RS FM-Yavuz Oğhan vakasında cevap verilmesi gereken sorular

Türkiye, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana açık harp sahasına dönüştürüldü. Sovyetler’in Soğuk Savaş dönemini anımsatan kirli taktikler ve operasyonlar siyasetin her alanını nüfuz ederken, ülkenin medyası da bundan payına düşeni fazlasıyla alıyor.

Zira, medyanın yüzde 90’ınına yakını AKP’li sermaye tarafından zaten zapturapt altına alınmış durumda. 

Bu tabloda AKP’nin çarpıttığı, eğip büktüğü, uzamını değiştirdiği gerçek, bilgi kirliliği formatında bizi zehirlerken, gırtlağımıza kadar batmış vaziyetteyiz.

Medyada yaşananın tam adı Chernobyl!

Tam da bu nedenle Türkiye medya sahası şu anda en zehirli, en ölümcül alanlardan biri. 

Mutasyona uğramış iktidar figürleri, nükleer zehrin ulaşmadığı kimi alanlara da sızmaya, onları da dönüştürüp yerinden etmeye ve dahası yok etmeye devam ediyor.

Gelelim Radyo Sputnik (RS FM) ile gazeteciler Yavuz Oğhan, Akif Beki ve İsmail Saymaz arasında yaşananlara.

18 Temmuz günü, RS FM’de ‘Söylemesi Bizden’ isimli bir programda dinleyici karşısına çıkan Oğhan, Beki ve Saymaz, Oğhan'ın sosyal medya hesabı üzerinden eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ile üç saati aşan bir röportaj gerçekleştirdi.

Röportajın süresinin normalin üzerinde uzun olması, bu üç ismin böylesi bir röportaja ne niyetle kalkışmış olduğu ve ilerleyen zaman içerisindeki diyalog/ilişki biçimi daha en baştan kendini hissettiren rahatsızlık sebepleri.

Oğhan’ın açılışta sarf ettiği, “Söylemesi Bizden ekibi ile dizildik karşınızda” sözleri ile başlıyor yayın. 

Buradaki ‘dizilme’ vurgusu, emir-komuta zincirini hatırlatsa da asıl üzerinde durulması gereken husus ‘Söylemesi Bizden’in altını çizilmesi. 

Zira bu, RS FM’e ait bir format. Yani üç gazeteci ‘Söylemesi Bizden’ programını RS FM’de yapıyor. O nedenle, Davutoğlu ya da bir başkası ile RS FM dışında yapılan ‘özel’ bir röportajda bu vurguyu gündeme getirmek hem etik değil hem de zaten perdenin gerisinde bunun pazarlığı RS FM yöneticisi ile yapılmış. 

Nereden mi biliyoruz? 

Sputnik Genel Yayın Yönetmeni Mahir Boztepe’nin açıklamalarından. Bakın Boztepe, Oğhan’ı hiçbir şekilde RS FM formatını çağrıştıracak bir vurgu yapılmaması yönünde nasıl uyarmış:

“Ben kendisine şunu aktardım; Bu röportaj bizim işimiz değil, ama medyada RS FM diye alıntılanırsa programı bitireceğiz. Öncesinden bu uyarı yaptık. Biz yayın politikamız gereği, Davutoğlu gibi bir figürü önemsemiyoruz ve açıklamalarının bizim üzerimizden yayılmasını istemiyoruz.

...ertesi gün röportaj yapıldı ve tüm yayın organları RS FM şeklinde alıntıladı. Neden? Çünkü, program Sputnik’e ait, format Sputnik’e ait, KJ Sputnik’e ait, KJ’de kullanılan turuncu renk Sputnik’e ait. Bunların hepsi Sputnik’in izni olmadan kullanıldı. Tarafsız Haber Ajansı’nda çalışması, sözleşmeye aykırı bir hamle ve biz bunu kabul etmedik.”

(Boztepe’nin OdaTV’ye verdiği röportajdan alıntıdır)

Şimdi doğru soruyu sorma zamanı. Oğhan ile Boztepe arasında bu konuşma gerçekten geçti mi? Geçti ise, ‘Söylemesi Bizden’ formatı, yayıncının uyarısına rağmen neden Davutoğlu röportajında kullanıldı? Hangi yayıncı kuruluş, daha önce uyarısını yaptığı, ‘yayın politikası’ gereği bir arada anılmak istemediği biri ile, kendi formatının kullanılarak röportaj yapılmasına izin verir? Buradaki anahtar kelime ‘kendi formatı.’

Yayında kullanılan KJ’nin de Sputnik’in formatı olduğu görülüyor.  Videodaki sarı KJ'ye dikkat:

Başka sorulara geçmeden önce, Oğhan’ın, Beki ve Saymaz ile yaptığı programa son verilmesini ‘özgür basın mücadelesi’ perspektifinden nasıl sunduğunu hatırlamakta fayda var.

"Oğhan, RS FM’in ‘Söylemesi Bizden’ programına son verilmesinin ardından şu paylaşımı yapıyor:

Türkiye’de hiç bir iyi iş cezasız kalmaz, dün Davutoğlu ile mülakat yaptık bugün programlarımız bitti, üstelik yayını kendi YouTube kanalımızdan yaptığımız halde, #bidebunudinle ile 

@makifbeki

 ve 

@ismailsaymaz

 la yaptığımız #söylemesibizden artık RS FM’de değil."

Oğhan’ın bu yaklaşımı, ‘özgür basına müdahale, bağımsız gazetecilere tahammülsüzlük, tarafsızlığa da darbe’ gibi sunuluyor. 

Bunun üzerine, çoğu ana akım medyada çalışırken işlerinden edilmiş çok sayıda gazeteci sosyal medyadan Oğhan, Beki ve Saymaz lehine tek yumruk oluyor ve bu ‘baskı’ya meydan okuyor. 

Sputnik’in sosyal medya hesabı protesto ediliyor ve Twitter’daki takipçi sayısı üç gün içinde 85 bin kişi kadar eritiliyor. Mesleki dayanışma açısından elbette takdire şayan ancak… 

Yeni açıklama ve gelişmelerle meselin rengi git gide değişmeye başlıyor.

Boztepe çok önemli bir iddia ortaya atıyor ve kısa bir süre önce yayın hayatına başlayan Tarafsız Haber Ajansı ile Davutoğlu-Oğhan ilişkisi olduğunu savunuyor:

“...diğer yanı ise; Yavuz Oğhan medyası olmayan Davutoğlu’na bir medya yaratmak amacıyla yola çıkan Tarafısız Haber Ajansı’nın kurucularından ve yönetiyor. Tarafsız Haber Ajansı, kamuoyuna böyle yansımasa bile, Davutoğlu’nun tanıtımını yapmak için kullanılıyor. Yavuz Oğhan’la yapılan sözleşmemiz gereği böyle bir durumu kabul edemeyiz.”

Oğhan bugün o iddiaya şu satırlarla yanıt veriyor:

“Tarafsız’ Davutoğlu’nun ajansı değil bir haber ajansıdır, Türkiye’deki medya düzeninden şikayet edenlerce desteklenmektedir, tarafsızlığını merak eden siteyi takip etsin. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.”

Oğhan, ‘Tarafsız’ı kuran kişilerden biri’ olduğu yönündeki iddiayı reddetmiyor aksine ‘Türkiye’deki medya düzeninden şikayet edenlerce desteklenmektedir’ satırlarıyla bu projenin bir parçası olduğunu kabul ediyor ancak reddettiği husus Tarafsız’ın Davutoğlu ajansı olduğu yönündeki iddia. 

O zaman burada Oğhan’a düşen, bu ajansın sermaye yapısını açıklamasıdır. Adı ajans olan ve ‘gönüllü bir teşekkül’ değilse, haylı emek/para gerektiren bir işin para kaynağını bilmek hem okuyucunun doğru bilgiye erişim hakkı hem de Oğhan’ın gazeteciliğine duyulan güvenin sarsılmaması bağlamında hayati öneme sahip.

Soru şu: Tarafsız Haber Ajansı kim/kimler tarafından finanse edilmektedir?

‘Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz’ savunması bir karartma perdesi işlevi mi görmektedir? Kamuoyunu aydınlatıp medya organı-sahiplik, sermaye yapısı ilişkileri en ufak bir karartma yapılmadan açıklanmak durumundadır.

Dahası, Oğhan şu sorulara da yanıt vermelidir:

Davutoğlu ile bu haber ajansını konuşmak için hiç bir araya gelmiş midir?

Davutoğlu ile iş bağlamında hiç baş başa görüşme yapmış mıdır?

Bunlar meselenin Oğhan’a bakan yönleri. 

Bir de Saymaz ile ilgili dikkat çeken hususlar var. 

Saymaz, bu yayından altı gün önce yani 12 Temmuz’da Biz10 TV’ye konuk oluyor ve şu tartışmalı sözleri sarf ediyor. 

Saymaz, “Cumhurbaşkanlığı uçağına biner misiniz” sorusuna, “Eğer davet gelirse başım gözüm üstüne seve seve giderim. Ülkemizin Cumhurbaşkanı çağırırsa gitmek icap eder. Ben Sayın Cumhurbaşkanı'nı eleştirebilirim ancak ben Cumhurbaşkanı'nın hasmı değilim, ben Cumhurbaşkanı'nın muhalifi değilim” yanıtını veriyor.

Bu yanıt tek başına okunduğunda, ‘bir gazetecinin şahsi fikri’ gibi görünse de, Davutoğlu röportajı öncesinde böylesi ‘net’ bir ‘binerim’ açıklaması, “Hürriyet Gazetesi’nden ‘kovulma’ ihtimaline karşı önlem mi aldı” sorusunu da beraberinde getiriyor.

Hem Oğhan hem de Saymaz, Davutoğlu ile röportajın bir bedeli olacağını bilecek kadar medya mahallesinin tozunu yutmuş, deneyimli isimler.

Bu açıdan, Oğhan’ın ‘Zaten kovulacağım, bari bunu özgür basın mücadelesinin bir parçası gibi sunayım’ tutumu içine girmesi ya da Saymaz’ın, ‘Hürriyet’teki koltuğu ile ilgili ön almaya çalışması’ pek de denklem dışı olmasa gerek.

Nitekim bu ön alma başarılı olsa gerek ki Saymaz hala Hürriyet’te.

Oğhan’ın durumunda, S-400’lerin Türkiye’ye teslimatının kademeli olarak başlaması ile birlikte, Sputnik ve RS FM’in SETA’nın tabiri ile ‘uzantı’dan ‘yandaş’a evrilme sürecini ön görüp, ‘kahraman bir özgür basın savaşçısı’ edasıyla ‘kovulması’ ya da ‘kovulmak için RS FM yöneticisinin tüm uyarılarını kulak ardı edip’ harekete geçtiği düşünülebilir mi?

S-400’lerin Türkiye topraklarına giriş yapmasıyla birlikte Sputnik’in ‘yandaş’laşma süreci tamamlanmıştır denebilir. Artık orada IŞİD, muhalif Kürtler haberleri görmek belki en fazla ‘garnitür’ tadında olacaktır. O da, Erdoğan rejimine ‘ayağını denk al ha, Moskova’nın yörüngesinden çıkarsan’ tehdidi bağlamında. 

İşin özeti, SETA raporunu güncelleyip, Sputnik/RS FM’i ‘uzantı’dan çıkarmalı ve ‘yandaş’ koltuğuna almalıdır. Aynılar aynı, ayrılar ayrı yerde meselesi.

Akif Beki’ye ayrı bir parantez açmakta fayda var. Beki, tüm bu hesapların içinde kelimenin tam anlamıyla ‘kurban’ konumundadır. Ne Oğhan’ın ne de Saymaz’ın ‘hesapları’nın bir yerinde yok Beki.

Karar Gazetesi köşe yazarı olarak, Beki zaten iktidara muhalif bir duruşu olan, bu nedenle de tüm muhalif kesimlerle temas edebilecek bir konumda. O nedenle Davutoğlu röportajının Beki’ye kaybettireceği bir şey yok. Ancak Okey’e dördüncü misali, Davutoğlu röportajındaki tarafların ‘planlarına’ güç katan ‘üçüncü’ konumuna düşürülmüş görüntüsü var ortada.

Yine de Beki ile ilgili hiç mi eleştirilecek bir husus yok? Elbette var. Birincisi, Beki, Oğhan-Tarafsız Haber Ajansı, Davutoğlu bağı iddiasını hiç duymuş muydu, biliyor muydu? İkincisi, Saymaz’ın ‘uçağa binerim’ açıklaması hiç mi dikkatini çekmemişti? Davutoğlu röportajı öncesi böylesi bir ‘ön almayı’ görememiş miydi?

Üçüncüsü, Beki’nin röportaj sırasındaki kimi tavırları ne yazık ki siyaset dönemindeki konumunu çağrıştırmakta. Nasıl mı?

Daha röportajın en başında, şakalaşılan, makara yapılan bir atmosfer var. Gazeteci-konuk ilişkisinin çok çok ötesinde bir samimiyet görülüyor ve bu esprilere de yansımış durumda. 

Beki, daha ilk dakikalarda, Davutoğlu’ya, “....sürpriz kimsenin aklına gelmeyecek bir soruyu soracağım. Şimdiye kadar ortaya çıkmadı. Mutlaka soracağım. Bu enerjisini neye borçlu. Memleket sevgisi nedir yani. Bu sert soruyu mutlaka soracağım…. (kahkahalar)” diyor.

İlk soru ile röportajın açılışını yapan da Oğhan. Öyle çanak bir soru ki daha niyeti baştan belli ediyor:

“Biz gazeteciler içinde yaşadığımız için durumu biliyoruz ama sizi siyaset yapıyorsunuz. Bir takım itirazlarınız var. Bu itirazlarınızı rahatça, özgürce dile getirip kamuoyu ile paylaşabiliyor musunuz?”

Ama bununla da bitmiyor. Beki o ‘samimi’ atmosferi sürdürüyor:

“Ben de tam size teşekkür edecektim. Doğal olarak medyanın tüm ilgisinin üzerinizde olması gereken birkaç kişiden biri olmanız gerekiyor bu konjonktürde. Son çıkışlarınız dolayısıyla tüm televizyonlar sırada beklerken ve sizden mülakat isterken bizi tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz.” (kahkahalar). 

Davutoğlu’nun AKP medyası tarafından izole edilmişliğinin vurgusu ve bu konuda Davutoğlu’nun ‘mağduriyeti’ni işaretleyerek karşı medya eleştirisi yapmak; Davutoğlu’nun geçmiş icraatlarının hesabını kamuoyuna vermek için o koltukta oturduğunun unutularak/göz ardı ederek, röportajı ‘eski dostların buluşması’ tadında bir formata büründürmek ne kadar adil ve doğru bir yaklaşım Sayın Beki?

Medyanın görevinin kamu adına hesap sormak ve topluma doğru, güvenilir bilgi sunmak olduğu varsayımı ile soruluyor tüm bu sorular.

Davutoğlu da tüm bu rahatlık karşısında, “Her soru serbest” diyerek oyunu sürdürüyor.

Sonra sazı ele Saymaz alıyor. Davutoğlu’na yapılan tüm haksızlıkları sayıp döküyor Saymaz. Soruya girmesi hayli zaman alıyor:

“Neden hedefsiniz, engellemelerle karşılaşıyorsunuz, ...mağduru bir başbakan olarak,  troll ordusu denen bir toplulukla karşı karşıya kaldınız, bugün hala hedef oluyorsunuz.”

Çıkan yazının özeti:

Oğhan’ın tüm sorulara netlik kazandırmadan yaşadıklarını ‘özgür basına müdahale’ gibi sunma girişimi anlamsızdır.

Saymaz, Davutoğlu röportajı öncesi ön alarak Hürriyet’teki yerini korumak için mi ‘uçağa binerim’ demiştir?

Beki neden enseye tokat bir yaklaşım çizmiştir.

Ancak hakkını da verelim. Tüm bu piyeste en ‘masum’ olan ve başka niyetlerin kurbanı olan da Beki’dir.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar