Türkyılmaz: "Mavi Vatan doktrininde rejime yaklaşım 'siz gidersiniz, bu devlet bizim' şeklinde"

Türkiye'nin Yunanistan başta olmak üzere Akdeniz ülkeleriyle yaşadığı gerilimin ardında eksen değiştirme ve bu değişimin katalizörü durumundaki Mavi Vatan doktrini bulunuyor.

Özellikle Deniz Kuvvetleri'ndeki kimi isimlerce şekillendirilen bu doktrinin, AKP rejiminin değişmesi halinde bile Türkiye'nin yönünü ve eksenini belirlemeye devam edeceği yorumları yapılıyor.

Konuşa Konuşa'da Gülten Sarı'ya konuk olan Berlin Bölgelerarası Çalışmalar Merkezi araştırmacısı ve antropolog Yektan Türkyılmaz, "Rejimin blokları içinde sürekli bir rekabet olduğunu biliyoruz ancak fonksiyonlar arasında da bir rekabet olduğunu görüyoruz. Kurumlar ölünce, bu kurumlar arasındaki uyum da berhava oluyor. Bu kurumlar birbirine rakip işliyormuş gibi görünüyor. Mavi Vatan'ı ulusalcıların bir ideolojisi olarak algılamamak gerekiyor. Mavi Vatan doktrininde rejime yaklaşım 'siz gidersiniz, bu devlet bizim' şeklinde. 'Sizden sonra gelenler de bunu devam ettirecek' yaklaşımı hakim. Mavi Vatan meselesinden elini çekemeyecek bundan sonra gelecek iktidar da" görüşünü dillendiriyor.

Türkyılmaz'ın açıklamalarının satır başları şöyle:

"Son bir yıldır dış siyasetin iç siyaset üzerindeki etkisi belirgin yükseldi.

Türkiye'de zaten iç siyaset ile dış siyaset birbirinden ayırt edilemez durumda. Birinin diğerini belirlediği argümanı son derece sıkıntılı bir argüman. Dış ilişkilerimizin yüzde 90'ı gerilim ve karşı karşıya gelmeden oluşuyor. Bunların içeriye çok ciddi yansımaları oluyor. 

Yunanistan ve Kıbrıs'a karşı artırılan gerilim siyasetini düşünürseniz Ayasofya'nın açılması çok mantıklı bir yere oturuyor mesela. 

İçeride sıkışan Erdoğan'ın dışarıya yönelmesi ya da kendi tabanını, Kemalist, milliyetçi tabanı kendi bayrağı altında toplama kaygısıyla yapıldığını söylemek çok sıkıntılı.

Bu yaklaşım esas itibariyle Türkiye'de ne kaynadığını gizliyor. İlk başta  rejimin sözcülerinin, Mavi Vatan hikayesindeki insanların ağzından çıkanları ağızlarından çıktığı gibi anlamak ve algılamak lazım. Bunlar retoriğe indirgenemez. 

Herkes şu an Mavi Vatan konuşuyor. Beş-altı ay önce ne konuşuyorduk. İdlib, Libya ne oldu? Rojava ne oldu? Daha ötesi, Irak'ta PKK'nin kökü kazınacaktı, o ne oldu? Mavi Vatan diye bir şey çıktı, bunlar ayrı olaylar mıydı? Bunların hepsini bir resmin içine koymak gerekiyor. Rejimin günlük, dönemlik gündemi o kadar hızlı ve sarsıcı değişiyor ki, çok yaygın bir amnezi (unutkanlık) oluşturuyor bu durum. 

Türkiye'deki rejim, bugün Türkiye'nin dünyada bulunduğu konumu kabul etmiyor. Lozan'ı tartışmaya açmak gerektiğini söylüyor. Bugünkü fiziki sınırlarla örtüşmeyen 'gönül sınırları' olduğunu düşünüyor.

Türkiye'de çok önemli kırılma noktalarından biri 15 Temmuz ve rejimin kendi kurumlarıyla kurduğu ilişki bu tabloda belirleyici role sahip. Müttefiki kalmayan bir ülkeye dönüştü Türkiye. Daha öncesinde Suriye siyasetinde tutulan yol da önemli bir kırılma noktasıydı. 

Sürekli gerilim, çatışma arayan bir dış siyaset var. Bu dış siyaset, Türkiye diplomasisinin neredeyse kalmadığı bir dönemde gerçekleşiyor. 'Gunboat diplomasisi' yürütülüyor. Deniz gücünüzü artık diplomatlarınız yerine kullanmaya başlıyorsunuz. Bu diplomasinin ya yapılamadığını ya da o metotların tercih edilmediğinin göstergelerinden birisi. Biz artık, diplomasi yapamayan bir devlet sistemi ile karşı karşıyayız. 

Türkiye dışarıda gerilim istiyor. Bir diğer kırılma noktası 9 Ekim 2019. Türkiye'nin Kuzey Suriye'ye asker yollaması ve kimi bölgeleri işgal etmesi. Bu dönülmez bir noktaydı. Türkiye artık bir savaş rejimine dönüştü. Durmuyor, durmayacak orası çok kesin. Gelelim Mavi Vatan'a. 

Mavi Vatan gerilimlerinin diğerlerinden çok temel bir farkı, Türkiye'nin eksen değiştirmesine yönelik nihai bir adım olacak gerilime dönüşmesi. Türkiye'nin NATO, Atlantik ekseni, Avrupa ile yolculuğunu nihai bir paranteze alabilecek bir ortam hazırlıyor. (Nokta koyabilecek bir ortam hazırlıyor). Diğer gerilimlerden temel farkı bu. 

Türkiye'nin kuzey ile (Rusya) batı ile arasındaki gerilimin kökleri Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar bile gidebilir. Türkiye zaten NATO'nun sorunsuz bir üyesi olmadı hiç. Mesela, 50'lerden başlayarak, Menderes'in Sovyetler'e yakınlaşmaya başlaması. Kıbrıs sorunu etrafında devam eden gerilim.  NATO ile Türkiye'nin dönem dönem zor ilişkileri oldu ancak NATO ile ilişkilerini temelden sorgulatan bir noktaya gelmemişti. 

Çin'in yükselişi, Sovyetler'in Putin ile yeniden hegemonya iddiasıyla kendi sınırları ötesinde sahneye çıkmasıyla Türkiye için de Atlantik ötesi bir rotaya girmesinin önemli bir aşaması oldu.

Bir jeo-stratejik, uzun süreli çerçeve çiziliyor Mavi Vatan ekseni etrafında. ABD'nin hegemonyasını sürdürmesinin mümkün olmadığı öngörülüyor. Kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge gibi etrafında bir deniz kuşağı oluşturma iddiası var. Hatta, 'Akdeniz dışı denizlerde de Türkiye kendini savunmaya başlamalı' diyenler var. 

Soğuk Savaş iyimserliği özellikle 11 Eylül'den bu yana berhava oldu.

Dış siyaset Türkiye gündemini daha fazla belirlemeye başladı. Mavi Vatan terimini kökenleriyle düşünmek lazım. Çok köklü ve eski bir stratejik düşünme biçiminin ürünü bir doktrin var karşımızda. Bunun üzerine zıplayansa, stratejik düşünceden öte çoğu kararı günlük, haftalık olan bir rejim var. 
Hükümet değişse de mevcut gerilim gündemde olacak. Bu gerilimin nasıl götürüleceği meselesi değişebilir. En azından diplomatik faaliyetler öne geçebilir ancak bugünden yarına ortadan kalkacak bir konu değil Mavi Vatan meselesi. Belki Türkiye'nin on yıllarca gündeminde olacak.

Şu anda iktidarın Akdeniz ve Ege'de izlediği siyaset 2000'lerin başında izlediği siyasetin tam tersi. Batı'ya, NATO'ya yüzü dönük bir ülke, hem Kıbrıs'ta çözüm istemek hem de Yunanistan ile sorunları müzakere ile çözme eğiliminde olacaktır. Eğer bundan vazgeçiyorsunuz, bunu en iyi şekilde ilan edebileceğiniz yer Mavi Vatan diye tabir edilen gerilimler silsilesinin içine atlamak. 

Deniz Kuvvetleri üzerinde dönen tartışma ile Türkiye'nin yönünün nereye gideceği meselesi birbiriyle kesişti. Türkiye'nin eksen değişikliği durumunda bunun ilk ifadesini bulacağı yerlerden biri Deniz Kuvvetleri'nin nereye yöneleceği. Deniz Kuvvetleri yön değiştirmede en aktif güç olmak zorunda. 

Rejimin blokları içinde sürekli bir rekabet olduğunu biliyoruz ancak fonksiyonlar arasında da bir rekabet olduğunu görüyorsunuz. Kurumlar ölünce bu kurumlar arasındaki uyum da berhava oluyor. Bu kurumlar birbirine rakip işliyormuş gibi görünüyor. Mavi Vatan'ı ulusalcıların bir ideolojisi olarak algılamamak gerekiyor. Mavi Vatan doktrininde rejime yaklaşım 'siz gidersiniz, bu devlet bizim' şeklinde. 'Sizden sonra gelenler de bunu devam ettirecek' yaklaşımı hakim. Mavi Vatan meselesinden elini çekemeyecek bundan sonra gelecek iktidar da."