'Albay Muammer Kaddafi dirilse de bir konuşsa!'

Türkiye'nin İtalya'da düzenlenen Libya toplantısındandışlanmasını müteakiben görüşmelerden çekilmesiyle gündeme gelen Libya'da Batılı güçlerin Türkiye ve bölgesel ortaklarıyla birlikte işledikleri günahlar yeniden gün yüzüne çıkıyor.

Libya toplantısı üzerine konuyla ilgili bir yazı kaleme alan Gazeteduvar yazarı Fehim Taştekin, NATO müdahalesi ardından sokakta bir grup tarafından linç edilerek öldürülen Libya diktatörü Muammer Kaddafi'yi ele alarak başladığı analizinde, "Kaddafi tapılası bir adam değildi. Ama lincine sebep de diktatörlüğü değildi. Onu yakan Batı’nın gözündeki günahlarıydı. Sömürgecilerin biçtiği kaftana sığmayan kolları vardı. Belki son günahı, Batı’nın çıkarlarını tehlikeye atacak şekilde Afrika kıtasını örgütleme çabasıydı" ifadelerini kullandı.

Taştekin, Türkiye'nin Libya'daki rolü ile ilgiliyse, "Libya’daki yıkım ekibinin ‘değerli’ ortağı Türkiye, oyundan düşünce, eski ortaklarını emperyal heveslerle siyasi çözüm sürecini tıkamakla suçluyor" yorumunu yaptı.

Ankara'nın eski ortaklarına, "Onların Libya’nın petrolünde gözü var" suçlaması yönelttiğini hatırlatan Taştekin, Ankara'nın, "Biz insani kaygılarla hareket ediyoruz" yaklaşımını ise gerçekçi bulmadığını, şu ironi dolu cümle ile özetledi:

"Herkesin hesabı var ama Ankara’nın yok!"

Ardından Taştekin, Ankara'nın Libya konusundaki tutarsızlıklarını da şu satırlarla aktardı:

"2011’deki müdahaleye 'Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO’nun ne işi var Libya’da?' diye efelenip ertesi gün İzmir’i operasyonların ana karargâhına dönüştüren aklın erdeminde bit yeniği arayacak halimiz yok. Haşa! NATO güçlerinin, linç etsinler diye çakalların önüne attığı Albay Muammer Kaddafi dirilse de bir konuşsa!

'Biz dostuz, arkadaşız' diye seslendiği Erdoğan’ın son dakikada müdahale komplosunu önleyebileceğini ümit etmişti. Çaresizlikten. O yüzden son röportajını TRT’ye vermişti. Türkiye’nin tutum değiştirmesine ve Türk şirketlerini çekmesine içerlemişti. El Kaide Libya’yı ele geçirirse büyük bir facia yaşanır. Türkiye olayların gerçek yüzünü öğrendiğinde tutumunu değiştirecektir. Olayların arkasında El Kaide’nin olduğunu görünce durumu anlayacaktır' diyordu. Görmek kimsenin işine gelmedi."

Libya'da yıkılanın yerine NATO'nun bir düzen kurmayı başaramadığına işaret eden Taştekin, "Bir tarafta Katar, Türkiye, Sudan; diğer tarafta Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ve Mısır. Mısır’da Müslüman Kardeşler’e darbenin bir simülasyonu asilerin elinde lime lime olmuş Libya’ya taşındı" görüşünü dillendirdi. 

Libya'nın savaştan önce milyonlarca Afrikalı işçinin ekmek kapısı olduğunu şimdi ise, Avrupa'ya mülteci kapısı haline geldiğine değinen Taştekin, enerji savaşının meselenin omurgasını teşkil ettiğine dikkat çekti ve ekledi:

"Türkiye İslamcılar üzerinden Libya’nın geleceğinde söz sahibi olmaya çalışırken Fransa ve İtalya da rol çalmak için kapışıyor. Fransızlar mayısta Paris’te düzenlenen konferansla şansını denedi. İtalya iç siyasi belirsizliği geride bırakır bırakmaz Fransa’ya Palermo’da çelme attı.

Bence asıl çelmeyi Türkiye yedi. Güya Libya’nın doğusunu kontrol eden Halife Hafter, Türkiye-Katar ikilisi ve bunların desteklediği Mısratalı İslamcılarla aynı masaya oturmamak için konferansı boykot etmişti. Fakat Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah el Sisi’nin iteklemesiyle Palermo’ya gelip ‘güvenlik zirvesi’ adı altında konferansa paralel bir toplantıya katıldı. Türkiye bu toplantıdan dışlandı. Çünkü Hafter Türkiye ve Katar’ın katılmamasını istemiş, İtalya Başbakanı Giuseppe Conte de bu kırmızı karta çanak tutmuştu. Fakat asıl vetonun Ankara’da meşruiyeti sorgulanan ‘darbeci’ Sisi’den geldiğinde hiç şüphe yok."

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz