Yeni Kürt sağı - Müge Küçükkeleş/Selim Koru

Türkiye’deki Kürtler arasında ortaya çıkan sağcı siyaset tarzı, kendisini hem Türk devletine hem de PKK’nin sol-kurtuluş mitolojisine muhalif olarak tanımlıyor. Bu hareketin ülke siyasetini altüst edebileceği öne sürülüyor.

Newlines dergisinde Müge Küçükkeleş ve Selim Koru tarafından, “Yeni Kürt sağı” başlığıyla kaleme alınan makalede, özellikle HDP’nin Boğaziçi gösterilerine destek vermesinin Kürtler arasında tartışmalar yarattığına işaret ediliyor.

Avukat ve siyasi yorumcu Sıdkı Zilan’ın 2 Şubat tarihli Twitter paylaşımındaki, “Kürtler ve Kürt gençleri bu kavgadan uzak durun; ne üniversite senin, ne rektör senin baban, ne devlet senin, ne de hükümet senin... Kürtçe eğitim için, halkımızın özgürlüğü için terle; ayrıca bu işte iktidar kavgası ve manipülasyon da var; iktidara gelecek olan da sen değilsin” sözlerine dikkat çekilen yazıda bu düşünce tarzının sosyal medyada çok belirgin hale geldiği, Kürt hareketinin sol destekçilerinin buna yanıt verme ihtiyacı hissettiklerine işaret ediliyor.

Tutuklu HDP Milletvekili Leyla Güven'in kızı gazeteci Sabiha Temizkan’ın buna karşılık attığı twitte, herhangi bir kişinin hakkını değil doğru olanın hakkını savunduklarını belirterek karşılık verdiğine işaret edilen yazıda, HDP geleneğinden gelen Kürtlerin, Kürtlerle ilgili olmayan sorunlara dahil olduklarında kendilerini daha fazla açıklamak zorunda kaldıkları, son olarak Türkiye'nin kuzeybatısındaki çevreye zararlı bir altın madeninin inşasını protesto ettiklerinde de bazı Kürtler tarafından azarlandıkları ifade ediliyor.

“Barajlar ve diğer inşaat projeleri Kürdistan bölgesinin tarihi ve doğal güzelliklerini yerle bir ettiğinde Türk müttefikleri neredeydi? Bu, Türkiye’nin Kürt siyasetinde Kürt siyasetinin yelpazesini sağa doğru çeken daha geniş bir eğilimi yansıtıyor” ifadelerinin kullanıldığı yazıda bu gelişmenin önemini anlamak için önce Türkiye Kürtleri arasında sol siyasetin ne kadar baskın olduğunu anlamak gerektiğine işaret ediliyor.

Soğuk Savaş döneminde Kürtlerin Marksist gelenekle özdeşleştiğinin anlatıldığı yazıda, 1970’lerin sonlarında kurulan PKK’nın Türk devletiyle savaşmaya başladığı, Türkiye içinde hızla diğer tüm Kürt gruplara hükmettiği ve daha sonraki on yıllar boyunca ülkedeki Kürt siyasetinin tonunu belirlediği aktarılıyor.

1999’da PKK Lideri Abdullah Öcalan tutuklanmasının örgütü Ortodoks Marksist duruşundan daha ilerici-toplulukçu bir modele geçişi tetiklediği de belirtilen yazı şöyle devam ediyor:

“2000'li yıllar boyunca, PKK siyaseti Türkiye'den ayrılmaktan bölgesel özerkliğe veya kendi içinde “demokratik özerkliğe” ulaşmaya doğru gelişti. Bu arada, aşiret liderlerinden, din adamlarından ve diğer muhafazakarlardan oluşan Kürt sağı ise geleneksel olarak Türk merkez sağ partilerine destek verdi. Bu destek, PKK'nın Kürt bölgelerinin toprak sahibi sınıflarına yönelik oluşturduğu tehditten kaynaklanıyordu. 1990'larda Kürt sağı desteğini Türk İslamcı partilerine kaydırdı. Burada kendilerini İslami "Ümmet"in yoldaş tebaası olarak görebilirler ve Kemalist devletin laik ve milliyetçi dayatmalarına meydan okuyabilirler.

Kürt sağı… devletin korumasını kazanmak için Kürt kimliğini inkar etmeye istekliydi.”

 2 binli yıllardaki AKP hükümetleriyle birlikte Kürt sağının, Erdoğan‘ın seçim tabanının sessiz bir bileşenini oluşturduğunun altı çizilen yazıda bu durumun onlara muazzam kaynaklara erişim sağlasa da, 1990'larda elde ettikleri kritik üstünlüğün kaybedilmesi anlamına geldiği belirtiliyor.

