Figen Gunes
Mar 25 2018

Türkler ve Kürtler: Birlikte yaşamdan komşu olarak yaşamaya geçiş

Afrin şehir merkezinin kuşatılmasının ertesi günü, Diyarbakır'ın tarihi ilçesi Sur'un belediye başkanlığını yapmış Abdullah Demirbaş ile buluşuyoruz. 

Diyarbakır semalarından Afrin'e doğru havalanan savaş uçaklarının yoğun hava trafiğiyle, yer yer tüm sesleri boğduğu bir günde, kentin cafeye çevrilmiş villalarından birinde oturuyoruz. Zaman zaman hava hareketliliğinden birbirimizi duymakta zorlanıyoruz.

Oğlunun Afrin'de YPG güçleri ile savaştığını, her an ölüm haberi gelecek diye kaygılı olduğunu söylüyor ve gözleri dalıyor. O sırada mekan sahibi geliyor kucaklaşıyorlar. 

Bahçede ki eski masa ve tarihi kapıyı Sur'da başkanı olduğu süreçte restore edilen, çatışmaların ardından gelen süreçteyse yağmalanan kiliseden kurtarmak amacıyla buraya taşıdıklarını söylüyor. 

Afrin operasyonunun işlerini çok düşürdüğünü aktarıyor. Diyarbakır'da "o kadar orta sınıf olmasa da mekanlar çok değişti sanki artık herkese açık değil gibi" diye yakınıyor eski belediye başkanı.

Sur'dan Afrin çatışmalarına gündeme ilişkin sorularımızı, 2004-2014 yılları arasında Sur belediye başkanlığı yapmış, Türkiye'nin ilk kayyum atanan lideri Abdullah Demirbaş yanıtladı.

 - Son dönemde günleriniz nasıl geçiyor?

Aktif politikada yer almıyorum artık. Bazen makaleler yazıyorum. Aynı zamanda İstanbul'da bir üniversitede uluslararası ilişkiler ve siyaset yüksek lisansı yapıyorum.

- Uzun yıllar aktif politikada yer aldınız. Hükümetin Kürt meselesine güvenlik odaklı yaklaşımlarının ve bastırmasının neyle sonuçlanacağını düşünüyorsunuz?

Kürtler uzun süredir birlikte yaşamayı esas alan bir yaklaşım içindeydi. Özellikle 1990'lı yıllardan bu yana Türkiyelileşme perspektifi ile Kürtler ortan vatan içinde birlikte yaşamayı esas aldılar ve hala onu ısrarla savunuyorlar. 

Bunun kitlesel veya kamuoyundaki güvenilirliği destek oranı gittikçe düşüyor. Eğer bu sorun çözülecekse çözülecek en son nesil biziz. Ama maalesef uygulanan yanlış politikalar ile Kürtler demokratik siyasetin dışına itiliyorlar. 

Böyle kanallar tıkanınca birleşik kaplar teorisi gereği belli alanın boşalması diğer alanın dolmasına neden oluyor. Demokratik siyaset alanı kapatılan Kürtler ve Kürdistaniler iki şey yapıyor; ya bu uygulanan politikaya teslim oluyor ya da isyan edip silahlı mücadele çatışma alanı gibi alanlarda mücadele ediyor. Bu da tırnak içinde Kürtlerin kriminalize edilmesine yol açıyor.

Bu temelde giderek demokratik siyaset alanına olan güven sarsılınca, gençlerde geleceğe dair barışçıl yöntemlerle çözüme dair umutlar azalıyor ve umutları azalan gençler ya siyaset dışında kalıyor ya da yeni alanlara gidiyor. 

Şu anda çoğu kesim sadece gençler değil, silahlı mücadeleyi seçiyor. Bu birlikte yaşamaktan giderek yavaş yavaş komşu olarak yaşamaya geçiyor. Devletin uyguladığı politikalar buna hizmet ediyor.

- Kürt siyasilerin işi daha mı zor bu dönemde?

