Soçi mutabakatı: Suriye’de ipler artık Putin’in elinde mi?

Türkiye ile Rusya arasında Suriye’nin kuzeyine yönelik anlaşmaya varılan mutabakatın ne anlama geldiği ve Suriye’deki denklemi nasıl değiştireceğine ilişkin değerlendirmeler devam ediyor. Evrensel yazarlarına göre mutabakatın Suriye’ye etkisi şöyle:

İhsan Çaralan (Evrensel):

Adana Anlaşması sadece sınır güvenliği konusunda kimi “çözümler” sunan bir anlaşma değildir. Tersine bugün Türkiye’nin Adana Anlaşması’na “evet” demesi, yakın bir gelecekte Suriye rejimini tanımak anlamına geleceği gibi, YPG ve PYD’nin de zımnen de olsa tanınması anlamına gelmektedir.

Bu aynı zamanda Türkiye’nin sekiz yıldan beri inatla sürdürdüğü Suriye politikasına yön veren iki “kırmızı çizgi”nin de önce flulaşması, sonra resmen silinmesi (ortadan kalkması) demektir. 

Elbette bu son bir hafta içindeki gelişmeler bölge halkları için olduğu gibi Suriye krizine siyasi bir çözüm bulunması bakımından yeni bir durum ortaya çıkarmıştır. Aynı zamanda bu gelişmeler, Erdoğan yönetiminin, yeni Osmanlıcı dış politika takımının Suriye politikası konusunda nereden nereye geldiğini göstermesi bakımından da ibretliktir. 

Bugüne kadar ABD ile Rusya arasında gidip gelerek, bir kolunda Putin öteki kolunda Tump’la anti emperyalist bir mücadele sürdürdüğünü iddia eden Erdoğan için ise son bir hafta içinde yaşananlar; onun bir kolunu Trump’a öteki kolunu Putin’e kaptırmış bir “şark politikacısı” konumunda olduğunu açıkça görülür hale getirmiştir. 

Türkiye kamuoyunda bu gerçeğin üstü, medyanın yüzde 95’inin desteği ile örtülse bile, bu durum sadece kısa bir süre içindir.

Çünkü bundan sonraki günler, Suriye rejiminin Türkiye’ye, “Ben sınır güvenliğini sağlarım, hadi bakalım kuvvetlerini topraklarımdan çek” diyeceği, Rusya ve İran’ın da onun arkasında duracağı günlerdir!


Hediye Levent (Evrensel):

Rusya ve İran’ın birçok kez işaret ettiği Adana Mutabakatı kısmen modifiye edilerek uygulamaya sokuldu. Bu durumda Türkiye Şam’ı yeniden tanıyacağı gibi yakında Ankara-Şam görüşmelerinin başlaması beklenebilir.

Türkiye ve Rusya sınır bölgelerinde birlikte devriye gezecek ancak bu durumun gölgelediği çok önemli bir gelişme var; Rusya ile birlikte Suriye sınır devriyeleri de olacak. Türkiye artık uzun süredir ‘Esed güçleri’ olarak adlandırdığı Suriye ordusunu tanıyacak gibi görünüyor.

Şam, Rusya ve İran Türkiye’nin desteklediği yeni adı Milli Ordu olan ÖSO’yu terörist bir organizasyon olarak tanıyor. Türkiye’nin Şam’ı ve Suriye ordusunu tanıması ÖSO konusunu bir kez daha gündeme getirecek gibi görünüyor. Önümüzdeki haftalarda Türkiye’nin ÖSO’ya yönelik tasarruflarda bulunmaya başlaması şaşırtıcı olmaz. 

Önümüzdeki haftalarda Rusya-İran ve Şam bloğunun “Adana Antlaşması Türkiye’ye en fazla 5 km derinliğe inme hakkı veriyor. Bu operasyon da ancak Türkiye’nin güvenliğine yönelik bir tehdit olduğunda gerçekleşebilir. Sınır da tehdit kalmadığına göre 5 km derinliğe çekilin artık” demesi mümkün.

Kürtler ABD’ye fazla yaklaşarak kendilerini yalnızlaştırdıkları ve amiyane tabirle bütün yumurtaları tek sepete topladıkları için kazanımlarının önemli bir kısmını kaybetmiş gibi görünüyor. Bu durum Şam ile masaya oturduklarında Kürtleri epey zorlayacak muhtemelen, ancak Türkiye’nin güvenlikçi politikalar çerçevesinde şekillendirdiği yaklaşımların aksine Rusya-İran ve Şam’ın Kürtlerin kazanımlarının en azından bir kısmını hâlâ reddetmediklerini gösteriyor. 


Yusuf Karataş (Evrensel)

Suriye lideri Esad’ın İdlib’e gidip son savaşın İdlib’de verileceğini söylemesi, Türkiye’nin Suriye’deki varlığının İdlib’den başlayarak tartışma konusu haline geleceği ve dahası orada kalmanın koşullarının giderek ortadan kalacağı bir süreci haber veriyor.

Rusya’ya gelince, imzalanan mutabakatın Suriye’de iplerin büyük oranda Rusya’nın eline geçmesini sağladığını söyleyebiliriz.

Birinci olarak, Rusya ve Suriye yönetimi daha önce buradaki ABD güçleri nedeniyle önemli bir sorun olarak gördükleri Fırat’ın doğusunda denetimi büyük oranda ellerine alacakları koşulları sağlamış oldular-ki, Esad’a son savaşın İdlib’de verileceğini söyleten de buydu.

İkinci olarak, Türkiye’nin Astana’daki ortakları Rusya ve İran, Erdoğan iktidarına her fırsatta ‘Adana Mutabakatı’nı hatırlatıyor ve Suriye yönetiminin muhatap alınmasını istiyorlardı. Soçi’de Adana Mutabakatı’nın uygulanmasına yönelik madde Erdoğan iktidarının artık bundan kaçamayacağı bir noktayı işaret ediyor. Bu mutabakat bir yandan Suriye yönetiminin meşru bir muhatap olarak görülmesini dayatırken aynı zamanda Türkiye’nin Suriye’ye müdahale girişimlerini de önemli oranda sınırlıyor.

 tablonun sadece Türkiye’nin Suriye’deki varlığı için değil, aynı zamanda Suriye’de hem ABD ve hem de Esad yönetimi ile birlikte hareket edeceklerini söyleyen Kürtlerin geleceği bakımından da Rusya’nın önemini arttırdığını belirtmek gerekiyor. 

Sonuç olarak, hem Türkiye’yi yanında tutması ve hem de Suriye’de ipleri eline alması bakımından eğer Soçi mutabakatının bir kazananından söz edilecekse bu, Rusya-Putin olmuştur.


Prof. Dr. Mesut Yeğen (Evrensel)

Ortada iki net sonuç var: YPG ya da SDG sınırda olmayacak. Bir federal Kürt ve Arap birimi olmayacak. Ama buna mukabil Kürtlerin siyasi geleceği belirsiz. Ve yine YPG’nin akıbeti belirsiz. Askeri olarak Suriye ordusuna mı dahil olacak? Konumunu koruyacak veya silahsızlandırılacak mı, bunlar henüz belli değil.

Belirsiz olan şu an Sünni Araplarla, Kürtlerin siyasi geleceğinin ne olacağı? Burada Kürtlerin hamiliğini kısmen Rusya ve kısmen Suriye rejimi üstlenmiş görüyor. Sünni Arapların hamiliğini de Türkiye üstlenmiş görünüyor. İki kesimin de Suriye’deki statüsünün ne olacağı yeni anayasa görüşmelerinde belli olacak. Ama Türkiye’nin Kürtler daha fazla hak elde etmesin şeklindeki ısrarı Sünni Arapların da Suriye’de mevcuttan daha fazla hak elde etmesini engelliyor. Ya da tersi bir dinamik gelişebilir. 

Türkiye’de siyasi iktidarın akıbetini Suriye’de olandan bitenden ziyade kendi iç gelişmeleri ve iç dinamikleri belirleyecek. Dolayısıyla kısa dönemde Erdoğan’a yönelik desteğin artması söz konusu olsa da, orta ve uzun vadede bu desteğin muhafaza edilmesi mümkün görünmüyor. Çünkü ülkenin demokrasisi ve ekonomisi ile ilgili çok temel sorunlar var.