Fehim Taştekin: Libya politikasında tökezleyen Türkiye’nin ikinci hezimeti

Libya'da uzun süredir devam eden savaş, Birleşmiş Milletler’in girişimiyle yerini kalıcı ateşkese bıraktı. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamada taraflar arası çatışmaların devam edeceğine dair üstü kapalı bir tehdit savurdu. Erdoğan ateşkes anlaşmasını inandırıcılıktan yoksun olarak nitelendirerek, kalıcılığının ne kadar olacağını da zamanın göstereceğini ifade etti. 

Analistlere göre ateşkes, Erdoğan’ın Libya politikasının çöktüğünün bir göstergesi. Fehim Taştekin “Libya hezimetinde ikinci taksit” başlıklı yazısında, süreci şöyle tarifliyor:

“Erdoğan yönetimi, Mısır’da darbe yiyen Müslüman Kardeşler’i Libya’da iktidar eylemeye odaklı biçimsiz siyasetini ‘Mavi Vatan’ tasavvuruyla ulusal meseleye dönüştürünce izlediği stratejiyi gerçek bir arenada teste sokmuş oldu. İddia büyüdükçe meydan okumalar da büyüyor. TSK, MİT, SADAT, Suriyeli milisler ve damadın SİHA’larıyla büyütülen askeri müdahale, geçen haziranda Mısır ve Rusya’nın Sirte ve Cufra’yı kırmızı çizgiye dönüştürmesi üzerine kadük kaldı. Halbuki hedef ‘Petrol Hilali’ne ulaşıp dengeleri alt üst etmekti. Ve tabii deniz yetki alanları anlaşmasını kurtarmak için doğu sahillerini de kapsayan mutlak bir zafer gerekiyordu. Trablus’un güvenceye alınması ve müzakereyi mümkün kılacak koşulların oluşturulması birer başarı olarak ele alınsa da asıl kurgu bunların çok ötesindeydi.

Kısa gelen zafer havası Türkiye’nin Trablus’taki ortaklarını mecburen Mısır’ın inisiyatif aldığı, Rusya’nın perde arkasından kurduğu bir sürece soktu. Almanya’nın ağırlığını koyduğu, ABD’nin sonunda el attığı, BM Libya Özel Temsilcisi Vekili Stephanie Williams’ın Berlin Konferansı ilkeleri çerçevesinde sıkı bir arabuluculuk yürüttüğü bir süreç 8 Haziran’da ilan edilmiş geçici ateşkesi 23 Ekim itibariyle kalıcı hale getirdi.”

Anlaşmada tüm paralı askerler ve yabancı savaşçıların en fazla üç ay içinde kara, hava ve deniz yoluyla Libya topraklarını terk edeceği ve Libya içindeki eğitimle ilgili tüm askeri anlaşmalar yeni hükümet kuruluncaya kadar askıya alınarak ve eğitim ekipleri ülkeyi terk edeceği belirtiliyor. Taştekin, bu maddelerin Erdoğan’ın keyfini kaçırdığını söylüyor:

“Ankara’nın yaklaşımı malum; “BM’nin tanıdığı meşru hükümetin daveti ile Libya’dayız” denilecektir. Trablus’ta Türkiye’ye yakın duran kanatlar da şimdiden “Çekilme koşulu meşru hükümetle anlaşmalar çerçevesinde Libya’da bulunan güçleri kapsamıyor” der gibiler.

Eski BM Özel Temsilcisi Ghassan Selame, BM Libya’ya Destek Görevi’nin süreci gözlemleyeceğini söylüyor. Ama ortada ateşkesi denetleyecek, milisler, savaşçılar ve yabancı eğitmenleri çıkartacak bir mekanizma yok. Bu da sürecin dallanıp budaklanacağı anlamına geliyor.

Bu minvalde özellikle Türkiye ve Rusya dikkatlerin odağında olacak iki ülke. Hafter’in ana finansörü Emirlikler açık oynamadığından radardan daha kolay kaçabiliyor.”

Taştekin yazısını şu cümlelerle tamamlıyor: “Erdoğan’ın hayallerine denk gelen bir gelişme olmasa da her halükarda bu ateşkes anlaşması kanlı çıkmazın sonunu getirmek için önemli bir hamle. Bakalım bozgunculuk kimin hesabına yazılacak?”

Bu yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz