Hürriyet yazarları: Doğan dönemi başka Demirören dönemi başka

Türkiye’de meydada var olmak her zaman önemli bir güç oldu. Özellikle 1980’lerle her alanda hissedilen neoliberal politikalar medyayı da es geçmedi. Başka alanlarda faaliyet gösteren sermayedarlar hızlı bir şekilde, gazete ardından da televizyon sahibi oldular. Gazeteci olmayan patron devri başlamıştı.

Medya patronların açıklamaları, hükümetle olan ilişkileri; vergi cezaları, işten çıkarmalar, sansür ve TMSF ile aktörlerin değişmesi... Barbara Cartland’ın entrikalarla dolu kitapları gibi bir dönem.

Hikayenin dönüm noktalarından en önemli iki olay ise; Ciner grubuna ait Sabah gazetesine ve ATV’ye TMSF tarafından el koyularak 2007’de ihale ile Çalık grubuna satılması ve 2018’de iktidara yakınlığı ile bilinen bir başka grup olan Demirören’in Doğan Medya grubunu satın alması oldu. Sabah ve ATV’nin satışını, bugünün Hürriyet yazarları eleştirilerle köşelerine taşımıştı.

Bugün hala Hürriyet’te yazmaya devam eden Ahmet Hakan, Ertuğrul Özkök, Mehmet Yılmaz, Vahap Munyar ve Erdal Sağlam’ın ihale süreci ve sonrasıyla ilgilii, dönemin Başbakanı Erdoğan’ın Yüce Divan’da yargılanacağını yazıyorlardı.

Ortak manşetler ile çıkan gazeteleri başını çeken Sabah gazetesinde yazan Mehmet Barlas’ın konuyla ilgili medya ve çokseslilik kavramlarına değinmesi, ilginç bir detay olarak karşımıza çıkıyor.

Geçtiğimiz aylarda Doğan Medya Grubu’nun iktidara yakınlığıyla bilinen Demirören Grubu’na satılması; hem satış açısından, hem medya özgürlüğü hem de fiyatı açısından; 11 yıl önceki Sabah ve ATV’nin Çalık grubuna devredilmesine benziyor ve tarih tekerrür ediyor. Tek fark, o gün Çalık ve AKP ilişkisini sorgulayanların (haklı sebeplerle), bugün Doğan Medya’nın satılışına ses çıkarmayıp, sessizce köşelerinde yazmaya devam etmesi.

Daha sonra Sabah gazetesinde çalışmaya başlayacak olan Mehmet Barlas 22 Kasım 2007 tarihinde ‘Sabah ve ATV sonsuza kadar kamu malı olarak kalmamalı’ başlıklı yazısında süreci anlatarak 5 Aralık 2007’deki ihaleye dikkat çekiyordu. Barlas, medya ve demokrasi kavramlarına değiniyordu:

“Medyada çok seslilik ve bağımsızlık, demokrasinin de güvencesidir. Bu grubun sonsuza kadar kamu yönetiminde kalması, umarız ihtimal dışıdır.”

Halen Hürriyet’te yazmaya devam eden Ahmet Hakan ise, 25 Kasım 2007’de yazısının ‘Medya aşkı belalıdır’ bölümünde ihalenin Sancak-İpek-RTL Konsorsiyumu, Çalık Grubu ve Nurol grubu arasında geçebileceğini yazıyor. Arkasından da dönemin Başbakanı Erdoğan’ın ‘tuhaf bir medya aşkına tutulmuş olduğunu’ ifade ediyor.

Hakan, son bölümde ise Erdoğan’a yakın medya kuruluşlarını sayarak, ‘Erdoğan’ın medya gücüne mi ihtiyacı var’ sorusunu soruyor. Yazısını, Sabah ve ATV’yi satın almak için Başbakan’a en yakın iş adamlarının devrede olmasının tartışmalı bir durum yaratacağının altını çizerek, yazısını şu uyarı ile sonlandırıyor:

“Başbakan dün yaptığı bir konuşmada, bambaşka bir bağlamda muhalefet partilerine ‘ateşle oynamayın’ mesajı verdi. Ben de bu bağlamda kendisine aynı mesajı iletmek istiyorum.”

Ahmet Hakan ertesi günde köşesinde aynı konuyu ele alıyordu. Hakan, ‘Başbakan’a çağrı: Bu aşktan vazgeç’ başlıklı yazısında ihalenin bir komplo teorisi şeklinde gelişeceği, cevaplanamayan birçok soru ve dedikodu ile noktalanacağını ifade ederek, Erdoğan’ın ‘bir şaibe belasının içine düşeceğini’ yazıyordu.

Hakan, bu sorunlar aşılsa bile başka problemlerin ortaya çıkacağının altını çizerek Erdoğan’ı uyarıyordu:

“Peki hükümetin emrine giren gazete ve televizyonla nereye kadar gidebilir ki? Muhalif yazarların bulunmadığı, hükümetin her icraatının göklere çıkarıldığı, aleyhte kritiklerin yer almadığı bir yayın organının herhangi bir başarı şansının olabileceğini mi düşünüyorsunuz?...

Kısacası Sayın Başbakan...
Yol yakınken, gelin bu sevdadan vazgeçin...”

Çalık Holding, 5 Aralık 2007 tarihinde TMSF tarafından gerçekleşen ihalede tek talip olarak Ciner Holding'e bağlı, Sabah ve ATV’nin de aralarında bulunduğu, Merkez Medya Grubu'na 1.1 milyar dolar'a sahip oldu. İhalenden sonraki gün yayınlanan Hürriyet’te Ertuğrul Özkök,  Mehmet Barlas ve Vahap Munyar köşelerinde ihaleye yer verdi.

Ertuğrul Özkök ise, çok tartışılan ‘Komisyonumu tahsil ediyorum’ yazısıyla konu hakkındaki düşüncelerini dile getiriyordu. Özkök, Sabah’ın üç yıl önce 300 milyon dolar gibi komik bir rakama gittiğini hatırlatarak, Çalık grubunun ihale için verdiği zarf açılırken heyecanlandığından bahsediyordu.

İhalede tek Çalık grubunun olmasını eleştiren Özkök yazısına şu cümlerle son veriyordu:

“Sabah Grubu ile ilgilenen çok sayıda grup varken, bunlar son anda niye vazgeçti? Bu soru önemli; çünkü ben, iki üç rakip daha olsaydı, bu fiyatın en az 1.5 milyar dolara çıkacağını bekliyordum. Yine de, 1.1 milyar dolar, 300 milyon doların üç katından fazladır...”

Vahap Munyar, ‘Televizyon kanalının sahibine söyleyelim, rektör ekrana çıkmasın’ başlıklı yazısında, Çalık Grubunun Malatya’daki yerel televizyon kanalı ER TV’nin kurucu patronlarından biri olduğunun altını çizerek bir olaydan bahsediyordu.

İnönü Üniversitesi rektörü Prof. Fatih Hilmioğlu’nun, dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın da bulunduğu bir açılış töreninde, üniversitelere kadro verilmemesini eleştirmesi üzerine, bazı iş adamlarının Çalık’ın yanına gelerek ‘Rektör Bey’i Er TV’ye çıkarmasak’ telkininde bulunduğunu ve Çalık’ın da gülerek ‘sahibini bilmiyorum ama eleştirlerinizi iletirim’ demesini hatırlatıyordu.

Munyar, geçmiş ile Çalık Holding’in tepe yönetiminde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın olması arasında bir bağlantı kurarak, yazısına şöyle son veriyordu:

“Eğer Çalık Grubu, istediği sonuca ulaşırsa, ER TV’deki "yönetim modeli"nin bir benzerini Sabah-ATV Grubu’nda oluşturabilir mi? Direksiyonda Başbakan damadı varken "objektif yayıncılık" imajı yaratılır mı? Göreceğiz..”

