Türkiye gangsterler tarafından mı yönetiliyor?

Türkiye uzmanı Amerikalı akademisyen Ryan Gingeras, 2000’li yılların sonunda Türk siyaseti üzerindeki etkileri neredeyse tamamen ortadan kalkan mafyanın daha güçlü bir şekilde yeniden etkin hale geldiğini belirtiyor.

“War on the Rocks” adlı haber portalında Sedat Peker’in son ifşaatlarını ele alan Gingeras, 2011 yılında emekli bir polis yetkilisinin, "Bu [suç] yapılar şu anda uykuda. Ancak, uygun bir siyasi ortam bulurlarsa yeniden faaliyete geçebilirler" dediğini hatırlatan Gingeras, son üç haftadaki bir dizi absürt olayın, bu uyarının kehanet gibi görünmesine neden olduğunu belirtiyor.

Kötü şöhretli Sedat Peker adlı bir suç patronunun Dubai'den Türk hükümetine yönelik korkunç ve ayrıntılı suçlamalar getiren bir dizi YouTube videosu yayınladığına işaret eden Gingeras, Peker’in eski içişleri bakanı Mehmet Ağar’ın AKP milletvekili oğlu Tolga Peker’i tecavüz ve cinayetle, Erdoğan'ın eski başbakanının oğlu Erkam Yıldırım’ı da Türkiye'ye beş ton kokain kaçırmaya çalışmakla suçladığını aktarıyor.

Bu isimlerin neden hiç suçlanmadığını açıklamak için Peker’in Erdoğan'ın güçlü içişleri bakanı Süleyman Soylu'yu bu isimleri korumakla suçladığına değinen Gingeras, Erdoğan’ın her ne kadar Soylu’yu desteklese de Peker'in özel suçlamaları ile ilgili konuşmayı reddettiğinin altını çiziyor.

Peker videolarının hem Türkiye'de hem de yurtdışındaki gazetecilerin ilgisini çekmesinin şaşırtıcı olmadığını yazan Gingeras, “Muhabirler, bu belgelerde, Türkiye'de iktidarın hâlâ gangsterlerin elinde olduğuna ve Erdoğan'ın da selefleri gibi suç ortağı olduğuna dair kanıt bulmakta gecikmediler. Bazıları daha da ileri giderek Peker'in ifşaatlarının gangsterlerin Türk devletinin kökleşmiş unsurları olduğunu doğruladığını öne sürüyor” ifadelerini kullanıyor.

“Gangsterler ve Erdoğan hükümeti arasındaki çıkar ilişkisi ne olursa olsun, her iki taraf da konunun şeffaflığa kavuşması konusunda az istekli” diyen Gingeras, Türkiye’nin daha önce de bu noktalara geldiğini, bazı yorumcuların Peker'in ifşaatlarının Erdoğan'ın siyasi ölümünü getireceğini dile getirdiklerini ancak Erdoğan’ın geçmişte bu tür krizlerden kurtulduğunun altını çiziyor.

Bunun Türkiye'deki ilk yüksek profilli, son derece politik mafya skandalı olmadığına işaret eden Gingeras, son birkaç on yılda uluslararası ilişkiler, Türk siyaseti ve organize suçun örtüştüğü çok sayıda vakanın cereyan ettiğini, buna ilk örneğin ise 1972'de Milliyetçi Hareket Partisi senatörü Kudret Bayhan'ın Fransa'ya 146 kilo morfin kaçakçılığı yaparken tutuklanması olduğunu belirtiyor.

Bu olayın Avrupa ve Amerika arasındaki “Fransız bağlantılı” eroin ticaretinde Türkiye'nin rolünü ortaya çıkardığını yazan Gingeras, Papa 2. Jean Paul’e suikast düzenleyen Mehmet Ali Ağca olayında da uyuşturucu bağlantısı olabileceğine dair yorumlar olduğunu ifade ediyor.

Türkiye’deki mafya-siyaset ilişkisine en iyi örneğin 1996’daki Susurluk Skandalı olduğunu belirten Gingeras, ancak organize suçun tarihini ve Türk devleti ile ilişkisini ortaya koymanın ürkütücü olduğunu aktarıyor:

“İçişleri bakanlığının kayıtları gibi ilgili arşivlere erişim kısıtlı olmaya devam ediyor. Günümüz araştırmacılarına sunulan az sayıdaki kaynak arasında, Washington'daki Ulusal Arşiv'de bulunan diplomatların ve kolluk kuvvetlerinin belgeleri yer alıyor. Kitabımda detaylandırdığım gibi, Türk polis memurlarına ve jandarmalarına yardım etmek üzere görevlendirilen Amerikalı ajanlar, genellikle devlet yetkilileri ve gangsterler arasında karanlık bağlar olduğunu belirtiyorlar.”

1930'ların başlarında, Amerikan narkotikle mücadele memurlarının Türk yerel polis ve yetkililerinin büyük eroin kaçakçılarını korudukları durumlarla karşılaştıklarını yazan Gingeras, 1950 ve 60’lı yıllarda ise Amerikalı ajanların Türk parlamenterler ve kabine üyelerinin uyuşturucu kaçakçılarını aktif olarak koruyup kolladığına dair kanıtlar ortaya çıkardıklarını belirtiyor.

1970'lere gelindiğinde Amerikalı uyuşturucu ile mücadele ekiplerinin ABD'li diplomatlara, geçmişteki Türk hükümet yetkililerinin "afyon kaçakçılığına karıştıklarını" özel olarak açıkladıklarını, ancak bu bilgiyi hiçbir zaman halka duyurmadıklarını da belirten Gingeras, 20. yüzyılın büyük bir bölümünde, Türk politikacılar ve gazetecilerin, önde gelen uyuşturucu kaçakçılarının isimlerini ifşa etme konusunda aynı derecede çekingen davrandıklarını belirtiyor.

Gingeras, “İhsan Sekban ve Hüseyin Eminoğlu gibi Türk uyuşturucu baronlarından hiçbiri insan ticareti suçlamasıyla suçlanmadı. Ve nadiren isimleri gazetelerde yer aldı” diyor.

Susurluk skandalıyla ilgili sınırlı bir dizi meclis oturumu dışında, devlet-mafya ilişkilerinin niteliğini ele alan hiçbir kamu soruşturmasının yapılmadığının altını çizen Amerikalı akademisyen, gangsterlerin siyaseti nasıl etkilediğine dair pek çok gazetecilik çalışması olduğunu ancak nitelik ve kapsam bakımından bu çalışmaların büyük farklılıklar gösterdiğini, nispeten azının doğrulanabilir kaynaklar sunduğunu, çoğunun ise dedikodudan ileriye gidemediğini ifade ediyor.

Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu gibi mafyanın siyasetteki rolünü araştırmak için büyük riskleri alan birçok gazetecinin öldürüldüğünün altını çizen Gingeras, her ikisinin neden öldürüldüğüne dair devam eden davaların sonuçlanmadığını yazıyor.

Erdoğan’ın daha önce yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya kaldığında, ancak bu suçlamaların da aynı şekilde ortaya çıkarılmamasını sağlamayı başardığına vurgu yapan Gingeras, Aralık 2013'te müfettişlerin önde gelen birkaç bakanın oğullarını yolsuzluk ve İran'ın yaptırımlardan kaçmasına yardım etmekle suçlaması üzerine Erdoğan hükümeti kaosa sürüklendiğini fakat müfettişleri tasfiye ederek ve skandalı Fetullah Gülen ve bir dizi uluslararası aktöre yıkarak olaydan kurtulduğunu belirtiyor.

Erdoğan'ın Türk medyasındaki müttefiklerinin, Peker'in videolarını bu komplonun devamı olarak yorumladıklarına değinen Gingeras, özellikle AKP seçmeninin Sedat Peker videolarından haberdar olmadığını, bu yüzden Erdoğan’ın bu badireyi de ucuz atlatabileceğine işaret ediyor.

Tartışmalarda Erdoğan’ın mafya devletinin geçmişteki yozlaşmış hükümetlerden ne kadar farklı olduğunun gündeme geldiğini, bazılarının Erdoğan yönetimindeki Türkiye'nin Nicolas Maduro'nun Venezuela'sına benzer fiili bir narkotik devlet olarak yeni bir sınıra geçtiğini öne sürdüklerini anlatan Gingeras makalesinin sonunda ise özetle şu ifadeleri dile getiriyor:

“Peki Türkiye gangsterler tarafından mı yönetiliyor? Her zaman bu böyle miydi? Türkiye'nin yeraltı dünyası ile siyaset kurumu arasında her zaman bir bağ kurmanın genellikle zor olduğu inkar edilemez.

Ama bu kesinlikle Türkiye'ye özgü bir durum değildir. Sedat Peker'in videolarını farklı bir tarihi geleneğin belirtisi olarak görmek daha mantıklı olabilir: Resmi bir şeffaflığın olmaması. Erdoğan'ın devlet üzerindeki hakimiyeti göz önüne alındığında, yargı, polis veya parlamento olsun, hiçbir kurum adaleti sağlamaya hem istekli hem de yetenekli görünmüyor.

Basın çoğunlukla, Peker'in bundan sonra ne diyeceğini izleyip haber yapabilmektedir. Sonuç olarak, Peker'in iddialarının gerçekte ne kadar doğru olduğunu asla bilemeyiz. Peker dinleyici için, Peker'in suçlamaları, ne kadar az kanıt sunarsa sunsun, zaten şüphelendikleri şeyin gerçek olduğunu teyit ediyor.

Ve Peker'in kendisi, paylaşmak istemeyebilecekleri de dahil olmak üzere, söylenecek daha çok sır olduğunu ima etti. Türk devletinin kendi polisine güvenmesi mümkün olmadığında, vatandaşlar da gözlemciler de bir gangsterin sözüne güvenmek zorunda kalıyor.”

 

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar