Medya bitirilmiştir: Erdoğan’a en çok yardımcı olanlar bizzat gazetecilerdir

Doğan Grubu tarafından 2018 yılı içerisinde Demirören Grubu'na devredilen, Türkiye'nin en yüksek tiraja sahip üçüncü gazetesi Hürriyet'te işten çıkarmalar devam ederken son tasfiye hamlesi 43 gazetecinin işinden olmasına neden oldu.

İşten çıkarmaların yüz yüze aktarılmaması, çalışanlara mektup yoluyla tebligat yapılması veya çalışanların e-posta ile bilgisayar hesaplarına girememeleriyle işten çıkarıldıklarını anlamaları tartışma yarattı ve tepki topladı. Gazetenin yazarlarından Gülse Birsel ve Ayşe Arman da tepki olarak istifalarını sundu.

Ahval Genel Yayın Yönetmeni Yavuz Baydar ile Hürriyet’teki tasfiyeyi ve Faruk Bildirici’nin RTÜK üyeliğinden düşürülmesini konuştuk.

Ahvalpod’da Nar programında değerlendirmelerde bulunan Baydar, “43 meslektaşımızın işlerinden atılması çok üzücü ancak bu sürece nasıl gelindiği konusunda öz eleştiri yapmamız gerekiyor” diyor.

“Bu sanki yeni oluyormuş gibi bazı meslektaşlarımız tarafından lanse edilmesi rahatsızlık verici” diyen Baydar, şunları kaydediyor:

“Bu aşağı yukarı 10 yıldır sürmekte olan bir sürecin yeni bir safhası. Medyanın bitirilişi Gezi olayları ile hız kazanmıştı. İktidar için önemli olan muktedir için medyayı tamamen pravdaya bağlamak, editoryal kontrolü ele geçirmek ve bir propaganda merkezine çevirmek. Artık medya bitirilmiştir. Bu süreçte Erdoğan’a en çok yardımcı olanlar da bizzat gazeteciler oldu. Şimdi üzülenlerin bir kısmı timsah gözyaşı döküyor.” 

Baydar, Doğan Grubu’nda da daha önceki işten çıkarmalarda bazılarının hiçbir tepki göstermediğine dikkat çekiyor:

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşar anlayışı bu. Ben şahsen işten çıkarılan kim olursa olsun bizzat arayarak bir geçmiş olsun mesajı ilettim. İşten atılan arkadaşlarıma, ‘Türkiye Gazeteciler Sendikası gibi kuruluşlardan aradılar mı yardımcı olmak adına’ diye sorduğumda hemen hepsinden ‘Hayır’ cevabını aldım.”

“Bu, beklenen bir şeydi, bundan sonrası artık yeniden oturup düşünme meselesi”  diyen Baydar, “Medya göz göre göre bitirilmiştir. Dost acı söyler…” ifadesini kullanıyor.

Baydar, “Bir medya grubunu böyle bir aileye (Demirören) teslim etmek o medya grubunun boynuna urgan geçirmektir” derken “Demirören Ailesi’nin eline teslime etmek kurda kuzuyu teslim etmekle eş değer” vurgusunu yapıyor.

Aydın Doğan ve ailesinin de keyfi bir şekilde hoşlarına gitmeyen gazetecileri işten çıkardığını hatırlatan Yavuz Baydar, “Yolsuzluk haberleri sırasında da bazı isimler kendilerini kapıda buldu” ifadesini kullanıyor ve şöyle devam ediyor:

“Hürriyet gazetesi, Hrant Dink’in suikastına giden süreçte yaptığı yayınlarla taşları döşeyen bir gazeteydi. Hâlâ logosunda ‘Türkiye Türklerindir’ yazan, Ahmet Kaya olayındaki gibi doğrudan insanları hedef gösteren bir gazetedir.”

Baydar, RTÜK üyesi Faruk Bildirici’nin görevden alınmasının kendisini de şaşırttığını belirtiyor.

“Bu kadar ileri gidilebileceğini beklemiyordum, doğrusu beni de aştı bu olay” diyen Baydar, “Maalesef gözlemciler, büyük resmi görmekte biraz geride kalıyorlar. Büyük bir sistemik çürüme olduğunun farkında değiliz. Medyanın bitirilmesi, sarı basın kartı uygulamaları ve akreditasyon sansürlerinin hepsi sistem çürümesinin parçaları. Bildirici, RTÜK’te doğrucu Davutluk yapmış ve buradan bir sonuç elde etmeyi amaçlamış. Ancak artık o sistemi kuranlar, kural ve etik tanımıyorlar. Ortalığı keyfi uygulamalar sarmış durumda ve adeta çapulcu davranışı söz konusu… Bundan sonra benzer adımları beklemek lazım. Bu kadarı da olmaz denemez” görüşünü dile getiriyor.