2010'ların başında, Kürt siyasetine iki önemli olayın damga vurduğuna işaret edilen yazıda bunlardan birinin AK Parti‘nin PKK ile barış sürecine girmesi, ikincisinin ise Kürt hareketinin son reenkarnasyonu olarak HDP’nin kurulması olduğuna vurgu yapılıyor.

Türkiye’deki Kürtlerin kabaca yarısının HDP’ye, diğer muhafazakar yarısının ise AK Parti hükümetine oy verdiği aktarılan yazıda HDP‘nin seleflerinin hepsinden daha çok Türkiyeli bir parti hüviyeti kazandığının da altı çiziliyor.

HDP’nin izlediği ilerici siyaset ile Kürt davasının kaynaşmasını temsil etmeye başladığı, yeni bir kimliğin, Kürt hareketinin 2015 yılında parlamentodaki en büyük üçüncü parti haline gelmesinin önünü açtığına değinilen yazıda,“Bu aynı zamanda HDP'yi Erdoğan hükümetinin milliyetçi vizyonunun önündeki en büyük engel haline getirdi“ deniyor.

Yazının devamında ise hükümetin 2015 yılından itibaren Kürtlerle sürdürülen barış sürecini terkederken, PKK’ya karşı yürütülen savaşın Türkiye içinden Suriye ve Irak‘a kaydırıldığı, Türkiye içinde de HDP’ye yönelik muazzam baskıların sergilenmeye başladığı belirtiliyor.

Yazıda, “Kürt siyasetindeki bu krizin ortasında yükselen bir sağcı söylem tarzı var. Artık iktidardaki Türk sağ koalisyonunun sessiz ortağı olmaktan memnun olmayan yeni Kürt sağı, kendisini hem Türk devletine hem de PKK’nın sol kurtuluş mitine karşı tanımlıyor” şeklinde görüşlere de yer veriliyor.

Geleneksel Kürt sağından farklı olarak bu yeni akımın Ankara merkezli siyasetle ilgilenmediği, Ankara'dan uzaklaşıp özerk bir şekilde gelişmeye çalışan kültürel bir söylem olduğunun altı çizilen yazıda, “Kürt ulusal bilincini güçlendirmeyi ve son zamanlarda yaralanmış özgüvenini iyileştirmeyi hedefliyor. AK Parti ile hayal kırıklığına uğramış İslamcılardan, pan-Kürt milliyetçilerinden ve dini açıdan muhafazakar liberallerden oluşuyor, ancak etkisi bu çevrelerin ötesinde, HDP topraklarına kadar uzanıyor” şeklinde iddialarına yer veriliyor.

Yazıda bu yeni çıkışın ideolojik alt yapısı ise şu şekilde tanımlanıyor: Evrenselci ideolojilerden tükenmiş Kürtler için bu, içe dönük bir çağrıdır. Diğer milliyetçilik biçimleri gibi, özgünlük özlemi, geleneksel değerlere, etnisiteye, ulusa, dine ve bir güç kaynağı olarak devletin önemine vurgu vardır. Diğer birçok milliyetçiliğin aksine, bu noktada saldırgan fantezilere kapılmıyor.”

Bu anlatıda vatansızlığın tüm Kürt sorunlarının kaynağı olduğu ve bir Kürt devletinin tüm çözümlerin başlangıcı olduğu öne sürülen yazıda, “Türklerin bir devleti ve onu takip eden askeri, eğitim ve diğer kurumları var. Kürtler ise bu yapının içinde yaşamaya ve bireysel haklara kavuşmak için başka bir ulusun iyi niyetine güvenmek zorunda kalıyor“ deniyor.

Yazının devamında şu ifadeler kullanılıyor: Bu anlatı içerisinde HDP, giderek artan bir şekilde kendini inkar kültürü olarak görülüyor. Seçmen tabanı ezici bir çoğunlukla Kürt, ancak kendisini Türkiye Kürtlerinin temsilcisi olarak göstermeyi reddediyor. Solcu ve evrenselci vizyonu, Kürtler için ayrı bir devlet ihtiyacının ötesine geçtiğini iddia ediyor ve millet veya millet teriminden dikkatle kaçınarak, tüm halklar için Türkiye'de demokratik, kurallara bağlı bir yönetişim arıyor.

