Mar 29 2018

Can Dündar Zeit’a yazdı: Türk basınının gözyaşları

O günü hiç unutmuyorum:

Yazdığım gazeteyi satın alan patron, biz köşe yazarlarını holding binasına davet etti ve yeni yayın politikasını ilan etti:

"Bundan sonra bu gazetede Erdoğan aleyhine tek satır istemiyorum."

Ben, "Nasıl olur da Milliyet gibi bir sosyal demokrat gazetede hükümet eleştirilemez" diye itiraz edince, "Siz, benim iş riskimi biliyor musunuz. Her şeyim, iktidardakilerin iki dudağı arasında" dedi. Ve kovuldum.

Sonradan bir telefon kaydı çıktı ortaya… Bizim patron, "kendi patronu"yla, yani dönemin Başbakanı Erdoğan’la konuşuyordu. Gazetede çıkan bir habere Erdoğan çok sinirlenmiş, gazetenin sahibini azarlıyordu. Patron ise, "Nereden girdim bu işe" 
diye telefonda ağlıyordu. Evet, 80 yaşındaki işadamı, gerçekten ağlıyordu.

İşte o işadamı, Türkiye’nin en büyük sanayicilerinden Erdoğan Demirören, geçen hafta Türkiye’nin en büyük medya patronu oldu. "Türkiye’nin Murdock’u" kabul edilen ve 40 yıldır merkez medyanın neredeyse tamamına hükmeden Aydın Doğan, en çok satan Hürriyet ve Posta gazeteleriyle, en çok izlenen Kanal D ve CNN Türk televizyonları da dâhil bütün medya varlıklarını, herkesi şaşkına çeviren bir kararla bir günde rakibi Demirören’e 1,2 milyar dolara sattı. Anti-tekel yasasını açıkça çiğneyen bu operasyonun, bir satış değil, "el koyma" olduğunun herkes farkında… 

Erdoğan, 20 yıl önce, kendisi için "Siyasi hayatı bitti" manşetini atan Hürriyet’i ve onun patronunu asla unutmadı. İktidara gelir gelmez husumetini açığa vurdu. Aydın Doğan, 2,5 milyar dolar gibi akıl almaz bir vergi cezasına çarptırıldı. Cezayı 700 milyon dolara indirilebilmek için bir hayli genel yayın yönetmeni ve yazarı kovması gerekti. Milliyet ve Vatan gazetelerini sattı. Grubun yayın organlarında hükümete yönelik eleştirilere son verdi. Doğan’ın Alman ortağı Axel Springer, "basın özgürlüğünün çiğnendiği" gerekçesiyle ortaklıktan çekilme kararı aldı. Ama bunlar da Erdoğan’a yetmedi. Aydın Doğan, -kimilerine göre hapsedilme korkusuyla- her şeyini satmak zorunda kaldı. 

Böylece Türk Cumhurbaşkanı, kendisinin ve ülkenin kaderinin oylanacağı seçim öncesi, Avrupa’nın en büyük medya patronu koltuğunda oturmuş oldu. Medyanın neredeyse yüzde 80’ine artık o hükmediyor. Kendisine bağlı olmayan gazeteler ise her an kapatılma tehdidi altında yayın yapıyor.

Erdoğan’ın propaganda makinesini güçlendiren bu satış, seçim sonucunu etkiler mi?
Zor gibi... Çünkü yandaş medya, çoktan izleyicisini, okurunu kaybetti. Onlar artık tek bir kişiye kendilerini beğendirmek için yayın yapıyor ve gün boyu onun yeniden seçilmesi için dua ediyorlar. 

Bu yazı ilk olarak Zeit'ta yayımlanmıştır