Erdoğan'dan Libya mesajı: Hafter'in metinlere imza atmaması manidar

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Berlin'de varılan 55 maddelik Libya mutabakatına ilişkin olarak, ''Bizim Sayın Putin ile birlikte çağrısını yaptığımız ateşkese uyulması halinde siyasi sürecin de önü açılacaktır'' değerlendirmesi yaptı.

NTV'nin aktardığına göre Almanya dönüşü uçakta soruları yanıtlayan Erdoğan, Hafter'in metinlere imza atmamasının 'manidar' olduğunu söylerken "Siyaset anlayışımda bir teröristle asla masaya oturmam" ifadesini kullandı.

''Zirvede aldığımız kararlar çerçevesinde Sarrac ve Hafter tarafından beşer kişinin katılacağı askeri komite önümüzdeki birkaç gün içinde toplanacak'' diyen Erdoğan, ''Buradaki kilit nokta Hafter’in saldırgan tutumunu sonlandırmasıdır. Nisandan bu yana tüm anlaşmaları ihlal eden ve meşru hükümete saldıran özellikle Hafter taraftarlarıdır. Toplantıda bu konuyu açıkça dile getirdim. Tabii kimse itiraz edemedi'' diye konuştu.

Erdoğan, Yunanistan'ın Hafter'i davetine de tepki gösterdi.

''Miçotakis, Hafter’i Yunanistan'a çağırdı? Sadece bizi tahrik etmek için çağırdı'' görüşünü savunan Erdoğan, ''Bu akşam ismini vermeyeceğim bir tane lider 'Miçotakis sizinle tekrar arayı düzeltmek istiyor' dedi. 'Nasıl bir iş bu?Hem benimle arayı düzeltmek istiyor öbür taraftan da gidiyor Hafter’i Yunanistan'a çağırıyor. Böyle saçmalık olur mu?' dedim. 'Sen ona söyle, öncelikle bir defa bu yanlıştır, düzeltsin, ondan sonra bizim görüşmemiz kolaydır' dedim. Maalesef bu tür sorunları yaşıyoruz'' ifadesini kullandı.

Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''Gerçek şu ki bizim Libya konusunda attığımız adımlar sürece bir denge getirdi ve ateşkes zemini oluştu. Hem sahada hem de masada pozisyonunuzu güçlü tutarak siyasi sürece destek olmaya devam edeceğiz. Libya'da Türkiye'nin mevcudiyeti barış umutlarını artırmıştır. Biz Libya'da terörle mücadele kisvesi altında ne tür oyunların oynandığını da görüyoruz. Buna karşı meşru hükümetinin yanında durmaya devam edeceğiz.

Özellikle bugün alınan kararları takip edecek bir mekanizma kurulacak ve aylık toplantılar yapılacak. BM çatısı altında yapılacak olan bu toplantılarda Libya’nın siyasi, askeri ve ekonomik konuları ele alınacak. Bu toplantılara bizim arkadaşlarımız da katılacaktır.

Libya’nın yanı sıra bugün hem Sayın Putin ile görüşmemde hem de zirvede İdlib konusunu gündeme getirme fırsatını buldum. Bu arada Sarrac ile bir görüşmem oldu. Cezayir Cumhurbaşkanı Sayın Abdulmecid Tebbun ile de bir görüşme yaptık. Sayın Putin ile yaptığımız görüşmede de gerekli mesajları kendisiyle paylaştım. Sayın Putin’le gerek Moskova’daki gerekse ondan sonraki süreçte bunları çok açık net değerlendirme fırsatını bulduk. Bu sürece olan yaklaşımı bazı gerçekleri görmesini bakımından lehte oldu.

Ancak tabii Hafter’in şu ana kadar, ayrıldığımız zamana kadar metinlere imza atmaması manidardır. Hepsi sözdedir ve ben de kendilerine atalarımızın o sözü ile bir hatırlatmada bulundum; 'söz uçar yazı kalır' dedim. Bunun imza ile teyit edilmesi gerekir dedik. Fakat tüm bunlara rağmen imza altına alınamadı. Olay tamamen sözlü olarak bütün katılımcıların şahit olması ile o şekilde kalmış oldu. İnşallah neticesi hayırlı olur.

Biz bu süreçte üzerimize düşenleri yapmış olduk. Şu an itibarıyla geldiğimiz noktayı değerlendirme fırsatını bulduk ve söylenmesi gereken neyse bunları da kendilerine söyledik. Ama özellikle yol boyunca ne kadar uyarlar uymazlar bunu göreceğiz. Uymadıkları anda da gereğini yapacağız. Şu an itibarıyla bize “Niçin şunu yaptınız?” sorusunu pek soramıyorlar. En çok ve en ileri sordukları soru “Bundan sonra buraya siz askeri güç gönderecek misiniz?” Bizim de onlara verdiğimiz cevap şu oldu; “Biz buraya şu anda askeri güç göndermiyoruz. Biz sadece eğitmen olarak, eğitici olarak buraya bir kadro gönderdik o kadar. Bunlar da orada eğitim yaptılar. Ama öbür tarafta Wagner burada 2 bin 500 güvenlik gücü ile var. Onları niçin masaya yatırmıyorsunuz?”Böyle söyleyince ona da bir şey diyemiyorlar. Kaldı ki sadece Wagner değil, mesela orada Sudan'dan 5 bin civarında asker var. Bunun yanında Çad’dan var, Nijer’den var. Malum Abu Dabi yönetimi nereden bulursa alıyor. Hakeza Mısır'da bu tür askeri güçler az değildir. Ama tüm bunların dışında üzerinde durulması gereken başka bir konu var. Savunma sistemleri noktasında, hava kuvvetleri vesaire, buralarda özellikle Rusların, Abu Dabi yönetiminin vermiş olduğu desteklerdir. Biz buradan kendilerine yüklenmek suretiyle “Bu konularda biz sizden hassasiyet bekliyoruz” dedik. Onlar da bu konularda bize “hayır” diyemediler ve başta Merkel olmak üzere bunu kabullendiler.

Bize verilen sözler eğer yerine gelirse, biz de bunlara karşı örneğin ateşkes hususunda kesinlikle Sarrac’ı hiçbir şeye zorlamayız. Ama biz Sarac’ı şöyle görüyoruz. Sarrac, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği bir liderdir. Hafter’in böyle bir özelliği yok. Bununla ilgili de özellikle Merkel hiçbir aksi bir ifade kullanmadı. Tablo böyle olunca, bizi oraya davet eden meşru bir hükümetin başı, diğeri ise gayrimeşru. Gayrimeşru bir kişinin davetine icabet edenler mi bizim için önem arz eder, yoksa meşru bir yönetimin davetine icabet eden mi? Biz meşru olanı yaptığımıza göre atılması gereken adımlar da yeri geldiği zaman rahatlıkla atılabilir ve bu konuda bizim önümüz açık. Kaldı ki biz burada önemli bir adım daha attık. Nedir o? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden bununla ilgili yasal düzenleme yaparak bunu da geçirdik. Sayın Putin’e soruyorum,onlarda böyle bir şey söz konusu değil. Biz işin yasal sürecini de en ideal şekilde yapmışız ve adımlarımızı da buna göre atmışız. Dolayısıyla bu adımların neticesini de biz Libya’da göreceğiz. Libya halkının huzuru bizim için çok çok önemli.

Mesela bugün gerek Salame gerek Pompeo, petrol limanları ile ilgili aynen bizim düşüncemizi ortaya koydu. Petrol limanları ile ilgili konuyu onlar da gündeme getirdiler. Bu bizim ne kadar önemli bir yerde durduğumuzun bir defa ispatı. Hele hele Salame’nin bunu savunuyor olması bizim işimizi daha da kolaylaştırıyor. Çünkü ben konuşmamda petrol limanları konusu üzerinde durdum ve şu anda da son dönemde oradaki en önemli sıkıntısı petrol limanlarıdır. Yani Hafter oralarda bariyer oluşturmaya, baraj oluşturmaya, buradan böyle bir şeyin üzerine gidiyor. Bir defa Libya'nın içindeki göçler noktasında da bunlar her tarafı ciddi manada yakıp yıkıyorlar. Şu anda mesela Salame’nin bile gündemine girmiş vaziyette. Onlar da bu konuyu gündeme getirdiler. Şimdi bizim bütün bunları bir defa dünya kamuoyuna sürekli açıklamamız lazım,bunların üzerinde ısrarla durmamız lazım.'

Şu anda eğer biz bir güçlü devlet isek, bir güçlü devlet olarak bizden birçok beklentiler var. Bu beklentiler karşısında eli kolu bağlı durmak mümkün değil ama bunları da uluslararası hukuk çerçevesinde her zaman hayata geçirmemiz lazım. Bu tür şeylerde de bu tür talepler karşısında geri durmamız mümkün değil. Wagner diyoruz. Sudan’dan gelenler var. Ve bunlar da paralı tipler. Bu paranın kaynağı neresi Abu Dabi. Para da bol ama lafa gelince de “Ben yokum bu işlerin içerisinde” diyor. Biz bu gerçekleri de görüyoruz. Dolayısıyla bir yerde mazlum varsa, bir yerde mağdur varsa biz burada onlara yardımcı olmanın gayreti içerisinde olacağız.

idlib konusuna da değinen Erdoğan, şunları kaydetti:

''Mesela biz bugün sadece Libya’yı işlemedik, İdlib’i de işledik. İdlib konusunu hem Libya ile ilgili yaptığım konuşmada işledim hem de Sayın Putin ile etraflıca uzun uzadıya İdlib konuştuk. Kendisine durumu anlattık. Kendisi de “İlgili arkadaşlarımız dışişleri, savunma, istihbarat bu ilişkilerini süratle devam ettirsinler” dedi. Onlar şimdi 'kendilerinin canını yaktığını söyledikleri' bizim ise 'ılımlı muhalif' olarak baktığımız kişilere terörist olarak bakıyorlar. Ben kendisine şunu söyledim 'Bunlara terörist diyorsunuz da Esed devlet terörü estiriyor. Bu adam yüzbinlerce insan öldürdü ve hala şu anda İdlib’de bombalar yağdırılıyor' tabii bunu kabul edemiyor.

Ben geçen gün televizyonda babaları iki ay önce öldürülmüş olan altı çocuğu anneleriyle beraber gördüm. İki yaşında, dört yaşında, beş yaşında çocuklarla beraber anneleri yağmur çamur içerisinde duruyor ve bunlar çadırda. Biz şimdi yeni bir kampanya başlatıyoruz. Bunlar bize 30 kilometre falan yaklaştılar. Şimdi diyoruz ki bunlara briketten 20-25 metrekarelik baraka yapalım, üzerini brandalarla kapatalım. Hiç olmazsa bunların yaşam koşulları biraz daha konforlu hale gelsin. Bunları buralara yerleştirelim dedik. Şimdi Kızılay’ı, AFAD’ı bu konuda süratle seferber edeceğiz ve o bölgede bunları yapmaya başlayacağız. Elimizden geldiği kadarıyla bunları yapıp ona göre altyapısını da yapacağız ve oralara bunları inşallah yerleştirelim diyoruz. Bir kere daha söylüyorum; Türkiye barışın anahtarıdır.''

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Suriyeli mevkidaşı ile gündem olan teması da sorulan Erdoğan, şu yanıtı verdi:

''Çok daha önemlisi istihbarat noktasında Hakan Bey'in gerek Rusya tarafıyla gerek Suriye tarafıyla gerek İran tarafıyla, oralardaki muhatapları ile ilişkileri de şu ana kadar başarılı bir şekilde devam etmiştir. Şimdi İran’da yeni bir istihbaratçı göreve geldi. Onunla da henüz daha görüşmeye başladığını zannetmiyorum Hakan Bey’in ama bugünlerde onunla da ilişkilerini geliştirecektir. Böylece bizim etrafımızdaki ülkelerle olan bu tür bağlarda Hakan Bey bu süreci zaten başarılı şekilde devam ettirmektedir. Gerekse uzak ülkelerle, Amerika'sına varıncaya kadar, bütün bunlarla olan bağlar da sürmektedir. Ki malum bir ülkenin istihbaratı zaten onun en önemli köşe taşıdır. Bunu da ne kadar başarılı sürdürürse o kadar ülke güçlü olarak yoluna devam eder.''

Erdoğan, CHP'nin “FETÖ’nün siyasi ayağı araştırılsın komisyonu” önergesi vermesine ilişkin olarak ise, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin “Hakim değiliz, savcı değiliz. Meclis’te araştırılması doğru değil. Bunun yerine sözde ‘Yurtta Sulh Konseyi’ araştırılsın” sözlerinin işin bir boyutu olduğuna vurgu yaptı.

"İşin bir başka boyutu da bana göre şudur: İddia sahibi kim? CHP... Sen iddia sahibi olduğuna göre bir defa bu iddianı ispatlamakla mükellefsin. İspatla bunu'' çağrısı yapan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''Parlamentonun içinde veya herhangi siyasi partide, AK Parti’de, MHP’de bu tür adamlar mı var? Hadi ispatla. Eğer ispatlayamıyorsan demek ki bunlar sende... Ya CHP içinde var, ya İP’te var, ya HDP’de var. Çıkar o zaman sen bunları, ispat et. Bunu ispatlayamayan bu parti parlamentonun tamamını zan altına almak için böyle bir yola başvurdu. Daha geçenlerde Urla Belediye Başkanı’nın FETÖ’cü olduğu ortaya çıktı. Şu anda ne oldu? Tutuklu içeride. Mahkemesi devam ediyor.

Seçimden önce de babası uyarmış. Seçimden önce babası Kılıçdaroğlu’na gidiyor diyor ki “Benim oğlumu aday yapmayın, FETÖ’cüdür, sizin başınıza iş açar” diyor...

Daha bunların neleri neleri çıkacak. Var. Bu süreç bu şekilde devam eder. Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez. Şimdi bu pisliklerden kurtulmak için parlamentonun üzerine bunu yıkmak istiyor. Bunun bedelini bir defa ödeyecekler. Önce sen iddia sahibisin, bu iddianı ispatla. Meclis’i buna karıştıramazsın.''