Bir de bunun yasal değişiklikleri var; demokratik siyaset alanında mücadele eden insanların davalarının sayısına bakalım ve onlara istenen cezalara bakalım bir de silahlı mücadeleye verilen cezalara bakalım.

Şu anda sayısını bilemediğim davalar yüzünden 500-600 yıl ile yargılanıyorum ve benim oğlum da dağda. Şu anda gelse yakalansa en fazla alacağı ceza 14-15 yıldır. 

Bir yanda demokratik mücadelen yana olan seçilmişlere istenen cezaların yüksekliği. Öte yandan silahlı mücadelede yer alanlara verilen ceza; eğer bir eyleme girmemişse örgüt üyeliğinden 13 -14 yılı bulur. Selahattin Demirtaş legal alanda mücadele eden biri ve 300-400 yıl hapsi isteniyor.

Siz demokratik siyasette yer alanlara böyle yaparsınız kim gelir? 

Yasal değişiklikler var, eskiden yardım yataklık suçu vardı cezası 3 yıl 9 aydı. Birisi geliyor sizin evinizde zorla veya isteyerek yemeğinizi yiyor siz ona yardım ve yataklık etmiş oluyorsunuz. Bu hükümet döneminde yasal değişiklik yapıldı. 

Bunu kamuoyuna terörle mücadele yasasında değişim ve gelişim olarak lanse ettiler. Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt üyesi gibi davranmak nedeniyle bu suç 6 yıl 8 aya çıkarıldı. Şimdi demokratik legal alanda ki pek çok kişi bununla yargılanıyor. Demek ki bir değişim yok bir algı yönetimi var. Bu büyük bir çelişki.

- Sizce iki tarafında karşılıklı olarak bir barış süreci başlatma olasılığı var mı bu dönemde?

Neden sonuç ilişkisinde sonuçlar değişmiyor ama nedenler değişiyor gibi gösteriliyor. Aslında dağa çıkaran nedenler ağırlaştırılmış halde devam ediyor. Siz nedenleri değiştirmedikçe sonuçlar değişmeyecek, ama ısrar ve inatla diyoruz ki gelin bu yoldan iki tarafta onurlu u dönüşü yapsın. 

Herkes bulunduğu noktada bir dur desin. Toplumun beklentilerini dikkate alarak devlet yasaları değiştirmelidir; demokratik siyasetin önünü tıkayan yasalar değişmeli. Sivil toplum kalmadı önce devlet çağrı yapmalı. 

Bu gidişat kimseyi kurtarmayacak. Bu yaklaşımlar sorunu çözmeyeceğine göre 40 yıldır denenmemiş tek yol kalmış; barış. Faili meçhuller göç ettirmeler denendi. Çatışmaların en yoğunlaştığı dönem aslında barışa en yakın dönemdir

- Size atanan kayyum ile şimdikilerin farkları var mı?

2007 yılında kayyum atandığında da seçim yapılmadı. Yasalar gereği altı ay içinde seçim yapılması gerekiyordu fakat iki yıl ertelediler. O arada yasal değişiklik yaptılar Sur Belediyesi sınırlarında olmayan iki AKP'li bölgeyi Sur'u kazanmak için Sur'a bağladılar.

Seçim hilesi yaptılar halbuki o iki mahallede çöp toplamak için iki sınırdan geçiyorsunuz. Ama ona rağmen seçimlerde kazandık. Şimdi de kayyum atadılar seçim yapmadılar aynı. Bu Türkiye'nin gelişmesine yönelik değil. Demokrasi karşıtının da yaşam hakkı olduğunu bilmektir.

Geçmişte ki kayyum uygulaması ile şimdi ki arasında tek fark var sayı farkı, o dönemde tek belediye idi şimdi yüze yakın. Kayyum iki buçuk yıl yönetimde kaldı ama seçimlerde yüzde 10 oyumuz arttı. İsterseniz Diyarbakır'ın yollarını altından yapın insanlar iradenin zorla alındığını unutmazlar.

