Tem 02 2018

Okur temsilcisinden Hürriyet'e sert sözler: Parayı alıp içeriğe bakmam diyemezsin

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 24 Haziran seçimlerinin hemen ardından, aralarında gazeteci, yazar ve anket şirketi sahiplerinin bulunduğu isimleri hedef alan bir ilan yayınlamıştı. O gazetelerden biri de Hürriyet.

İlanda Bahçeli'nin hedef aldığı isimler arasında Hürriyet gazetesi yazarlarından Abdulkadir Selvi, Ahmet Hakan, İsmail Saymaz ve Taha Akyol da bulunuyordu.

Hürriyet’in Okur Temsilcisi Faruk Bildirici bugünkü yazısında Bahçeli'nin verdiği ilanın Hürriyet’te yayınlanmasını değerlendirdi.

İlandaki isimler arasında Hürriyet’ten Abdulkadir Selvi, Ahmet Hakan, İsmail Saymaz ve Taha Akyol’un da adları yer aldığı için metni incelediğini belirten Bildirici, "Hemen belirteyim, bu ilanı, MHP’yi ve Genel Başkan Devlet Bahçeli’yi eleştiren gazetecilere yanıt olarak değerlendirmek mümkün değil. Ünlem işaretleri ve imalarla dolu ilan metninde olsa olsa seçim sürecinde MHP hakkında görüş belirtmiş olan gazeteci, akademisyen ve araştırma şirketi yöneticilerinin tümü aynı kefeye konuluyor;‘MHP husumeti’ ile davranmak, MHP’ye karşı ‘iftira kampanyası’ yürütmekle suçlanıyorlardı. Hatta bir de ‘Türk milletini durdurmaya’ çalıştıkları gibi bir zan altında bırakılıyorlardı ‘Sizin gibiler olmasa hakikat, haysiyet, doğruluk, adamlık, ahlak, insanlık nasıl seçilir, ayırt edici vasfını nasıl gösterirdi!’ denilerek, bu niteliklerden yoksun oldukları imasında bulunuluyor; hakaret ediliyordu” dedi.

“Böylesi ağır ifadeler içeren ve haksız, dayanaksız suçlamalarda bulunulan bir gazete ilanı, demokratik bir yöntem olarak görülemez” diyen Bildirici “Bunun hele de iktidarın müttefiki olan bir parti tarafından yapılması, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik açık bir tehdittir. İsmi geçen gazetecilerin hedef gösterilmesi anlamına gelir” sözlerini kullandı.

Faruk Bildirici, Hürriyet'i ilanı yayınladığı için sert sözlerle eleştirdi. Yazısında "‘Ben parasını alır yayımlarım, içeriği beni ilgilendirmez’ diyemezsin" sözlerine yer veren Bildirici, şöyle devam etti:

“Konunun bir boyutu da Hürriyet ve Sabah gazetelerinin aralarında kendi mensupları da bulunan 59 gazeteciyi hedef gösteren, töhmet altında bırakan böylesi bir ilanı nasıl olup da yayımladığı. Halbuki gazeteler, gelen her ilanı yayımlamak zorunda değildir. Bir gazete, ‘Ben parasını alır yayımlarım, içeriği beni ilgilendirmez’ diyemez; yasal ve etik sorumluluklar göz ardı edilemez.

Kaldı ki, Hürriyet’in geçmişinde siyasi ilanlarla ilgili kötü bir deneyim de var. 12 Eylül askeri döneminde Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri İsmail Bilen için verilen başsağlığı ilanı problem olmuştu. Aslında 29 Kasım 1983 tarihli Hürriyet’te çıkan ilanda İsmail Bilen’in adı bile verilmemiş, örgütteki kod adı olan ‘Marat İsmail’ denilmişti. Bu ilanın o yıllarda illegal bir parti olan TKP için verildiği, Yazıişleri ve Reklam Servisi’nin gözünden kaçmıştı. Tercüman gazetesi durumu fark edip ‘TKP, Türk basınına ilan verip İsmail Bilen’i övdü’ haberi yapınca Sıkıyönetim Komutanlığı, 2 Aralık 1983’te Hürriyet’i beş gün süreyle kapatmıştı.”

Bildirici yazısında “Bu olay, ilanların yazıişleri ve hukuk servisi tarafından kontrol edilmesinin önemini öğretmişti. O günden beri de siyasal ilanlar, yasalara uygunluk ve etik açıdan denetimden geçirilir; temel gazetecilik değerlerine aykırı olmamasına dikkat edilir. Nedir bu temel değerler? Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğü, demokrasi ve insan hakları. İlanlardan bu değerlere saygılı olması, yalan, hakaret, suçlama, ayrımcılık, ırkçılık, nefret söylemi, şiddeti körükleyici ve dini duyguları rencide edici ifadeler içermemesi beklenir. MHP’nin ilanı bu açıdan sorunluydu” dedi.

Bildirici, Çakıcı'nın tehdit ettiği Karar yazarlarının isimlerine Hürriyet'teki haberde yer verilmemesinin ise doğru bir karar olduğunu belirtiyor:

“Ama Bahçeli’nin affını istediği, organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’nın yedi gazeteciye yönelik tehdit açıklaması haberinde gazetecilerin isimlerine yer verilmemesi doğruydu. Böylece Hürriyet tehdide aracılık yapmamış oldu. Medyanın Çakıcı’ya bir süredir ‘kanaat önderi’ gibi davranması ise ayrı bir yanlış ve yazı konusu...”