Ergun Babahan
Ağu 19 2019

Türklerin demokrasi ve hukukla sınavı

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi kendilerinden bekleneni yaptı ve Kürtlerin büyük farkla kazandığı üç ile kayyım atadı. Herkesin vurguladığı üzere bu kendisine demokrasi diyen bir sistemin iflas ettiğinin ilanıdır. Daha da vahimi, Türkiye’nin en temel meselesi olan Kürt sorununu demokrasi ve hukuk içinde değil şiddetle çözme tercihinin dışa vurumudur.

Kürt meselesi Türkiye’nin en yakıcı sorunu bugün için. Demokrasisini, hukukunu ve ahlakını çürütüyor. Devletin bekası adına, insanlığın tüm değerleri ayaklar altına alınıyor. Toplum AKP’nin tek taraflı medya bombardımanıyla muhalefet eden herkesin terörist olduğuna ikna edilmiş bulunuyor ve edilmeye de teşne açıkçası.

Türk toplumu çevreden sandığa uzanan bir yelpazede seçici bir tepki veriyor ve Kürt’ü ve uğradığı haksızlıkları görmezden gelmeyi tercih ediyor. Kazdağları için kıyamet koparırken Hasankeyf’in vahşi bir şekilde sular altında bırakılmasına veya Dersim’in doğasının katline sessiz kalıyor. Kimse Hasankeyf’e veya Dersim’e konser vermeye gitmiyor.

İstanbul seçiminin iptali infiale yol açıyor ama yüzde 60 ve üzeri oy almış üç belediye başkanının hiçbir hukuki temeli olmayan keyfi bir kararla görevden alınmasına gerekli tepkiyi görmüyor.

Oysa ülke kendisine 1915 utancını yaşatan zihniyetin eliyle benzer bir felakete sürükleniyor. Devlet kendi topraklarını işgal etmek, bombalamak ve bir bölge halkını terörist ilan ederek kazanması imkansız bir savaşa girmiş görünüyor.

Bölge gençlerine “Sandık, demokrasi çözüm değildir. En iyisi dağa çıkın” mesajı verilip şiddet teşvik ediliyor. Savaşta ısrar ise ülkeyi baştan aşağı çürütüp inanılmaz bir yıkıma sürüklüyor.

Bu aklın ülkeyi getirdiği nokta ortadadır: Suriye’de hem Amerika ile hem Rusya ile çatışma noktasına gelinmiş bulunulmaktadır. Rusya, İdlib’te Türkiye’nin cepheye sürmeye çalıştığı cihatçıları havadan vurmuş, Ankara cılız bir tepki ile yetinmek zorunda kalmıştır.

Fırat’ın Doğusu’nda Amerika’nın tavrı bölgeye askeri müdahaleyi imkansız bir noktaya getirmiştir. IŞİD’in Afganistan’dan Nijerya’ya uzanan coğrafyada yeniden canlanmaya başlaması Suriye’nin istikrarının önemini daha da arttırmıştır.

Irak’ta büyük gürültüyle başlatılan Pençe Harekatı’nın bedeli ve gidişatı belirsiz hale gelmiştir. Irak merkezi devletinin Peşmerge ile birlikte sınır güvenliğini sağlama görevini üstlenme çabaları Ankara’da panik yaratmıştır. Kış mevsimi yaklaşırken orada oluşturulan güvenlik noktalarının geleceğinin ne olacağı bilinmemektedir.

Türkiye şu anda teknolojik üstünlüğüne güvenerek savaşa karar vermiş görünüyor ancak Yemen’den Libya’ya kadar geniş bir coğrafyada devlet dışı unsurların insansız hava araçları teknolojisinde gösterdiği gelişmeyi görmezden geliyor. Bu üstünlüğün sürekli ve tek taraflı süreceğine inanmak safdillik olur.

Bu savaş, Öcalan’ın barış çağrısı ve Ali Babacan önderliğindeki muhalefetin örgütlenme çalışmalarını yoğunlaştırmaya başladığı döneme denk gelmiştir. Saha araştırmaları partinin en az yüzde 20’lik bir oy potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir ve parti kurucu kadroları içinde Kürt meselesinin müzakere yoluyla çözülmesi için çaba harcamış kişiler ağırlıktadır.

Bu açıdan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kayyım atama kararına karşı çıkmış olması önemli ve değerlidir çünkü devletin birliğini ve bütünlüğünü temsil etmiş bir kişi olarak tavır almıştır. Devlet içinde sadece güvenlikçi zihniyetin hakim olmadığını göstermektedir. 

Muhalefet bu kaotik ortamda toplumu yönlendirmekle yükümlüdür. Bunun ilk yolu, demokrasiye ve hukuka sahip çıkmaktır. İnsanların siyah transporterlarla kaçırılıp işkenceye tabi tutulmasına da, Kürtlere terörist muamelesi yapılmasına karşı ses yükseltmekle olur. Hak ve hukuka, insan onuruna sahip çıkmanın, ortak değerlerde birleşmenin terörizm olmadığını korkmadan, usanmadan anlatmak gerekir topluma.

Kürt halkı son yerel seçimde bütün büyük illerde muhalefet adaylarını destekleyerek totaliter sisteme karşı mücadelede büyük rol oynadı. Şimdi sıra Türklerde. Yarın Ankara veya İstanbul’a el konulacağı endişesi ile değil, Kürtlerin iradesine ve demokrasiye saygıdan yapmalı bunu. Yarın çok geç olabilir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.