siyasi kolu PYD, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) tarafından kurulmuşlardı. Hem Türkiye hem de ABD PKK’yi bir terör örgütü olarak tanımlıyorlar.

Kürtlerin liderliğini eleştirmek için bir çok haklı sebep var. PYD ve onunla bağlantılı siyasal ve askeri kurumlar Suriye’nin kuzey doğusunda oldukça sıkı bir kontrol tesis etmiş durumdalar. Yönetim muhalif partileri taciz ediyor, öyle ki halen faaliyetlerini sürdürebilen çok az muhalif parti kaldı.

Ancak bir yandan Kürt’lere askeri olarak yardım ederken, diğer yandan onları siyasal olarak görmezden gelmek, ne daha hoşgörülü bir toplum yaratılmasını özendirebilir, ne de istikrarı teşvik eder. Suriye’nin geri kalanında hüküm süren kaosa ve baskıcı diktatörlüğe bir alternatif yaratmanın tek yolu Kürtlerin öncülüğündeki yönetimi tanımak ve onlarla aktif siyasi ilişkiler kurmaktır.

Amerika Birleşik Devletleri, sunduğu desteği, Kürtlerin kontrolündeki bölgelerde daha açık bir sistem kurulmasını zorlayacak bir manivela olarak kullanabilir. Amerika Suriye’nin kuzeydoğusundaki siyasi toplantılara muhalifleri ve bağımsız aktivistleri de katabilir ve yönetimden öz-yönetim idaresi ile bağlantılı olmayan grupların faaliyetlerine engel olan yönetmelik ve kuralları kaldırmasını talep edebilir.

Kürtlerle etkin siyasi ilişkiler kurmak için bundan daha doğru bir zaman olamazdı. Başkan Başar Esad Suriye’nin büyük bir bölümünde kontrolu yeniden eline geçirdi. Gözünü, son olarak, muhaliflerin son kalesi olan İdlib’e dikti. Bu bölgeye yapmayı planladığı saldırı, geçtiğimiz hafta, en azından şimdilik kaydıyla ertelendi. Suriye rejiminin İdlib’e saldırması, bu senenin başlarında Kürt’lerin yerleşik olduğu Afrin’i işgal etmiş olan Türkiye’nin elini zayıflatacağından Kürtlerin işine gelir.

Amerika’dan siyasi destek göremeyen Kürtlerin, Rusya’ya ve Suriye rejimine göz kırpmaktan başka çaresi kalmadı. Temmuz ayında Kürtlerin öncülüğündeki yönetimi temsil eden bir heyet, siyasi bir çözüm anlaşması için müzakereleri başlatmak üzere Şam’a gitti. Ufukta bir anlaşma görülmüyor.

Kürtlerin temel talebi olan azınlık haklarına saygılı, ademi merkeziyetçi bir Suriye, Esad’ın kabul etmek isteyeceği bir şey değil. Siyasi bir anlaşmanın bulunmaması Kürtlerin öncülüğündeki yönetimin istikrarlı kurumlar yaratmasını da güçleştiriyor.

Artık Washington’un Kürtleri, cihatçılara karşı yürütülen savaşta etkili ama kullanıldıktan sonra çöpe atılabilecek ortaklar olarak görmekten vazgeçmesinin vakti geldi. Kürtlerin Suriye’deki deneyleri, eksikleri olsa da, uzun vadede istikrara giden bir yol açabilir.

Amerika Kürtleri tanıyarak ve onlara yardım ederek, Suriye’nin bir kısmını kurtarabilir, Kürtlere Şam’la adil bir çözüm anlaşması yapabilmeleri için gerekli desteği verebilir ve şiddet yanlısı aşırılıkçılara karşı ileride kullanabileceği bir de üs kazanmış olur.

* YAZININ TAMAMINI NEW YORK TİMES'TAN OKUMAK İÇİN TIKLAYIN