Her zaman yönetici pozisyonları için kadın ve erkek eşbaşkanlar (parti başkanları, belediye başkanları vb.) vardır ve son iki erkek eşbaşkan Kürt değildir.

Genç Kürt sağının anlatımı buna bir tepkidir. Kürtlerin neden Türkiye’nin demokratik mücadelesinin yükünü çekmesi gerektiğini soruyorlar?

HDP’nin Kürt üyeleri hapishanede çürürken, Türk üyeleri neden özgürce dolaşıyor? Türk köylüleri Sakarya ilinde mevsimlik Kürt işçilere saldırdığında, Türk solcular buna neden ırkçılıktan ziyade sınıf çatışması demek zorunda hissediyorlar?”

PKK kültürünün büyük bir kısmının "şehitliği" en yüksek fedakarlık olarak kabul ederken, sağın daha dünyevi bir öneride bulunduğuna da vurgu yapılan yazıda şunlar aktarılıyor:

“PKK’nın silahlı mücadelesini küçümsememeye dikkat ediyor, ancak Kürtlerin hayatını kaybetmesine sembolik ve biraz da gizli bir itiraz getiriyor. Sağ böylelikle yeni oluşan Kürt orta sınıfını - HDP içinde giderek daha önemli hale geliyor - solun radikal siyasetinden uzaklaştırıyor. Diyarbakır'da yaşayan ve geçmişte HDP siyasetinde aktif olan 30'lu yaşlarında bir adam, ‘Bir halkın her zaman fedakarlık yapmasını bekleyemezsiniz. Bu nesil savaşmak istemiyor. Kendisi için güzel şeyler istiyor.’

Diyarbakır'da bir başka genç de şöyle diyor: ‘Sürekli ölümden söz etmekten yoruldum. Öleceksek Kürdistan için ölmeliyiz. Türkiye demokratikleşsin diye ölmek istemiyorum.’ Buradaki ‘biz’, değeri orta sınıfın rahatına kavuşmakla artan Kürtlerin kolektif yaşamına, kaybedecek bir şeye sahip olmalarına atıfta bulunmaktadır.”

Bu duyguların, Rawest Research şirketinin yakın zamanda yaptığı ve Türkiye’deki Kürt gençleri arasında silahlı bir mücadelenin parçası olmak istemedikleri anlamına gelen bir “radikalleşmeden uzaklaşma” sürecine işaret eden bir araştırmayı da yansıttığına işaret edilen yazıda, “Çalışma, bu sürecin Kürt kültürel kimliğini pekiştirme eğilimi ile el ele gittiğini ortaya koyuyor. İstanbul’un bir muhalif belediyesi Kürtçe dil kursu açtığında mesela saatler içinde doldu” deniyor.

Kürt sağının HDP'ye sandıkta meydan okumaktan daha ziyade, onu değiştirmekle ilgilendiğine de vurgu yapılan yazıda, “Türkiye'de demokrasi için siyasi mücadelenin aciliyetinden bir adım geri atıp içe dönmeyi hedefliyor. Bu, Türkiye'deki demokratik mücadelenin basın özgürlüğü, üniversite bağımsızlığı, çevrenin korunması gibi parlama noktalarından uzaklaşıp Kürdistan alanına yönelmek anlamına geliyor.

HDP’nin en önemli yumuşak karnı Kürtçenin teşvik edilmemesidir. Parti okullarda Kürtçe eğitimini desteklese de bu önceliği olmadı“ ifadelerine yer veriliyor.

Yeni nesil şehirli Kürtlerin genellikle hiç Kürtçe konuşmadıkları, bunun da Kürt aydınları arasında Kürtçenin daha fazla Türk asimilasyonu karşısında ölmekte olduğu korkusuna yol açtığına işaret edilen yazıda, bu durumun Kürtçe edebiyatı ve dil eğitimi ile ilgili kampanyaların yanı sıra Kürt kültürünü ve tarihini canlandırmayı amaçlayan sayısız Kürtçe web sitesi, podcast ve dergi patlamasına yol açtığına işaret ediliyor.

Makalenin sonunda özetle şu ifadelere yer veriliyor:

“HDP üzerindeki baskı sadece gençlik hakkından gelmiyor. Son birkaç yıldır birçok sol görüşlü Kürt aydın da partiyi eleştirdi. Türklerle bir arada yaşama konuşmalarının sadece Kürdistan’ın Türk hegemonyası içindeki sömürge statüsünü maskelemeye ve sürdürmeye hizmet ettiğini ileri sürüyorlar. Hem Kürt solunun hem de sağın hemfikir olduğu şey, siyasetlerinin Kürt kimliğine karşı daha duyarlı olması ve daha az Ankara merkezli olması gerektiğidir.