Vahap Munyar, ihaleden bir hafta sonra köşesinde bu sefer “Çalık Grubu, bu kadar parayı nereden bulacak?” tartışmasına yer veriyordu.

Munyar, diğer köşe yazılarından verdiği örneklerle ihalenin daha yüksek bir bedele gidebileceğini ve ihale şartlarında yer alan bir maddeye göre Çalık grubunun bir sene içerisinde yüzde 25’ten fazla hissesini satamayacağını ifade ederek, yabancı ortak bulma meselesini gündeme getiriyor ve her koşulda Çalık’ın işinin zor olduğunun altını çiziyordu.

İhaleden sonra aylar sürecek tartışmalar medyada dinmiyordu. Mehmet Yılmaz, 18 Nisan 2008 tarihinde yazdığı “Başbakan Katar’da maden bulmuş!” yazısında, Çalık gurbunun Sabah ve ATV’nin alışı Vakıfbank ve Halkbank’ın verdiği 750 milyon doların dışında eksik kalan 350 milyon doları Katarlıların karşılayacağını duyumunu aldığından bahsediyordu.

Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın Katar ziyaretinin amacının bu iş olduğunu da ekliyordu. Yılmaz, yazısına “Yüce Divan’ı” işaret ederek son veriyordu:

“Merak etmeyin, kokusu yakında çıkar. İleride Yüce Divan yargılamaları sırasında da bugün için ulaşamadığımız öteki bilgilere de ulaşırız nasıl olsa. Burası Türkiye, iki kişinin bildiğini herkesin öğrenmesi için fazla zaman gerekmez!”

Çalık grubunun parayı yatırıp Sabah ve ATV’yi almasının ardından, 24 Nisan’da Erdal Sağlam tarafından yazılan yazıda ise, Vakıfbank ve Halkbank’ın Çalık grubuna verdiği kredi ile kamu bankacılığı sorgulanıyordu:

“Şimdi elbette bu işin kárlı olduğunu, bankanın bu krediden para kazanacağını söyleyecekler. Elbette "Size hükümetten baskı geldi mi?" diye sorulduğunda "hayır" yanıtı verecekler.”

Mehmet Yılmaz imzaların atılmasının ardından yine köşesinde Katar’dan gelen desteğe yer verirken, bu sefer dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ünde aracılık yaptığını yazıyordu. Yılmaz, Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın genç yaşta yükselmesinin ve damadın kardeşi Serhat Albayrak’ın Sabah ile ATV’yi satın alan Turkuvaz A.Ş’nin başına geçmesini nüktedan bir biçimde eleştiriyordu:

“Teşekkür ederim Baba!”

Ertuğrul Özkök 24 Nisan’daki yazısında “Hoşgeldiniz Sayın Çalık” diyerek, ihaleyle ilgili tereddütlerini paylaşmaya devam ediyordu.

Özkök kafasında, özellikle Çalık’ın ödediği 1.1 Milyar doların kaynağı ile ilgili bazı sorularının olduğunu şu cümlelerle anlatıyordu:

“Bu para, Vakıfbank ve Halkbank’tan hangi koşullarla, hangi faizle, hangi vadeyle ve hangi teminatla sağlanmıştır? Katar’dan temin edilen para, nereden gelmektedir? Bu şirket kimindir? Arkasında kimler vardır? Bir medya grubu mudur, yoksa arkasında bir finans şirketi mi vardır?

Sayın Çalık’ın koyduğu özsermaye ne kadardır? Hangi kaynaklardan sağlanmıştır? Bu soruyu sadece biz değil, RTÜK’ün de sorması gerekir. İhale şartnamesi gereği TMSF’nin de...”

Mehmet Yılmaz 7 Mayıs 2008 tarihindeki yazısında ihaleyle ilgili eleştirilerine dozunu arttırarak devam ediyordu.

Yılmaz, “Bir gazetecilik etiği” adını verdiği yazısında, Başbakan’ın "Sabah ve ATV’nin satışına müdahale etmiş olsaydım, damadımın çalıştığı şirketin daha ucuza almasını sağlardım" sözüne atıf yaparak, ileride Yüce Divan’da yargılanacağını öngürdüğü Başbakan’ın davası için bir yol haritası belirliyordu.

Yedi adımdan oluşan haritada, dönemin Başbakanı Erdoğan’ın fiyatı makul düzeyde tutun ricası, yabancı yatırımcıların ihaleden uzak tutulması, bazı yabancı yatırımcılara ortak tavsiyesi, gruba talip olan bir iş adamına ‘sen bu işten uzak’ denmesi, Çalık grubunun ihaleye tek başına sokulması ve arkasından yabancı yatırımcılara özelleştirmeler vaad edilmesine yer veriyordu.

Yılmaz son olarak bir gün bu iktidarın sona ereceğini belirtiyordu:

“Bir gün bu iktidar dönemi sona erecek. Kuşku duymayın ki bütün bunlara tanık olan bürokratlar ve işadamları, o gün geldiğinde bildiklerinin hepsini anlatacaklar.Bugün korkuyla kapanan ağızlar, o gün açılacak. Bekleyeceğiz ve göreceğiz.”

Mehmet Yılmaz, satış sürecinden neredeyse bir yıl sonra bile ihale ve Erdoğan’ın medyayı kontrol altına alma çabası ile ilgili yazılarına ve eleştirilerine devam ediyordu. Yılmaz, 8 Eylül 2008 tarihli yazısında dönemin Başbakanı Erdoğan’ın basını tümüyle kontrol altına alamadığından dolayı öfkelendiğini belirtiyor ve geçmiştekdile getirdiklerini tekrarlayarak şu cümlelerle gazeteciliği savunuyordu:

“Çalıklanmış Sabah’a, yakın dostların Star’ına ve dini sömürmek için her şeyi yapan onca küçük gazeteye kalsaydı, Türk halkının Deniz Feneri skandalından haberi olmayacaktı. Ama ne yazık ki hayat böyle değil...

İstiyor ki üç kuruşluk çıkarlar uğruna esas işimizden vazgeçelim.... Pabuç bırakmayacağımızı söylemiş olayım.”

Yine Yılmaz, 18 Kasım 2008 tarihinde, “Dedikodu dolaylı yoldan doğrulandı” başlıklı yazısında, TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’ün katıldığı bir televizyon programında, "Ben pahalı satış yaptığı için eleştirilen bir kurumdan geliyorum" demesine sinirlenen AKP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli’yi örnek göstererek, Başbakan’ın ihale fiyatının yüksek belirlenmesine sinirlendiğini yeniden belirtiyordu.

Yılmaz yazısına yine, bu olayın Erdoğan’ı Yüce Divan’a götürecek yolun ilk taşları olduğunu söyleyerek son veriyordu:  

“Görüyorsunuz, kapalı kapılar ardında olanlar zaman içinde köşesinden bucağından ortaya çıkıyor. Ve göreceksiniz ki bu hükümet düştüğü gün yolsuzluklarla ilgili dosyalar havada uçuşuyor olacak.”

Sabah ve ATV Çalık grubuna satılalı 10 yıldan fazla oldu. Bu sürede dönemin Başbakanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı ve Başkan seçilirken; medya ise teksesliliğe mahkum oldu.

O gün ihale sürecinden dolayı Erdoğan’ın Yüce Divan’da yargılanacağını söyleyenler, aynı durumu yıllar sonra yaşamasına rağmen hiçbir şey olmamışçasına köşelerinde yazmaya devam ediyorlar.  Başka bir deyişle, hem tarih hem de Türkiye medyası tekerrür ediyor...

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar