Orta Doğu politikasında Kürt kapanı ve Kürtler

Dünya savaşının merkezi haline gelen Orta Doğu’da son birkaç aylık süreç oldukça hareketli geçiyor. Reel gelişmeler ışığında bakıldığında, yeni cepheler, bu cepheler sonucu yeni güç merkezleri ve güç dengeleri oluşuyor. 

Türkiye Libya’da, Azerbaycan’da ve Doğu Akdeniz, Yunan çekişmesinde ofsaytta düşmüş görünüyor. 

Hafter, 18 aya çıkarılan Türk tezkeresine, “askeri güçlerine yöneliriz’’ tepkisinden sonra milli Savunma Bakanı Akar Libya yolunu tuttu. Akar, ’’Böyle bir hareketi yaptıktan sonra kaçacak yer bulamazlar’’ tehditleriyle Hafter’i gölgede bıraktı.

Irak Başbakanı Mustafa Kazımi, 17 Aralık’ta, kalabalık bir heyetle Türkiye’yi ziyaret etti.  Bu ziyaretin Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resmi daveti sonucu gerçekleştiği biliniyor. Ziyaretten kısa bir süre önce, ABD ve Türkiye’nin baskısıyla Başbakan Mustafa el Kazımi, Şengal’i federal güçlere bırakıp PKK politikasına yakın olan Şengal Direniş Birlikleri’ni (YBŞ) temizlemeyi ve Haşd el Şaabi’yi uzaklaştırmayı hedefleyen bir anlaşmayı 9 Ekim’de Kürdistan yönetimiyle imzalamıştı. 

Aynı zaman diliminde ABD, Özerk yönetime, “Suriye’de IŞİD’in işi bitti, PKK çekilsin” baskısını yoğunlaştırdı. 13 Aralık’ta Suriye’yi terk edip Gare Dağı'ndaki kamplarına dönmek isteyen bir grup savaşçıya, KDP Peşmergelerinin müdahalesiyle karşılaştı ve çatışma yaşandı. Gare kampının Türkiye ve ABD’nin desteğiyle Peşmerge’nin ablukası altında olduğunu da hatırlamakta fayda var.
AB’nin Fransa öncülüğünde yürüttüğü Kürtler arası barış müzakereleri, Barzani yönetiminin SDG’yi ABD’ye şikâyet etmesiyle bir nevi sona eriyor. Mesrur Barzani(14 Aralık’ta), ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Joel Rayburn'e “SDG'ye gönderilen askeri yardımların PKK'ye gitmesinin engellenmesi gerektiğini” söylüyor. Daha sonra Barzani, Amerikalılardan PKK-YPG’nin geçişlerini önlemek için Fiş Habur sınır hattına asker konuşlandırmalarını istiyor. Barzani bu talebi 21 Aralık’ta Ortak Görev Gücü Özel Operasyonlar Komutanı Tuğgeneral Guillaume Beaurpere’e iletiyor. Ertesi gün de meseleyi telefonda Pompeo’ya açıyor. (Monitor) 

Mesrur, İnsanlığa karşı işlenecek suçların hepsini işleyen, bunu Türk ordusuyla ortak gurur gerekçesi yapan Suriye Milli Ordusunun (SMO), Ayn İsa’yı Türkiye tarafından temin edilen NATO silahlarıyla bombaladığını, ABD’ye şikayet etme gereğini görmediğini not olarak düşelim. 

ABD Kürdistan’ın bir parçasında (Suriye tarafında), KDP çizgisindeki Kürtleri, PKK çizgisindeki Kürtlerle özerk yönetime ortak etmeye çalışırken, Kürdistan’ın diğer parçasında (Irak tarafında) iki Kürt hareketinin birbirine girmesi için zemin sunuyor. 

Soçi antlaşmasına göre Ayn İsa kapsam dışıdır. Bu anlaşmanın garantörü olan Rusya ve Kürtlerin askeri ‘partneri olan ABD, Orta Doğu’da geniş bir savaş potansiyeli taşıyan bu saldırılara karşı sessiz. 

ABD, İran desteğine sahip Rusya’nın Suriye ve Irak'taki etkisini kırmak istiyor. Bu işte Türkiye’ye ihtiyacı var. Türkiye ise Kürtlerin kazanılmış ve kazanılacak haklarını yok etmek, en azında en alt düzeye indirmek istiyor, ortak payda bu. Ankara-Bağdat görüşmesinin, Erbil-Bağdat görüşmelerini nasıl etkileyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. 

Bu planı boşa çıkaracak bazı faktörler var. Irak ve Türk devletinin içinde bulundukları ekonomik kriz. Kürtlerin Kürdistan sahasında önemli bir güç olması. Güney Kürdistan Bölgesi’nin Rojava ile daha iyi ilişkilere girmesi. Kürt birliğinin daha ileri düzeylere çıkması ve KDP-PKK yakınlaşması Türkiye’yi daha zora sokacak, bu planın uygulanmasını engelleyecek önemli faktörler. Bütün bunlar olursa, Erbil yönetiminin ortaklığı olmaz, Erbil ortaklığı olmazsa, Şengal Anlaşması uygulanamaz. 

Şengal anlaşması Türk devletine, Suriye tarafın da Efrin’den Tel Rıfat’ta, Menbic’ten Fırat’ın doğusundaki Ayn İsa’ya kadar bir egemenlik sahası kurma, Irak tarafında ise, Behdinan, Bradost ve Şengal’den kuzeydeki dağ silsilesine doğru, şengale kadar uzanacak bir alanı kontrol altına alma, Güneydeki askeri üs alanlarına yenilerini ekleme imkânı sunar. 

Her Kürt ve Kürt partisi, Kürt düşmanlarının birlikte hareket etmesi sonucu ortaya çıkacak felaketlere hazır olması gerekiyor. Mesela Güney yönetimi ‘dost” sandığı Türk devletinin Bağdat’la geliştirecek ilişkiler sonucu kendisini bekleyen zor günlere hazır olmalıdır. Çünkü Türk devletinin, Orta Doğu’da Kürtleri temsil edecek hiçbir yapıya tahammülü yoktur. 

Bu politikanın uygulanma şansı, ABD, Rusya, Suriye ve Irak yönetimlerinin iş birliğiyle mümkün. Bu sahada bazı anlaşmalar, ya da ön anlaşmaların sağlandığı görülüyor. Koalisyon güçlerinin başını çeken ABD’nin, Kuzey Suriye’de sağlanan ateşkesin garantörü olan Rusya’nın Türk devletinin işgal saldırılarına karşı sessizliği başka türlü açıklanamaz. Anlaşılan, ABD ve Rusya zımnen bir anlaşmaya varmış. Bunun için Türk devletinin Kürtleri geriletecek saldırılarına sessiz kalıyorlar.

Rusya’nın SDG güçlerine Ayn İsa’yı “Suriye rejimine terk et, etmezsen Türkiye saldıracak’’ tehdidi, ABD’nin bir yandan Rojava’da, KDP çizgisindeki ENKS’yi siyasi ve askeri olarak özerk yönetime ortak ederek Kürt birliğine oynarken, öte yandan Irak-Türkiye iş birliğine aracılık ederek Kürtleri koz olarak kullanması bunu gösteriyor. 

ABD’nin onayını alan Türk devleti, KDP ve PKK’yi savaşa, Bağdat’ı ise, Erbil yönetimi ve PKK’ye karşı pozisyon almaya zorluyor. Bu senaryoda ABD’nin önceliği, Türkiye’yi İran ve Rusya ekseninden uzaklaştırmak, Irak-İran ilişkilerine ise son vermek. Bu hatta Türkiye’yi öfkelendiren Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile olan ortaklığını ise, Kürtler arası savaşa zemin sunarak yatıştırmaya çalışmak. 

Türk devleti, Kürd’e karşı Kürt bariyeri planı için de ABD’den onay almışa benziyor.  KDP’ye bağlı Peşmerge güçlerinin son aylarda Haftanin, Metina, Gare ve Behdinan taraflarında PKK’nin hareket alanlarını daraltacak askeri pozisyona geçmesi, Şengal anlaşması sonrasında Suriye sınırlarında geçişleri önlemek için yeni kontrol noktalarını kurulması ve YBŞ’nin seçeneksiz bırakılması, PKK-KDP çatışmasının tetiklenmesi ve Suriyeli Kürtler arasında diyalogun dinamitlenmesi, Türk devletinin görmek istediği üç sonuç. 

Kürt ulusallık geleneğinden gelen KDP, iktidar olduktan sonra, çok önemli değişim (negatif) geçirdi. 2005’te Hewler aşayiş genel müdürünün evine davetliydik. Bana refakat eden Hewler Belediye başkanı (ismini güvenliği açısından vermeyeceğim), “Biliyor musun bizi davet eden müdür Saddam döneminin en önemli, Chaşlarından’’ demişti. 

İktidar olduktan sonra KDP’nin içinde hatırı sayılır derece bir Chaş kadrosu yer aldı. Bunlar, kişisel çıkarları için zayıf olan bazı KDP’li kadroları da yanına alarak “Chaş’’ zincirini genişletti. Türk devletiyle Kürtlerin geleceği üzerinden iş birliği yapan işte bu Chaşlar. Türk devletinin kurduğu Kürt kapanına yerleştirdiği yem, bu Chaşları çileden çıkarıyor. 

Şu anda kapanın içine yerleşmiş, kendileri için konan yemin tadını çıkarıyorlar. Fakat bu kapanın sonunda kendilerinin de mezarı olacağından haberleri yok. Bütün Kürt şahsiyet ve partilerinin bugünkü ulusal görevi, bu Chaşları teşhir ederek Kürt ulusal birliğini kurmaktır. Bunun dışındaki her çözüm arayışı (‘haklı’ savaş gibi) Kürtleri felakete sürükler.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.