Yemen'deki Suudi-Emirlikler çatlağı Libya'da Türkiye'ye avantaj sağlar mı?

Türkiye-Katar eksenine karşı Ortadoğu'da büyük bir güç mücadelesi içinde bulunan Mısır-Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ittifakında büyük bir çatlak yaşanıyor. Yemen'de Husi muhaliflere karşı Suudi Arabistan liderliğinde oluşturulan Arap koalisyonunun en önemli ülkelerinden BAE, bu ülkedeki operasyonlarını durdurmakla kalmadı, desteklediği ayrılıkçı gruplar hafta başında, Suudi destekli Abdul Rabbu Mansur Hadi hükümetinin elindeki başkent Aden'i de ele geçirdi.

BAE Yönetimi'nin sağladığı 400 zırhlı araçla kentte kontrolü sağladığı belirtilen Güney Geçici Konseyi, Hadi yönetimini tarafsız olmamakla suçluyor.

Operasyonların başladığı 2015'ten beri Suudi Arabistan'la farklı bir strateji izleyen BAE, Husilerin püskürtülmesinden çok Güney Yemen'de ayrı bir devlet, hatta Hadramut gibi bölgelerin bağımsızlığını ilan etmesini istiyor.

Geçtiğimiz günlerde operasyonlarını durduran BAE, Yemen'de eğittiği ve silahlandırdığı yaklaşık 90 bin kişilik milis gücüyle Husilere karşı mücadele edeceğini ilan etti.

BAE ayrıca Kızıldeniz kıyısındaki stratejik Hudeyde kentini de kontrol altında tutmayı sürdüreceğini açıkladı. BAE'nin Hint Okyanusu kıyısındaki El Mukalla kentinde kontrol ettiği üs de bulunuyor.

Suudi Arabistan rejiminin, varlığını sürdürmek için hayati olarak değerlendirdiği Yemen'deki savaşta yüzüstü bırakılması Libya'daki iç savaşı etkileme potansiyeline sahip.

Suudi Arabistan Yönetimi, Emirlikler ve Mısır kadar sahada görünmese de, Türkiye destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne karşı savaşan Halife Hafter liderliğindeki Tobruk yönetimini finansal olarak destekliyor.

Müslüman Kardeşler hareketini, rejim için önemli tehditlerden biri olarak algılayan Suudi Yönetimi, bu hareketin bitirilmesi ya da pasifize edilmesi için Mısır Yönetimi'ne olağanüstü bir destek sağlıyor.

Abdulfettah el Sisi Yönetimi'nin iktidarını perçinlemesinde verdiği maddi destekle büyük bir rol oynayan Suudi Yönetimi, ayrıca Mısır'ın talepleri doğrultusunda Libya'nın yanı sıra Sudan'da da Kahire'nin yanında yer alıyor.

Benzer bir politika izleyen BAE ise savunma hattını daha geniş alanlara yaymış durumda. Halihazırda Somaliland ve Eritre'de üsleri bulunan BAE, Libya'da da Marj yakınlarında El Hadim Hava Üssü'nü kullanıyor.

Son dönemde Türkiye ile dron savaşlarına giren BAE, geçtiğimiz günlerde Misrata'ya Türkiye'den silah getirdiği öne sürülen Ukrayna'ya ait bir kargo uçağını imha etmişti. Yine BAE güçleri, Trablus yakınlarındaki bir kampı bombalayarak 40'tan fazla mültecinin ölümüne sebep olmuştu.

Hafter güçlerinin, Trablus'taki hükümete karşı gerçekleştirdiği hava saldırılarının perde arkasında da Emirliklerin verdiği savaş uçağı ve dron desteği bulunuyor.

Müslüman Kardeşler hareketinin herhangi bir ülkede kök salması ya da iktidarı ele geçirmesi durumunda, kendi rejimlerini tehdit edebileceği korkusuyla hareket eden Emirlikler ve Suudi Arabistan'ın, Yemen'deki ayrışmadan sonra Libya'da nasıl hareket edecekleri şimdilik kestirilemiyor.

Zoraki dostlar olarak bilinen Emirlikler ile Suudi Arabistan'ın Yemen'deki ihtilafı çözememeleri durumunda, sadece Libya'da değil, Suriye'den Somali'ye, Sudan'dan Katar ambargosuna pek çok alanda Kahire-Riyad-Abu Dabi üçlü ittifakının dağılma yaşaması, bunun da Türkiye-Katar-Müslüman Kardeşler ittifakını daha da güçlendirmesi söz konusu.

Suudi-Emirlikler ihtilafının gün yüzüne çıkmasının en önemli sebebi olarak Trump Yönetimi'nin İran'a karşı harekete geçememesi ve bunun da Abu Dabi üzerinde büyük bir baskı oluşturması. Planlarını İran'a muhtemel bir operasyon üzerine kuran Körfez ülkeleri, bunun gerçekleşmemesi durumunda İran ile karşı karşıya gelmekten çekiniyorlar.

Katar ambargosunun mimarı olarak bilinen BAE'ye karşı, özellikle Suudi Kralı Salman'ın, Doha ile ilişkileri yeniden rayına oturtma çabası da Abu Dabi'nin tepkisini çekiyor.

İki ülkenin Yemen'de ayrışmasının diğer önemli bir sebebi ise BAE'nin Yemen'in parçalanmasını savunması ve bunun için de El Kaide bağlantılı gruplarla dahi temasa geçmesi. Ülkenin bütünlüğünü destekleyen Suudi Arabistan ise Müslüman Kardeşler (MK) karşıtı bir politika izlemesine rağmen bu ülkede MK ile ilişkili Islah Partisi ile işbirliği içinde.

2017'de veliaht prens olarak atandıktan sonra 200'den fazla prensi günlerce Rixos Otel'de rehin tutarak muhtemel iç rakiplerini devre dışı bırakan Muhammed bin Salman (MbS), dış politikada ise İran ve Müslüman Kardeşler'e karşı daha da şahinleşti. Ve tüm bu sert politikalarının mentoru da Emirliklerin en güçlü emirliği Abu Dabi'nin Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed (MbZ).

Ancak Yemen'de Ortadoğu'nun en güçlü oyuncularından bu ikisi karşı karşıya gelmiş durumda.

Türkiye'nin son aylarda yaptığı zırhlı araç ve dron takviyesi ile Hafter güçleri ve müttefiklerine karşı dengeyi kurması, Erdoğan'ın Prens Muhammed'e karşı Kral Salman ile dirsek temasına geçmesi de Libya'daki ittifakın önündeki önemli zorluklardan biri.

Sivil katliamlardan dolayı muhtemel bir Amerikan silah ambargosundan kaçmak için de Yemen'deki operasyonları askıya aldığı öne sürülen BAE'nin benzer bir riskle Libya'da da karşı karşıya kalması muhtemel.

Artık kilitlenen ve her iki tarafın da cephe hatlarını korumak için büyük bir mücadele sergilediği Libya'da, Suudi rejiminin Müslüman Kardeşlere karşı daha fazla tolerans göstermesi de söz konusu. Suudi-Müslüman Kardeşler yakınlaşması sadece BAE'nin değil Mısır'ın da kırmızı çizgisi.

 

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.