Medya: Dönüş olur da bu kadar keskin mi olur? Velinimetlerini korumuyor, zem ediyorlar…

“Ağzından bal damlıyor” denir ya, şu sıralarda gazetelerin manşetleri aynı durumda. Gazeteleri çıkaran, manşetleri atanların gelişmelerden çok mutlu oldukları eserlerinden anlaşılıyor.

Karşılaştığımda herkesi yüzü asık görüyorum, o sebeple hiç değilse hafta sonunda moraliniz düzelsin bir gününüz neşeli geçsin diye, bir gazetenin internet sitesine yansıyan üç başlığı sizlerle paylaşayım istedim.

İlk başlık şu: “Ekonomide diriliş başladı; Türkiye gerçek potansiyeline kavuşuyor.”

Hemen yanında şu başlık yer alıyor: “Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ekonomi, hukuk ve demokraside seferberlik başlatıyoruz.”

Onları şu başlık tamamlıyor: “Cumhurbaşkanı Erdoğan talepleri dinleyecek.”

Gazetenin bu kadar sevindirik olmasını doğal karşılamamız gerekiyor. Çünkü ilk başlığın altında TÜSİAD, MÜSİAD, DEİK, TİM, İTO, İSO, YASED gibi çeşitli ekonomik kuruluşlar adına yapılan övücü ve cesaretlendirici açıklamalar yer alıyor.

[Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) başkanı Ayşem Sargın açıklamasında Türkiye’nin yatırımcılar için cazibe merkezi olmasını ‘hukukun üstünlüğü’ şartına bağlamış; TÜSİAD açıklamasında o kadar bile ihtiyat payı, herhangi bir dilek bulunmuyor.]

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hazine ve maliye bakanının görevden af edilme talebini kabul ettikten sonra başlattığı ‘yeni seferberlik’ hamlesinin içerisinde yer almasını düşündüğü 81 ilin oda ve borsa başkanlarıyla, yeni bakan Lütfi Elvan da iş dünyasının temsilcileriyle önümüzdeki günlerde buluşacakmış…

Adalet bakanı Abdülhamit Gül de bulunacakmış görüşmelerde…

Talepleri dinleyeceklermiş…

Keşke tersi olsa, önce ekonomin içinden isimlerle bir araya gelinip talepleri dinlense ve seferberlik o toplantılarda dile getirilen görüşler istikametinde belirlenseydi.

Neyse, bu da bir şey.

Başlıkları hangi gazeteden aldığım önemli değil; çünkü, AK Parti yönetiminin takdir ettiği diğer gazetelerde de görüntünün benim referans aldığım gazeteden farklı olacağını sanmıyorum. 

Bir zamanlar…

Takdir edilmenin birinci şartı, günümüzde, takdir etmeyi bilmektir.

Neşeleri yerinde manşetler atan gazeteler, adını ‘diriliş’ koydukları bu yeni gelişmeden -yani bakanın görevini bırakmasından- önce de, yine neşeli manşetler atmakta, yazarları da o manşetlere uygun yazılarla okur karşısına çıkmaktaydılar.

Kimsenin yüzünü kızartmak istemediğim için o dönemden ayrıntılı manşetler ve yazı örnekleri vermeyeceğim. Karadeniz’de doğalgaz bulunması ile ilgili Ağustos ayında yapılan tören sonrasında yazılan ve söylenenleri belleğinizde yoklayın, yeter. 

Merakım şu: Şimdi istifa eden bakanın arkasından ‘ekonomide diriliş başladı’ söylemini benimsemiş görünenler, o bakan iş başındayken ekonominin öldüğünü kabul etmiş mi oluyorlar?

Henüz değil, ama bir süre sonra o kabule uygun yorumlar da okumayı bekleyebiliriz.

İster istemez aklıma şu soru da geliyor: Berat Albayrak gitti, ama onunla birlikte ‘yeni medya düzeni’ oluşturmayı başarmış olan ağabeyi Serhat Albayrak da mı görevlerini bıraktı? Yoksa onu da mı ‘medeni ölü’ yaptılar?

Kamuoyunun ‘Pelikan’ adıyla bildiği oluşumun başına da bir şeyler gelmiş olabilir mi?

“Serhat Albayrak da görevini bıraktı, Bosphorus Global adıyla faaliyet gösteren oluşum da kapandı”  diye yazanlar oldu çünkü.

Aslına bakarsanız böyle bir ihtimalin varlığını Sadık Albayrak’ın son gelişmeler üzerine başlayan tartışmalardan duyduğu rahatsızlığı aktarmak üzere kaleme aldığı açıklamasını okurken zihnimden geçirmiştim.

Açıklamanın ilgili bölümüne birlikte göz atalım:

"60 yıllık yazarlık ve gazetecilik hayatıma tarih ve arşivler şahittir. Çocuklarımı gayesi ulvi ve cihanşümul bir davanın neferi olarak yetiştirdim. Onlar da ülkelerine ve içinde yaşadıkları cemiyete hadim oldular. Bunun için üstlendikleri vazifeler ancak bir vasıtadır. Ben onlardan razıyım.

Son günlerde ailem ve çocuklarım hakkında en alçak iftira ve karalamalara tevessül edilmektedir. Bu vicdandan, izandan, insaftan yoksun bir vaziyettir. Bizler dünyevi makam ve mevkilerle değil; duruşumuzla, fikirlerimizle ve memleketimize hizmetle var olma gayesi güden insanlarız."

Gördünüz, açıklamada sürekli “Çocuklarım” sözcüğü kullanılıyor. 

Dediği gibi, bir yerlerde ‘iftira ve karalamalara tevessül ediliyor’ ise bu gerçekten ‘vicdandan, izandan ve insaftan yoksun bir vaziyet’ olur.

Velinimetleri olan iki kardeşi, ellerinden tutup bir yerlere getirdikleri ve kendilerine köşe verdikleri kişiler, şimdilerde gözden düştüler ve konumlarını kaybettiler diye, zem etmeye başladılarsa veya hiç değilse başkaları üzerinde şakırdattıkları kılıçlaşmış kalemlerini onları korumak için kullanmıyorlarsa doğrusu çok ayıp ediyorlar.

Onların bu tavrı, 60 yıllık yazarlık ve gazetecilik hayatı bulunan babayı çocuklarını savunmaya mecbur bırakıyor. 

Ne kadar yazık.

Medya, bu hallere de mi düşecekti?

Bu yazı Fehmi Koru'nun blogundan alınmıştır