HDP'ye yaklaşımları ise farklılıklarını ortaya koyuyor. Büyüyen ve gençleşen Kürt hakkı için HDP, Kürtlerin Türklerin egemenliği paylaşabileceğini düşündüğü saf geçmişin bir kalıntısıdır.

HDP hükümetin baskısından (büyükse) kurtulursa, Kürt siyasetindeki değişim, eninde sonunda yapısına ve yönüne yansıyacaktır. Bu değişiklik aynı zamanda Türk solunu yeni bir örgütsel yapı içinde olgunlaşmaya zorlayabilir. HDP'den milletvekili seçilen tanınmış Türk solcu Ahmet Şık, partinin sol çehresini vurgulayanlar ile Kürt yanlısı çehresini vurgulayanlar arasındaki iç anlaşmazlıklar nedeniyle partiden ayrıldı. Şimdi bağımsız bir milletvekili olan Şık bir röportajda, Türkiye’nin ‘CHP ile HDP arasında olacak bir parti’ye ihtiyacı olduğunu söyledi.

Fikir, muhalefet çevrelerinde büyük bir ses getirdi, ancak henüz somut bir şey ortaya çıkmadı. Şimdilik, Türkiye’nin ilericileri hala Kürt hareketine vagonlarını bağlıyorlar. Ancak hareket onları daha ileri götürmeye istekli olmayabilir.

Bu arada, sağcı Kürt partileri kurma girişimleri var, ancak bunlara resmi statü verilmesi pek olası değil. Kürt Demokrat Partisi'nin (KDP) bir toplantısında, lideri Reşit Akıcı, neden yeni sağ partilere ihtiyaç duyulduğunu anlattı:

‘Seçmenler muhafazakar olduklarını ancak oy verebilecekleri bir partilerinin olmadığını söylediler. Bu partiyi seçmenlere üçüncü bir alternatif vermek, onlara AKP ve HDP'den bağımsız bir alternatif vermek için kurduk. Hedefimiz federasyon, Kürdistan Federasyonu’.

Türk KDP, Kuzey Irak'ta Kürdistan Demokrat Partisi ile aynı çizgide kurulan bir dizi partinin sonuncusu oldu. Selefleri gibi, önemli bir halk desteği olmayan çok küçük bir ekiptir.

İslamcı-Kürt İnsan ve Özgürlük Partisi (PIA'nın kısaltması Kürt Partiyâ İnsan for Azadi), yükselen Kürt sağına hizmet veren bir başka örgüttür. Kürtlerin kültürel haklarını savunuyor ve Türklerle ‘gönüllü birlikteliğe’ inanıyor, bu da Kürtlerin özerklik, federasyon ve bağımsızlık hakkını saklı tutacağı anlamına geliyor. Aynı zamanda, bir sivil toplum kuruluşundan siyasi bir aktöre dönüşmeyi amaçlayan küçük bir ekip. KDP'nin Şubat 2020'de, PIA'nın ise üç yıl önce İçişleri Bakanlığı'na başvurduğu bildirildi. Hiçbiri bir yanıt almadı ve alırlarsa da olumlu bir yanıt olma ihtimali çok düşük.

Kürtlerin çoğu yakın zamanda HDP markasından vazgeçmeyecek. Bu tür Kürdistan partileri kurulur ve büyürse, HDP'den bir miktar oy alabilirler ama daha çok muhafazakar Kürt oyu alan AK Parti hedefleri olacak.

Muhtemelen bu yüzden hükümet bu tür aktörlerin en küçüğüne bile izin vermiyor. Erdoğan Kürt oylarının AKP‘yi terk edecekse, Kürtler yerine muhafazakar Türk muhalefet partilerine gitmeleri gerektiğini düşünebilir. Aksi takdirde, sol ve sağ partileriyle ayrı bir Kürt siyaseti alanı oluşacak ve Kürtler ile Türklerin kültürel ayrılığının ilerleyebileceği daha fazla kanal yaratacaktır.

AKP uzun zamandır Türkiye’nin “gerçek Kürtlerinin” temsilcisi olduğunu iddia ederken, PKK geleneğindekilerin tanrısız yıkıcılar olduğunu ve etkilenebilir vatandaşların zihnini zehirlediğini savunuyor. Yeni Kürt hakkı ortaya çıktıkça bu anlatıyı sürdürmesi daha zor olabilir.“

 

Haberin orijinaline buradan ulaşabilirsiniz