Taştekin: 'PKK ile yeni bir barış süreci mi?'

ABD’li petrol şirketi Delta Crescent Energy LLC'nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile petrol anlaşması imzalamasının yankıları sürüyor.

Anlaşmanın ‘Beyaz Saray’ın bilgisi ve teşviki ile imzalandığı’ ifade edilirken, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin Türkiye’ye petrol anlaşması hakkında bilgi verdiği ve ‘Ankara’nın olumsuz tepki vermediği’ bilgisi medyaya yansıdı.

Ancak Ankara'dan farklı bir ses yükseldi. Dışişleri Bakanlığı, SDG ile ABD'li bir enerji şirketi arasında yapılan petrol anlaşmasını "terörizmin finansmanına destek adımı" olarak nitelendirdi.

Açıklamada, "ABD'nin uluslararası hukuku hiçe sayan, Suriye'nin toprak bütünlüğüne, birliğine ve egemenliğine kasteden ve terörizmin finansmanı kapsamına giren bu adıma destek vermesini esefle karşılıyoruz" ifadeleri kullanıldı.

Gazete Duvar yazarı Fehim Taştekin ise, "Petrol anlaşması, Kürtler ve hayli karışık hesaplar" başlıklı, 3 Ağustos tarihli yazısında, "Kürtler ABD ile petrol anlaşmasını ‘siyasi tanınma’ olarak okuma eğiliminde. Askeri ortaklığa rağmen Amerikalılarla ilişkinin zemini hep kaygandı. Barış Pınarı Harekâtı’na yeşil ışık yakılması ortaklığın bir gece ansızın “vazgeçilebilir” hale gelebileceğini göstermişti. Petrolde ortaklık bu zemine sürüklenmeyi önleyecek küçük bir çapa atıyor. Ancak yine de özerk yönetimin tanınması talebini karşılamıyor" yorumunu yaptı.

Taştekin yazısını şu satırlarla sürdürdü:

"Anlaşma, özerk yönetimin, Suriye’nin canına okuyan Ceaser yaptırımlarından muaf tutulduğunu teyit ediyor.
Şam’ın hırsızlık olarak niteleyip şiddetle kınadığı anlaşma, Kürtlerle Amerikalılar arasındaki ilişkinin boyutunu değiştiriyor.

Şam’ın hırsızlık olarak niteleyip şiddetle kınadığı anlaşma, Kürtlerle Amerikalılar arasındaki ilişkinin boyutunu değiştiriyor. Anlaşma özerk yönetimin Suriye’nin geleceğine dair tasavvurunu da etkileyebilir.

Amerikalıların petrol işine girmesi her şeyden önce Suriye devletini kendi petrolünden hepten mahrum bırakacaktır. Suriye hükümeti, bölgede kontrolünü yitirdiğinden beri Husam Katırcı gibi aracılar üzerinden petrolü satın alıyordu. Bu akış kesilecektir. Birincil amaç bu zaten. İkincisi Fırat’ın doğusundaki proje için istikrarlı bir finansman temin etmektir.
Kürtler anlaşmayı ‘siyasi tanınma’ olarak okuma eğiliminde. Askeri ortaklığa rağmen Amerikalılarla ilişkinin zemini hep kaygandı. Barış Pınarı Harekâtı’na yeşil ışık yakılması ortaklığın bir gece ansızın “vazgeçilebilir” hale gelebileceğini göstermişti. Petrolde ortaklık bu zemine sürüklenmeyi önleyecek küçük bir çapa atıyor. Ancak yine de özerk yönetimin tanınması talebini karşılamıyor.

ABD’deki seçimlerden sonra Suriye politikasının nasıl şekilleneceğini kestirmek zor ama şimdilik petrol, Amerikan askerlerinin kalış süresini uzatan bir etken.

Sadede gelirsek; petrol ayartıcı bir zenginlik. Ama Orta Doğu için ‘kötü bir talih’ ve ‘farklı bir esaret’ olduğuna dair anlatının da kaynağı. Petrolden önce Kürtlerin de bir ‘üçüncü yol’ anlatısı vardı. Hangi anlatı galip gelecek? Öngörüleni görmek bazen bir geceyi bazen 1001 geceyi gerektirir. Ayrıca Amerikalılar Rojava’nın dışına çıkarak daha geniş bir konseptte hem Kürt hem Türk tarafıyla görüşmeler yapıyor. Onlar ne anlatıyor? PKK ile yeni bir barış süreci mi? PKK’ye Rojava’yı bırak baskısı mı? Suriye’de yeni bir al-ver süreci mi? Yine kritik gelişmelerin arifesindeyiz."

Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz