Türkiye Libya’da cephe genişletirken…

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler‘in, mutabakat muhtırası kapsamındaki faaliyetleri incelemek üzere 3-4 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirdikleri Libya ziyaretinden birgün sonra gece yarısı Türkiye’nin operasyon merkezi yapmaya çalıştığı Vatiye Üssü’ne yönelik hava saldırısı gerçekleştirildi. 

İlk açıklamalara bakılırsa saldırıyı gerçekleştiren savaş uçaklarının hangi ülkeye ait olduğu belli değil. Birleşik Arap Emirlikleri, Rusya ve hatta Fransa tarafından dahi yapılmış olabilir. 

Trablus merkezli Ulusal Anlaşma Hükümeti’nin (UAH) Savunma Bakan Yardımcısı Salah el Nemruş, saldırının yabancı bir ülke savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. 

Anadolu Ajansı’na konuşan ve ismini vermek istemeyen üst düzey bir yetkili ise tanımlanamayan uçaklar tarafından düzenlenen saldırı sırasında ölen ya da yaralanan olmadığını, ancak yakın zamanda üsse getirilen hava savunma sistemlerinin zarar gördüğünü söyledi. 

Mayıs ayında Türkiye destekli UAH güçleri tarafından ele geçirilen Vatiye Üssü, Misrata ile birlikte Türkiye’nin yerleşmek istediği iki önemli noktadan biri. Vatiye Üssü, ele geçirilmeden önce General Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’nun başta Trablus olmak üzere ülkenin batısındaki operasyonların ana komuta merkezi durumundaydı. 

UAH güçlerinin günler süren ablukasından sonra üssü savunan Hafter yanlısı Zintan milisleri üssün anahtarını teslim ederek geri çekilmişti. 

Vatiye Üssü’ne yönelik saldırı, Türkiye destekli UAH güçlerinin Sirte ve Cufra üzerine yürümeye başladığı Mayıs ayından beri Hafter ve destekçisi ülkelerin gerçekleştirdikleri ilk ciddi karşı operasyon. 

Ancak saldırının hangi ülke tarafından gerçekleştirilmiş olduğunun bilinmemesi dahi başlı başına Türkiye’nin düşman cephesini ne kadar genişlettiğinin tipik bir örneğini oluşturuyor. 

Şüphesiz saldırı konusundaki baş şüpheli Rusya. 

UAH güçlerinin Trablus’u tamamen kontrol etmesinden kısa bir süre sonra ABD Afrika Kuvvetleri Komutanlığı (Africom), Rusya’nın Suriye üzerinden 14 savaş uçağını Libya’ya naklettiğini uydu fotoğrafları eşliğinde kamuoyuna açıklamıştı. Daha önce Rus paralı askerlerin Trablus ve diğer bölgelerden çekilerek sığındıkları Cufra Üssü’ne getirilen savaş uçaklarının hala geri dönmedikleri biliniyor.

Rus uçaklarının gelmesinden önce Halife Hafter, Türkiye ve desteklediği Trablus hükümetine yönelik hayal dahi etmedikleri türde saldırılar gerçekleştirecekleri tehditleri savurmuştu. 

Rusya da tıpkı Türkiye gibi Libya’nın zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarını kontrol etmek ve bu ülkeye üsler inşa etmek istiyor. 

Suriye’deki gibi dediklerini rahatlıkla dikte ettirebileceği Türkiye‘nin Libya sahnesinde de en büyük rakibi olması şüphesiz Rusya’nın işini daha da kolaylaştırıyor. Başta ABD olmak üzere bazı Batılı ülkelerin Türkiye’yi Rusya’ya karşı bir denge unsuru olarak desteklemesi şüphesiz Moskova’nın arayıp da bulamayacağı bir durum. 

Vatiye Üssü’nün vurulması, tıpkı İdlib’de 34 Türk askerinin ölümüyle sonuçlanan saldırı gibi faili meçhul. Veya Türkiye tıpkı İdlib’deki gibi bu saldırının da Rusya tarafından gerçekleştirildiğini biliyor, ancak Moskova ile karşı karşıya kalmamak için bunu açıklamaktan çekiniyor.

İkinci ihtimal ise Birleşik Arap Emirlikleri. Emirliklerin uzun süredir Libya’da savaş uçakları bulunuyor. Hafter güçlerinin geçtiğimiz yıl Nisan ayında Trablus’u ele geçirmek için başlattığı operasyonda bu savaşlar fazlasıyla kullanıldı. Ancak Türkiye’nin Libya’ya önce gayri resmi, 27 Kasım’dan sonra da resmen paralı asker ve başta dron olmak üzere silah sevkiyatı yapmasından sonra cephede dengeler oluşunca Emirlikler daha çok Çin yapımı dronları kullanmaya başladı. Ancak bu dronlar, Türk dronları karşısında herhangi bir varlık gösteremeyince Emirlikler geri plana çekildi. Bu geri çekilmede koronavirüs krizi ve ardından gelen petrol fiyatlarındaki düşüş de etkili oldu.

Denklemdeki diğer bir ülke ise Fransa. Son aylarda Fransa Türkiye’ye karşı oldukça agresif bir dış politika izliyor. 10 Haziran’da Tanzanya bandıralı Türk Ro-ro gemisi Çirkin’in üç Türk fırkateyni arasında bir Fransız savaş gemisi tarafından aranmak istenmesi iki ülke ilişkilerini krizin eşiğine getirdi. 

Burada bir ayrıntıya dikkat etmek gerekiyor. Türk armatörler tarafından işletilen Çirkin 2017 yılında da Rusya’dan Suriye’nin Tartus Limanı’na yük taşımış. 

2016’de yürürlüğe giren NATO bünyesindeki Deniz Gardiyanı Operasyonu çerçevesinde gemide silah olup olmadığını denetlemek isteyen Fransız gemisine karşı koyan Türk fırkateynleri, Misrata’ya ilaç götürüldüğünü öne sürmüştü. Ancak ilaç götüren bir geminin üç savaş gemisi tarafından korunması çok da mantıklı gelmiyor. 

Bu durumu müttefiklerine anlatmak isteyen Fransa açıkçası yalnız kaldı. Çünkü Fransa her ne kadar bu olayda bazı yönlerden haklı olsa da Rusya ile saf tutması NATO ve Avrupa Birliği’ndeki müttefiklerinin şimşeklerini üzerine çekiyor. 

Fransa’nın Türkiye’ye karşı sahaya inmesi şüphesiz Ankara’nın Libya stratejisini derinden sarsıyor. Rusya ile ittifak yapması, İtalya ile çekişmesi ve başka hesaplar peşinde olması nükleer silahlara sahip birkaç ülkeden biri olan Fransa’nın Türkiye’ye karşı birşey yapamayacağı anlamına gelmiyor. 

En basitinden, sahada olan bir Fransa, Rusya ile Ankara’nın kapalı kapılar ardında tıpkı Suriye’deki gibi bazı paylaşımlara gitmesini engelleyecektir. Watiye Üssü başta olmak üzere Hafter güçlerinin Batı Libya’dan çekilmesinde Türkiye ve Rusya arasında yapılan gizli pazarlıkların önemli bir rol oynadığı öne sürülmüştü. 

İkincisi Türkiye’nin sıcak bir çatışmada Fransa ile rekabet etmesi mümkün değil. Bunda hem Türkiye’nin Libya’ya olan coğrafi uzaklığı ve hem de Fransa ile rekabet edebilecek askeri ve ekonomik gücünün bulunmaması önemli bir etken. Ayrıca Libya’nın hemen güneyindeki Çad’da büyük bir Fransız askeri üssü bulunuyor. Fransa’nın Afrika’da hem sömürgeleri ve hem de beş ülkede üssü bulunuyor. 

Üçüncüsü Fransa Avrupa Birliği’nin itici güçlerinden. İsteklerinin tamamını kabul ettiremezse dahi, Avrupa Birliği ile Türkiye’nin ilişkilerini daha da sıkıntılı bir duruma sokabilecek potansiyele sahip. 

Ancak en önemlisi Türkiye’nin altından kalkamayacak düzeyde Libya’da cephe genişletmiş olması. Rusya ve Fransa, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi iki ülke. Ayrıca iki ülke Doğu Akdeniz’de Türkiye’den rahatsızlık duyan Yunanistan ve Kıbrıs’ın yanında yer alıyor. Fransa’nın uçak gemisi Napolyon Bonapart ve pek çok savaş gemisinin bölgede bulunması Türkiye için ciddi bir gözdağı olarak değerlendiriliyor. 

Vatiye Üssü’nün Mayıs ayında Türkiye ve desteklediği güçler tarafından ele geçirilmesi nasıl ki Libya iç savaşında önemli bir dönüm noktası olduysa, Pazar gecesi bu üsse yönelik düzenlenen saldırı da dengeleri bir anda değiştirebilecek potansiyelde.

Özellikle savaş uçaklarının kullanılmış olması Türkiye’ye karşı büyük bir caydırıcılık oluşturuyor. Çünkü Türkiye’nin bu tür saldırılara aynıyla cevap vermesi, savaşın bir anda kontrolden çıkması anlamına gelecektir, ki böyle bir savaşı Türkiye’nin göze alacak ne gücü ne de enerjisi bulunuyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.