Ateşkes taahhütlerine rağmen Libya’da yakın zamanda barışın şansı az

Libya’da çatışan tarafları destekleyen dış güçlerin BM silah ambargosuna sadık kalacaklarına dair verdikleri sözlere rağmen, analistler Berlin Konferansı’nın çok az ilerleme sağladığını ve kalıcı bir ateşkesin yolunu açma şansının çok az olduğuna inanıyor.

Polonya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Ortadoğu programı Başkanı ve Türkiye analisti Karol Wasilewski, "Ateşkes konusunda konuşacak bir noktaya henüz gelmedik" diyor.

Avrupa Birliği Dış Politika Sorumlusu Josep Borell’in, Libya merkezli insan ticaretini durdurmak ve silah ambargosunu desteklemek amacıyla oluşturulan Operasyon Sofya’nın yeniden canlandırılması önerisine atıfta bulunan Wasilewski, "AB daha fazla taahhütte bulunmaya karar vermedikçe kalıcı bir ateşkesi başarmak zor olacak"’ diyor Almanya’nın ateşkesi korumak için bir güç oluşturma sinyalleri verdiğini belirtiyor.

İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Du Maio, Operasyon Sofya’nın lağvedilip farklı şekillerde yeniden oluşturulması ve ambargonun denetlenmesinden başka hiçbir şeye odaklanmaması gerektiğini belirtiyor.

Türkiye’nin BM tarafından tanınan Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) destek için az sayıda asker ve binlerce Suriyeli İslamcı milisi göndermesinden sonra Libya’ya olan ilgi daha da arttı.

Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Fransa tarafından desteklenen ve Rus paralı askerlerinin yardımını alan rakip Libya Ulusal Ordusu Lideri Halife Hafter Aralık ayında başlattığı saldırının nihai ve belirleyici olacağını söylemişti.

"Türkiye tüm yumurtalarını UMH’nin sepetine koyarak büyük bir kumar oynadı" diyen Wasilewski, Türkiye’nin bu destekle çatışmaları uzatabileceğini ancak bu savaşı kazanamayacağını belirtiyor.

Wasilewski, "Daha sonra Türk karar vericilerin seçmene galibiyet olarak satmaya çalışacakları diplomatik bir çözüme ulaşabilmek biraz daha zamana oynanayabilirler" yorumunu yapıyor.

Libya üzerine çalışmalarıyla bilinen Clingendael Çatışma Araştırma Birimi araştırma görevlilerinden Celal Harşui, Pazar günü Berlin’de gerçekleştirilen konferanstan sonra herhangi önemli bir belge ya da önerinin olmamasından şaşkına döndüğünü belirtiyor.

"Silah ambargosunu ihlal eden, herhangi bir ateşkesi bozan ya da savaş suçu işleyen Libyalı ya da dış aktörler hakkında hoş olmayan somut adımlar atılması sonucunu doğurabilecek hiçbir prosedür ya da mekanizma olmaması için belirgin bir niyet vardı" ifadelerini kullanan Harşui, "Pazar günü sonuç çok açıktı ve özetlemek çok kolaydı: hiçbir madde, hiçbir şey yok" tespitini yapıyor ve devam ediyor:

"Kapanış basın toplantısında zirveye katılan liderler BM Güvenlik Konseyi’ne atıfta ve saygıda bulunup durdular. Bu durum gerçekten çok problemliydi, çünkü Almanya’nın bu oyuna özgün ve tarafsız bir şekilde girmesinin nedeni BM Güvenlik Konseyi’nin bu soruna çözüme bulunacak yer olmadığını biliyordu."

Harşui ayrıca "Pazar günü bu mekanizmaları deneme, karar verme ya da tasarlamayı reddediyorsunuz sonra da bunu BM Güvenlik Konseyi düzeyinde yapacağız demekle aslında tekrar en başa döndük" şeklinde konuşuyor.

Harşui, Berlin Konferansı’nın çatışmaya çözüm bulmak amacıyla açık bir mekanizma oluşturmada başarısız olması göz önüne alındığında Türkiye’nin, Hafter ve destekçileri için problem yaratacağı kesin olan Suriyeli savaşçıların sayısını daha da artırmamasının önünde hiçbir sebep kalmadığının altını çiziyor.

Ancak Harşui, UMH bayrağı altında savaşan silahlı grupların hiçbir zaman Suriyeli savaşçıları talep etmediğini, tek isteklerinin ek ekipman ve destek olduğunu da aktarıyor ve şunları söylüyor:

"Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bunu siyasi nedenlerle empoze etti ve şimdi bu silahlı gruplar oradalar, herkes de onlarla işbirliği yapmak zorunda bırakıldı. Özellikle de Suriyeli paralı askerlerın varlığından utanç duyan ve rahatsız olan Libyalılar Türkiye’nin müdahalesine de kızgınlar."

Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nden Libya çatışma uzmanı Yusuf Eltaguri de Erdoğan’ın özellikle de İdlib’den olan Suriyeli savaşçıları gönderme kararının ters tepebileceğini aktarıyor ve ekliyor:

"Türk birliklerini getirme fikrinde yasallık ve meşruluk fikri üzerinde oynandı. Eğer Türkiye askerleri halka açık ve resmi kanallar kullanılarak gönderilseydi bir noktaya kadar UMH’nin ülke genelinde otoritesine meşruiyet kazandırabilir ve Türkiye’nin Libya’daki meşruiyetine de uzun vadeli bir temel oluşturabilirdi. Ancak Türkiye bunun yerine Suriyeli savaşçıları göndererek, bu durumu egemenliklerinin ihlali olarak gören pek çok Libyalı’yı kızdırdı."

Eltaguri, "Aslında Suriyeli militanları göndermek Hafter’in lehine oldu, çünkü Hafter ülkeyi kontrol altında tutan ve UMH’yi cebinde taşıyan militanlar ve teröristlerle savaştığı iddialarını daha da güçlendirmiş oldu" yönünde de görüş bildiriyor.

Harşui, kendilerini Osmanlı İmparatorluğu’nun Libya’daki torunları olarak adlandıdran Türk asıllı Libyalıların etnik kimlikleriyle çatışmadaki duruşları arasında bir bağlantı bulunmadığının ise altını çiziyor.

Geniş bir perspektiften bakılarak Türkiye’ye yakın duran pek çok politikacının etnik kökenine bakılarak eleştirildiğini vurgulayan Harşui, UMH’nin İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın Misratalı bir Türk olduğunu ancak Zaviye’de Türk kökenli büyük bir kabilenin ise Türkiye’nin Libya müdahalesine karşı çıktığına işaret ediyor.

Eltaguri de Erdoğan’ın Türk asıllı Libyalılar iddialarının temelsiz olduğunu belirtiyor.

Eltaguri, "Osmanlı İmparatorluğu’nun Libya’daki eğemenliğinden dolayı muhtemelen Türk asıllı büyük bir Libya topluluğu var. Ancak Erdoğan’ın, ‘Bu Türk asıllı Libyalılar aktif olarak tek bir etnik azınlık olarak birleştiler ve onun müdahalesini etnik kökenlerinden dolayı topluca destekliyor' yönündeki iddiası abartılıdır" diye kaydediyor.

 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.