Erdoğan’ı Libya’da Rusya ve Mısır’dan çok Fransa endişelendiriyor

Türkiye ve Fransa arasında Libya, Suriye, Doğu Akdeniz ve Afrika üzerinde ciddi bir gerginlik yaşanıyor. Son olarak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un tehlikeli bir oyun oynamakla suçladığı Türkiye’nin Libya’da istediği şekilde hareket etmesine ve Suriyeli militanları Libya’ya getirmesine izin vermeyeceğini açıklaması tansiyonu daha da yükseltti.  

Birgün sonra Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy Macron’a, "Ülkemizin ilgili Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde ve talebi doğrultusunda Libya’nın meşru hükümetine verdiği desteği 'tehlikeli bir oyun' olarak tanımlaması ancak akıl tutulmasıyla izah edilebilir" sözleriyle cevap verdi.

Sözlü restleşmenin sebebi 10 Haziran’da iki ülke savaş gemilerinin Libya açıklarında karşı karşıya gelmesiydi. Avrupa Birliği ülkelerinin Nisan ayında başlattığı “İrini Operasyonu” çerçevesinde Fransız gemileri Libya’ya doğru yol alan Tanzanya bandıralı bir gemiyi aramak istedi. Ancak gemiye eşlik eden Türk firkateynleri buna izin vermedi. Türkiye gemilerde ilaç bulunduğunu öne sürerken Fransa bunun silah olduğunu öne sürdü. NATO konuyu inceleyeceğini açıkladı. 

Gerginlik sadece Libya ya da Suriye ile sınırlı değil, hatta Macron’un göreve geldiği 2017’de de başlamadı. 

İki ülke 2002‘den sonra pek çok konuda ve pek çok kez karşı karşıya geldi. 

2002’de dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing, “Türkiye bir Avrupa ülkesi değildir ve o başka bir kültürün, başka bir yaşam tarzının parçasıdır. Türkiye’nin kabulü Avrupa’nın sonu demektir“ sözleriyle Avrupa’da Türkiye karşıtlarının düşüncesini en net bir şekilde dile getirdi.

Jacques Chirac ise 2004’te Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne kabulü için Fransa’da referandum düzenleyeceklerini söyledi ancak bu söylemini gerçekleştiremedi.

Chirac’ın halefi sağcı lider Nicolas Sarkozy döneminde Türk-Fransız ilişkileri tabir yerindeyse dibe vurdu. Sarkozy, Türkiye’ye tam üyelik yerine “imtiyazlı ortaklık” önerdi. Daha sonraki yıllarda Türkiye’nin Avrupa Birliği içinde yeri olmadığını da söyledi. 

François Hollande dönemi ile birlikte iki ülke ilişkileri bir restorasyon dönemi yaşadı. Sarkozy ile birlikte Fransa’nın en önemli gündem maddelerinden biri haline gelen Ermeni soykırımı yasa tasarısı rafa kaldırıldı. Hatta Fransa’nın genel tutumumun tersine Hollande, Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini belirtti ve 22 yıl sonra Türkiye’yi ziyaret eden ilk Fransız lider oldu. 

Macron ile birlikte Türk-Fransız ilişkileri Sarkozy dönemini aratır hale geldi. 

Türkiye’nin Suriye’den sonra Libya’da da aktif olarak sahaya inmesi, Doğu Akdeniz’de tek taraflı hareket etmesi Paris’in şimşeklerini üzerine çekti. 

Ankara’nın 27 Kasım 2019’da Trablus merkezli Ulusal Anlaşma Hükümeti ile yaptığı askeri anlaşmalarla desteğini görünür hale getirmesine Fransa da Hafter’e olan desteğini ilan ederek cevap verdi. 

Libya Ulusal Ordusu güçlerinin Trablus’u kuşatma altında tuttuğu dönemde Fransa politik ve askeri desteğini göstermek için bu güçlerin komutanı General Halife Hafter’i Mart ayında Paris’te ağırladı. 

Ancak her ne kadar Trablus’u ele geçirmek için Nisan 2019’da harekete geçen ve bunda başarısız olan Halife Hafter’i desteklese de Fransa’nın pozisyonu daha çok diplomatik düzeyde kaldı. 

Erdoğan ve mevkidaşı Macron arasındaki sert tartışmalar Türkiye’nin Ekim ayında Suriye’nin kuzeyine yönelik gerçekleştirdiği Barış Pınarı Operasyonu ile başladı. Macron 7 Kasım’da The Economist dergisine verdiği röportajda ABD’nin Suriye’nin kuzeyinden çekilerek Kürtleri yüzüstü bırakmasını ve akabinde Türkiye’nin gerçekleştirdiği operasyonu eleştirirken, “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” sözlerini kullandı. 

Macron daha sonra Türkiye’nin IŞİD’e karşı gerçekleştirilen operasyonları tehlikeye attığını da belirterek “Ankara NATO’dan dayanışma beklemesin” diye konuştu. 

Erdoğan’ın bu sözlere tepkisi çok daha sert oldu. “Türkiye’yi NATO’dan çıkarmak-çıkarmamak. Bu senin haddine mi? Böyle bir şeyin kararını senin verme yetkin var mı” diyen Erdoğan, “Ne diyor, ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir.’ Sayın Macron bak, Türkiye’den sesleniyorum, NATO’da da söyleyeceğim, önce sen kendi beyin ölümünü bir kontrol ettir. Çünkü bu ifadeler ancak senin türündeki beyin ölümü gerçekleşmiş olanlara yakışır” sözleriyle tepki gösterdi.

Macron’un ofisinden yapılan açıklamada Erdoğan’ın sözlerine, “Bu açıklama değil, bir hakaret. Büyükelçi dışişleri bakanlığına çağrılacak” sözleriyle cevap verildi. 

Ekim ayı başında da Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde göçmenler ve insan hakları ihlalleri konusunda Türkiye aleyhinde açıklamalarda bulunan Macron’a yönelik Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Ben bunu şuna benzetiyorum. Macron’un bugünkü konuşmalarını ayakları pislik içinde gömülüyken öten horoza benzetiyorum” ifadelerini kullandı. 

Ocak ayında üç Afrika ülkesi Cezayir, Gambiya ve Senegal’e düzenlediği ziyaret sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan uçakta gazetecilere Cezayir Devlet Başkanı Abdulmecid Tebbun’un, görüşme sırasında kendisine Fransızların 130 yıllık işgalleri boyunca Cezayir’de en az beş milyon kişiyi öldürdüklerini söylediğini belirtti. 

Erdoğan Fransa’nın Cezayir’de katliam yaptığı yönündeki sözlerini daha önce de tekrarlamıştı. 2018’de Türkiye’nin Suriye’ye yönelik operasyonlarına tepki gösteren Fransa’ya Erdoğan, Cezayir’deki katliamları örnek göstererek cevap vermişti. 

Yine 2011 yılında Ermeni soykırımı yasa tasarısını gündeme getiren Sakrozy’ye yönelik olarak Erdoğan, “Fransızların Cezayir’de yaptığı soykırımdı. Eğer Sarkozy soykırımın ne olduğunu öğrenmek istiyorsa Cezayir’de lejyoner olarak görev yapan babası Pal Sarkozy’ye sorsun” sözleriyle tepki gösterdi. 

Türk medyasına göre Fransa’nın son yıllarda yeniden artan tepkisinin arkasında Türkiye’nin Afrika’da gerçekleştirdiği faaliyetlerin artması bulunuyor. 

2005’i Afrika yılı ilan eden Türkiye bu tarihten sonra Afrika’daki büyükelçilik sayısını 12’den 42’ye çıkardı. Aynı şekilde Afrika ülkelerinin Türkiye’deki büyükelçilik sayısı da 10’dan 36’ya yükseldi. 

Ancak Türkiye’nin yanı sıra Çin, Hindistan, İspanya ve Almanya gibi ülkeler de Afrika ile ticari ilişkilerini hızla artırırken, Fransa bu ülkelere göre oldukça geride kaldı. 

Libya’da petrol ve doğal gaz kaynaklarını işletme konusunda bazı imtiyazları bulunan Fransa, bu ülkenin Türkiye’nin kontrolüne girmesi durumunda mülteci silahıyla tekrar karşılaşmaktan endişe ediyor. 

Bundan dolayı hem bölgesel güçler olan Mısır, Yunanistan ve İsrail’i Türkiye’ye karşı örgütlemeye çalışan Paris aynı zamanda ABD ve Rusya’yı da yanına çekmeye çalışıyor.

Ancak Rusya’nın Libya’da etkin bir güç olması Fransa’da endişe meydana getirse de bu durumu çok fazla dillendirmemeye çalışıyor. Çünkü Rusya konusunda ABD’nin devreye girmesi Paris’in elini rahatlatıyor. 

Tıpkı Rusya ve Mısır gibi Sirte ile Cufra’yı kırmızı çizgi olarak değerlendiren Fransa’nın bundan sonraki süreçte Türkiye’ye karşı tavrını daha da sertleştirmesi bekleniyor. Kıbrıs açıklarına uçak gemisi Charles de Gaulle’ü gönderen Fransa’nın Doğu Akdeniz’de devriye gezen çok sayıda savaş gemisi de bulunuyor. 

Libya’da Rusya ile aynı safta bulunduğundan dolayı başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerinin desteğini alamayan Fransa’nın Türkiye ile ortak bir noktada buluşması için Berlin’in yoğun bir çaba sarfettiği belirtiliyor. 

Türkiye ile çıkar üzerine kurulu bir ilişki geliştiren Rusya, tıpkı Suriye’deki gibi Ankara ile tek başına kalmak ve bu şekilde Libya’da pastanın büyüğünü almak istiyor. 

Ancak Rusya’nın izlediği stratejiyi farkeden Batılı ülkeler hem Rusya’yı ve hem de Türkiye’yi bu tür bir işbirliğinden uzak tutmaya çalışıyor. 

Tıpkı Batılı ülkeler gibi Mısır da Rusya’nın Libya’ya yerleşmesine sıcak bakmıyor. Hatta bu ay başında Libya’ya giden bazı Rus savaş uçaklarının hava sahasını kullanmasına izin vermemişti. 

Fransa ise şimdilik tüm oyununu Ankara üzerinde kurguluyor. Bu amaçla da öncelikli olarak Tunus’u Türkiye’nin kontrolünden çıkarmaya çalışıyor. Geçtiğimiz hafta Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’i ağırlayan Fransa, Said’e Trablus hükümetinin meşruiyetini sorgulayan sözler sarfetmesini sağladı. Benzer bir şekilde Paris’in diğer komşu ülke Cezayir üzerinde de derin bir etkisi bulunuyor. Cezayirli liderleri yakın takibe alan Fransa’nın bundan sonraki süreçte Ankara’ya karşı tavrını daha da sertleştirmesi bekleniyor.


© Ahval Türkçe 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.