'Babamı ihbar edip ölümüne yol açan Cumhuriyet yazarı...'

Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve yazarı Alev Coşkun, gazetedeki arkadaşlarını ihbar etmekle suçlanıyordu. Cumhuriyet yazarlarının olduğu gazetecilerin davası, Alev Coşkun'un ifadeleri üzerine kuruluydu.

Cumhuriyet davası sırasında Coşkun'un 'muhbirlik' sicili de yeniden gündeme gelmişti. Bu onun ilk ihbarı değildi. 27 Mayıs darbesi sırasında Vedat Eczacıbaşı'yı ihbar ettiği ve ölümüne yol açtığı ileri sürülüyordu.

Eczacıbaşı'nın kızı Pınar Eczacıbaşı, katıldığı bir televizyon programında Alev Coşkun'u babasının ölümüne neden olmakla suçladı.

İddiaya göre Vedat Eczacıbaşı, Gaskonyalı Toma Meyhanesi'nde kadehini kaldırarak “Benim için hâlâ Başbakan olan Adnan Menderes'in şerefine...” dediği için Alev Coşkun tarafından polise ihbar edildi.

Babası Vedat Eczacıbaşı hayata gözlerini yumduğunda dört aylık bebek olduğunu ifade eden Pınar Eczacıbaşı, "Bir darbeyi savunmak kadar acımacızsa bir şey olamaz" dedi.

Pınar Eczacıbaşı, "Alev Coşkun'un hâlen böyle bir yazıyı kaleme almış olması, bu hakikaten kabul edilebilir bir şey değil" dedi.

Eczacıbaşı şöyle devam etti:

"Yan masada Alev Coşkun, Nurettin Sözen gibi isimler Eczacıbaşı firmasının sergisinden çıkıp bunu Gaskonyalı Toma Meyhanesi'nde kutlama amaçlı “Benim için hâlâ Başbakan olan Adnan Menderes'in şerefine...” sözünün buralara gelmesi tabii babam bunu kendine yediremedi. Alev Coşkun ve Nurettin Sözen'in bulunduğu masadakilerin şikâyetiyle özellikle Alev Coşkun diye biliyorum.

Olay büyüyor ve iş karakolda bitiyor. O gece karakolda tutuklanmalar oluyor. Akabinde olay uzuyor ve gazetelere yansıyor. Sadece bir kutlama gecesinde babamın arkadaşları da tutuklanarak içeri atılıyor. Gazeteye yansımasıyla birlikte mevcut rejim onları hapishaneden çıkarmamak için elinden geleni yapıyor. Babam da bu hem sözlü hem fizikî işkenceye dayanamıyor ve kendi hayatını feda ediyor."

Kendisine yöneltilen 'Alev Coşkun'u babanızın ölümünden sorumlu tutuyor musunuz?' sorusuna Eczacıbaşı, "Kesinlikle sorumlu tutuyorum. Bu kadar ufacık, gönülle yapılmış, ruhla yapılmış kadeh kaldırmayı buralara getirmek, bu denli üzerine gitmek, bunu hapse atıldıktan sonra kaşımak, kanayan yarayı kaşımak kadar zulmedici bir hikâye olamaz" yanıtını veriyor.

Hükümetle iyi ilişkiler kurarak Cumhuriyet gazetesini Saray'ın müdahalesiyle ele geçiren Alev Coşkun, gazetedeki köşesinden Eczacıbaşı ve 27 Mayıs ile ilgili ilk kez açıklamada bulundu.

Coşkun aynı zamanda Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi'ye de konuştu. "Vedat Eczacıbaşını ihbar ettiniz mi?" sorusuna Coşkun "İhbar etsem ne olur, etmesem ne olur... Sıkıyönetim şartları var. Öyle bir şey yok” yanıtını veriyor.

AKP ile iyi ilişkiler geliştiren Coşkun'un köşesindeki yazıda ise 27 Mayıs için 'darbe' ifadesini sarf etmemesi dikkat çekti. Coşkun, '27 Mayıs hareketi' ifadesini sarf ettiği darbeyle ilgili yazdığı yazısına yöneltilen eleştirileri yanıtlıyor.

Eczacıbaşı olayı için ise şu ifadeleri sarf ediyor:

"Televizyonlarda reyting almak için yapılan saçma sapan iddialara yanıt vermek karakterime uymaz. Bu yazımla ilgili tartışmak yerine karmaşa yaratmak için Habertürk TV’de 60 yıl önce vefat eden Vedat Eczacıbaşı’nın ölümünden beni sorumlu tutmak istediler. Bu derece saçma ve bu derece çirkin bir iddia karşısında susmak olmaz. Sayın Pınar Eczacıbaşı’nın acısını duyumsuyorum.

Bu olayı TV programında tetikleyen Sayın Nagehan Alçı’nın, olaylardan yararlanarak karmaşa yaratmak âdeti zaten biliniyor.  Bu konu çok çirkindir. Olayın tanıkları halen yaşıyorlar. Merak edenler, aile büyüklerinin, olayların içinde bulunan isimlerin tanıklıklarına başvurabilirler…

Hukukta “illiyet rabıtası” bugünkü deyişle “illiyet bağı” ya da “nedensellik bağı” diye bir kavram vardır. Sayın Alçı bu kavramı, kısa bir süre de olsa hukuk eğitimi alan eşi Rasim Ozan Kütahyalı’ya sorarsa, büyütmek istediği olayın hukuksal boyutunu anlayabilir. Hukuk başka, sağa sola saldırmak başkadır."

Cumhuriyet yazarlarını ihbar etti mi?

Cumhuriyet Davası’nın 3. duruşmasında o dönem gazetenin İcra Kurulu Başkanı olan Akın Atalay, duruşmada tanık olarak dinlenen Alev Coşkun’un emniyete götürdüğü 23 Mayıs 2015 tarihli gazete kupürü ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne gönderilen isimsiz ihbar metninin ekindeki kupürün aynı olduğunu kanıtlamıştı.

Atalay, mahkemede Saray’a mektubu kendisinin göndermediğini söyleyen Alev Coşkun’un, “Yalan tanıklık”tan yargılanması gerektiğini belirtmişti.

Cumhuriyet davasında Musa Kart, Ahmet Şık, Hikmet Çetinkaya, Orhan Erinç, Aydın Engin, Akın Atalay, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu, Mustafa Kemal Güngör, Bülent Utku, Turhan Günay ve Can Dündar sanıklar arasında yer alıyordu.