Bu hükümetin sloganı vardı: atanmışlar seçilmişler üzerinde vesayet sahibi bunu ortadan kaldırmak için geliyoruz. Şu anda mevcut durum atanmış irade Diyarbakır'da seçilmiş iradenin üstünde, geçmişte mazlum olan şimdi eleştirdiğini yapıyor.
 
Türkiye'de kayyumlar ile ilgili yasa çok net fakat ülkenin bir yakasında başka diğer yakasında başka uygulanıyor, seçim yasası kayyumun ardından altı ay içinde seçime git veya meclis kendi içinden bir belediye başkanı seçer diyor. İstanbul'da böyle yapıldı, ama burda yapılmadı. İşte bu demokratik siyasete olan inancı azaltıyor.

 - Bölge kürtlerinin bir araya gelmesi yönünde herhangi bir adım var mı?

Demokratik bir Türkiye'de eşit yurttaş olarak yaşama şansı halen var. Böyle bir Türkiye Ortadoğu'da model olur. Dört bir yandaki Kürtler demokratik bir Türkiye ile buluşursa, sınırsızlaştırmanın olduğu AB gibi kurulmuş bir ortamla Türkiye yaşam ve demokrasi anlamında, Ortadoğu'da model bir ülke olur. 

Şu an Türkiye daralmış, uluslarası anlamda hamle yapamayan bir noktada. Türkiye izole ediliyor. Hükümet bu sınırların belirsizleşmesini sağlamalı. Kopenhag kriterleri yerine Diyarbakır kriterleri olabilir. Hükümet Kürtleri bastırmak yok etmek yerine onlarla tarihsel bir ittifak yapmalı. Artık yok et mantığı yerine yaşa ve yaşat mantığı olmalı.

-Kürt gençleri radikalleşiyor mu?

Evet maalesef, kendi oğlumdan örnek vereyim. Benim oğlum demokratik siyasete olan inancını bize yapılan uygulamalar nedeniyle yitirdi ve gitti. Bu kadar basit. 

Ben 2009 yılında ceza aldım karşıma geçti dedi ki sen yolsuzluk yapmadın adam öldürmedin ama ceza aldın. Bir gerilla annesi ile asker annesinin göz rengi farklı olsa da gözyaşları aynıdır demiştim. Bu sözümü ardından gelen zamanda Cumhurbaşkanı da söyledi. Ama ben ceza aldım bu söylem üzerine.

- Afrin'i kaybetmenin etkileri ne olur?

Afrin’de yaşayanların akrabası burada yaşıyor, Türkiye'nin sınırları cetvelle çizilmiş. Aynı aşiretten aileler farklı yakalarda kalmış. Bu tarafta yaşayanlar akrabalarının öldürülmesine sessiz kalamaz. Burayı yaralar. Orası tümüyle alınabilir ama bu doğru bir sonuç mu?

 - Bir süredir İstanbul'da yaşıyorsunuz. Buraya geldiğinizde gözlemleriniz neler?

İnsanlar çok sessiz şu anda, yüzlerine bakıyorum gülmüyorlar. Çözüm sürecinde sokaklar cıvıl cıvıldı. Üç yıl önce yatırımcılar geliyordu şimdi gelmiyorlar, Türkiye genelinde sermaye kaçışı var. İstanbul'da yaşıyorum Kapalıçarşı'ya gidiyorum 600 dükkanın boş olduğunu söylüyorlar. Bu önemli bir veri. Bunu insanlar görmeli.

- Kürtler siyasette nasıl temsil edilecek?

Şu anda insanlar bunu merak ediyor, Belediye başkanlarım vekillerim giderse, sivil toplum işlevsizleşirse ne olur? Belki insanlar kafasında karar vermiş ama bilmiyoruz; ya mevcut durumu kanıksar geriye çekilirler güç ortaya çıktığında geri dönerler ya da buna isyan ederler. 

Bu isyanın yöntemi başka alanlarda kendini göstermedir. Veya teslim olurlar. Ama teslim olan da teslim olunan da vurulup düşürülür. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Umarım bunlar yaşanmadan onurlu bir U dönüşü yapılır.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar