Kas 06 2017

Mafya devletinin katlettiği gazeteci: Daphne Caruana Galizia


Malta, sadece küçük, sakin bir  tatil ülkesi, şirin bir ada devleti değildir. Bu ülke, Afrika ile Avrupa arasındaki stratejik konumuyla kara para, yolsuzluk, yasadışı işler ve Sicilya’ya yakınlığıyla mafyanın da merkezidir. Maltalılar derler ki; “Burada herkes birbirinin kuzenidir”.

Bu söz, o küçük adada herkesin birbirini iyi tanıdığı, birbirlerinin ailelerini ve onların geçmişlerini iyi bildikleri, dedikodunun hızlı yayıldığı ve rahat yaşamak için fazla hareket alanı olmadığı anlamına gelir. İşte bu Avrupa Birliği üyesi ülkede ve aynı zamanda, herkesin tanıdıkla, kayırmacayla, susarak, görmezden gelip, birbirini idare ederek  yaşayıp gittiği  bu adada,  "yolunda gitmeyenleri", yolsuzlukları reddeden bir kadın gazeteci var(dı): Daphne Caruana Galizia.

Malta Independent gazetesindeki köşesinde ve ülkenin en çok okunan sitesi olan kendi kişisel blogu “Running Commentary"de herşeyi olduğu gibi, "kime dokunur", "kim ne der" diye aldırmadan yazıyor. Evet, arada tartışmalar sırasında karşısındaki kişiye hakarate varacak ifadeler de kullanıyor, bazen de olayı fazla kişiselleştirdiği izlenimi veriyor. Ama, büyük yolsuzlukların döndüğü, o küçük ada devletindeki nadir cesur insanlardan biri o kadın gazeteci. Belki de en cesuru.

Malta’nın Başbakanı Joseph Muscat. Ülkede dolaşırken biraz dikkat ederseniz, üzerinde “Muscat” yazan mağazaların, kurumların varlığı dikkatinizi çeker. Bir Maltalı'ya, “Bunlar da ne” diye sorarsanız size kısık sesle iktidarın yolsuzluğa nasıl da bulaştığını, Başbakan Muscat'ın haketmediği kazançlarını anlatacaktır. Ardından da, ülkenin gittikçe otoriterleşmesinden şikayet edecektir. Galizia, yaptığı haberlerle ve yazılarıyla bu “aramızda kalsıncılığa" son veren, tüm bu iddiaları kamuoyu önünde de gündeme getiren, ülke yönetiminin daha şeffaf olmasına yaptığı habercilikle katkıda bulunan bir isim(di). 

Panama skandalı olarak bilinen yolsuzluk belgelerinde ülkenin Başbakanı, Ekonomi ve Turizm Bakanı, Başbakanlık Genel sekreterinin yasadışı işlerini yayımlayan Galizia, Başbakan Muscat’ın eşi Michelle’in Azerbaycan’la imzalanacak anlaşmaları hızlandırması karşılığında aldığı milyonlarca dolar rüşveti de haberleştirmişti.

İşte, bu cesur gazeteci; 16 Ekim 2017'de evinin önünde, arabasında bombalı bir suikaste uğradı. Kullandığı araba, o içindeyken patlatıldı. Olay yerine ilk ulaşanlardan biri, evden patlama sesiyle fırlayan, Galizia’nın kendisi gibi gazeteci oğlu Mattthew’du.  Gerisini Mathew’un o anları anlatan,  Facebook mesajından okuyalım: 

“Bunu hiç unutmayacağım. Hala yanan ve kornası çalmakta olan arabanın kapısını açmanın bir yolunu arıyor, o cehennemin çevresinde koşuşuyor, tek bir yangın söndürücüyle gelen iki polise avaz avaz bağırıyordum.  Onlar da bana bakıyordu. İçlerinden biri, ‘Üzgünüm,yapabileceğimiz bir şey yok’  dedi. Etrafa baktım. Her tarafta annemin vücudunun parçaları vardı. Polislerin haklı olduğunu anladım. Durum ümitsizdi. Bana, ‘Arabadaki kimdi?’ diye sordular. ‘Arabadaki annemdi. O öldü. Sizin beceriksizliğiniz yüzünden öldü’ dedim.”

Galizia suikastini Başbakan Muscat  “Barbarca bir saldırı” olarak nitelendirdi ve failler bulunmadan rahat etmeyeceğini söyledi. 

öldürülen Maltalı gazeteciyi anma

 

Olayları izleyen bir Türkiyeli gazeteci için tüm bunlar Gazeteci Uğur Mumcu’nun 1993’te evinin önünde uğradığı faili meçhul suikasti hatırlatıyordu. Onca yıldır şu dünyada hiç mi bir şey değişmiyordu? 

Başbakan Muscat’ın ve başına yakın arkadaşı Lawrence Cutajar’ı getirdiği polis teşkilatının gazeteci Galizia’nın ölümünü aydınlatacaklarına inanmak için gerçek bir sebep yoktu. Nitekim, bunun ne kadar doğru olduğunu gösteren gelişmeler yaşanmakta gecikmedi.

Suikast soruşturmasını yürütmesi beklenen memurlardan, polis teşkilatının kıdemli çavuşu Ramon Mifsud, Facebook’ta olayla ilgili korkunç bir paylaşım yaptı : “Herkes hakettiğine kavuşur, inek b.ku! Seviçliyim :)”.
 Galizia’nın patlamanın ardından yolun kenarındaki tarlaya saçılan vücut parçalarıyla “inek b.ku” diye dalga geçiyordu Mifsud. Ayrıca onun uğradığı suikastten de ne kadar memnun olduğunu belirtmeyi de es geçmiyordu...

Gelen tepkiler üzerine Mifsud, yazıyı sildi, ardından da hükümet tarafından kıdemli polisin açığa alındığı  söylendi. Suikastten 15 gün önce tehdit aldığı gerekçesiyle polise başvuran Galizia’nın neden korunmadığının sebebi, belki de böylece ortaya çıkıyordu. Polisler, hatta yargıçlar onu sevmiyordu çünkü o, rüşvet alan polis ve yargı teşkilatı üyelerini de bir bir deşifre ediyordu.

Dünyanın çeşitli ülkelerindeki terör saldırılarını, patlamaları göz önünde bulundurduğumuzda nispeten sakin bir ülke olan Malta için bir gazetecinin bombayla havaya uçurulması, fazla sıradışı ve inanılmazdı. Halk, suikastın yaşandığı günün akşamı, adanın kuzeydoğusundaki kent Sliema’da spontane bir eylem gerçekleştirdi. Mumlar yakıldı, Galizia’nın resimleri taşındı. Kameralara konuşanlar ülkelerinde yaşananlara inanmakta güçlük çektiklerini söylüyorlardı. Sonraki günlerde de yürüyüşler düzenleyen Maltalılar olayı protesto etmeye devam etti. “Görünüşe göre ifade özgürlüğümüz yok, ama adalet istiyoruz ”diyerek Galizia’nın katillerinin bulunmasını istedi. Eylemde “Malta Mafya Devleti” dövizi taşıyanlaraysa polis müdahale etti. Hükümet ise halkın tepkilerini yatıştırmak ve olaya ne kadar önem verdiklerini göstermek için suikastle ilgili bilgi getirene 1 milyon Avro ödül vereceklerini açıkladı.

Galizia, Avrupa geneline yayın yapan önde gelen medya kuruluşlarından Politico tarafından 2016’da Avrupa’yı “şekillendiren, sarsan ve uyandıran 28 kişi”den biri seçilmişti. Politico, ondan yolsuzlukların, yaşadışı işlerin üzerine tek başına gittiği için ondan,  “One-woman Wikilleaks” (Tek-kadınlık-Wikileaks) diye bahsetmişti. 
420 bin nüfuslu Malta’da, Galizia'nın blogu, eğer dikkat çekici bir yazı yazdıysa, 400 bin "tık" alabiliyordu. Suikastın ardından Wikileaks’in kurucusu Julian Assange da, olayla ilgili üzüntüsünü dile getirdi ve Twitter’da açıklama yaparak cinayetle ilgili önemli bir bilgi getirene 20 bin Euro ödül vereceğini söyledi.

Malta’da bulunduysanız adanın sesiz sakin havası, taş evlerin bulunduğu sokakların huzur dolu suküneti bu küçücük ülkede gerçekte neler yaşandığına ilişkin sizi yanıltabilir. Neler olduğunu anlamanız için ada sakinleriyle politika konuşurken seslerinin alçalmasından, bir tuhaflık olduğunu sezebilirsiniz.  Eğer sizi "samimi" hissederlerse, konu; politikadan,  yolsuzluğa, mafyaya, illegal işlere, illa ki gelecektir. Bunlardan bahsederken yüzlerindeki korkuyu görmeniz, adanın gerçek iklimi hakkında size daha doğru bir fikir verir. 
Bir keresinde orada yaşayan İrlandalı arkadaşım “Maltada gazetecilik tehlikelidir, hem de çok tehlikelidir”demişti. O sırada ne dediğini idrak edemesem de, gözlerindeki korkulu ifade gerçekten ters giden şeyler olduğunu anlamama yetmişti. Bu konuda daha fazla konuşmak istememişti. Zaten, kimse bu konularda fazla konuşmak istemiyordu. Orası küçük bir adaydı, yerin kulağı vardı, dikkatli olmazsanız canınız yanardı. İşte Daphne Caruana Galizia böyle bir iklimde haberlerini yazardı.

Malta, İtalya’nın komşusu. Adada birçok evde İtalyan kanalı izlenir, halkın çoğu İtalyanca bilir. İki ülke birbirini iyi tanır. Belki de bu yüzden İtalyan gazetesi La Stampa’daki satırlar 16 Ekim günü Malta’da ne yaşandığını çok iyi gözler önüne seriyordu: “Galizia cinayeti ve bunun nedenleri, gerilim romanlarına malzeme olabilir.(....) Başbakanın eşine, milyarlar tutarındaki enerji anlaşmalarını hızlandırması için Azerbaycan'dan gönderilen rüşvet paraları. İçi belge dolu valizlerle bankanın arka kapısından kaçan bir banka genel müdürü...Yabancı şirketlere sunulan vergi kolaylıkları. Uluslararası uyuşturucu ticareti. Havaya uçurulan bir otomobil ve yürüttüğü araştırmalarla Malta'daki en karanlık işlere ışık tutmuş bir gazeteci kadının bu otomobil içinde can vermesi. Kulağa gerilim romanı gibi gelen bu hikaye ne yazık ki gerçek.”

Yazıyı Galizia’nın kendisi gibi gazeteci olan oğlu Matthew’un Facebook postundan alıntıyla bitirelim Malta’ya “Mafya devleti”, Başbakan Muscat’a da “palyaço” diyen Matthew annesinin öldürülmesinin ardından şunları yazdı:  

“Malta’da, devlet, bir dokunulmazlık kültürünun gelişmesine izin vermiştir. Söz konusu dokunulmazlığı teşvik eden hükümetin başında olan ülkenin Başbakanının, failler yakalanana kadar ‘rahat etmeyeceğini’ söylemesi, onu temize çıkaramaz. O, önce ofisini sahtekarlarla doldurdu, sonra polis teşkilatını sahtekar ve embesillerle doldurdu. Sonra da mahkemelere dolandırıcı ve beceriksiz yargıçları yerleştirdi. Eğer (ülkenin) kurumları çalışsaydı, açığa çıkarılması gereken böyle bir suikast hiç olmayacaktı ve kardeşlerimle bizim hala bir annemiz olacaktı. Joseph Muscat (Başbakan), Keith Schembri (Başbakanlık Genel Sekreteri), Chris Cardona (Ekonomi Bakanı), Konrad Mizzi,(Turizm Bakanı), Başsavcı ve hiçbir eylemde bulunmayan polis komiserlerinin uzun listesi: siz bu suikastin suç ortağısınız. Siz, bunun sorumlususunuz!”

Not! Galizia’nın oğlu Matthew’un isim vererek suçladığı politikacıların hepsi annesinin haberleştirdiği Panama belgelerinde haklarında yolsuzluk iddiası bulunan siyasilerdir.