Tek sesli medyaya karşı evlerinin odasından direnen gazeteciler

Olağanüstü Hal’in ilanından sonra Kanun Hükmünde Kararnameler ile aralarında televizyon kanalları ve gazetelerin olduğu 178 yayın kurumu kapatıldı.

Kapatmalar, sadece KHK’ler ile sınırlı kalmadı. Daha sonra RTÜK kararlarıyla da bir dizi televizyon kanalı (Rudaw, Waar, K24) Türksat uydusundan çıkarıldı.

Yine bu kararnameler ile 12 binin üzerinde medya çalışanı işsiz kaldı.

Sadece işsizlik ile sınanmadı bu meslek. Çok sayıda gazeteci haber takibi ya da sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alındı. Gazeteciler günlerce sorgularda habercilik yaptıklarını anlatmaya, hatta kanıtlamaya çalıştılar.

İktidar her ne kadar cezaevlerinde gazeteci yok dese de 145’ten fazla gazeteci cezaevinde. Rakamlar bu kadar büyük olunca Türkiye pek çok raporda basın özgürlüğü konusunda sınıfta kaldı. Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün son basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke içerisinde 155’inci sırada yerini aldı.

Her ne kadar bu veriler darbe girişimi sonrasına denk gelse de aslında gazetecilerin yaşadığı sorunlar 2001 krizi ile daha görünür olmaya başladı.

O dönemde milyonlarca işsiz arasına gazeteciler de girmişti.

Sonraki yıllarda gazeteciler daha sert bir şekilde yargı ve iktidar baskısını hissetti. Ama bu işin en can alıcı kısmı medya patronlarının konforu için binlerce gazetecinin sansürü ve otosansürü kabul etmek zorunda kalması oldu.

Ve hepsi olmasa da pek çoğu editoryal bağımsızlığı rafa kaldırdı.

TÜİK verilerine göre de işsizliğin yüzde 19.1 ile en yüksek olduğu meslek alanlarından birisi gazetecilik. Sektörde işsizlik oranı yüzde 30’lara varmış durumda.

Bu işsizler kervanına yakın zamanda herkesin yakından tanıdığı ve milyonların haber aldığı ana akım medyanın ekran yüzleri de katıldı. CNN Türk’ün ünlü isimlerinden Nevşin Mengü de işinden olduktan sonra Evrensel Gazetesi’ne verdiği bir demeçte gazetecilerin yaşadıkları zorluklardan şu sözlerle bahsediyor.

“Deniyor ki ‘Türkiye bir saldırı altında, vatanı her şeyin önünde tutmamız lazım’. Fakat burada vatan ve Erdoğan kavramları iç içe geçmiş durumda. Dolayısıyla ‘Sayın Cumhurbaşkanı şunu yanlış yaptı’ dediğiniz zaman Türkiye düşmanı olarak damgalanıyorsunuz. Basın özgürlüğü konuşulduğunda ben şunu söylüyorum hep, hukukun üstünlüğü olmadığı zaman, hani basın özgürlüğü ikincil, üçüncül gelecek olan unsur, diğerlerini tartışamıyorsunuz bile. Hukukun üstünlüğü yok şu anda ülkede, hukuk yok, hukuk uygulanmıyor.

Sürekli bir OHAL halindeyiz malumunuz ve iktidar kendisine yapılmış her eleştiriyi bir komplo olarak algılıyor. Gazetecinin görevi ne oluyorsa, doğrusuyla, yanlışıyla, eğrisiyle onun haberini yapmak, onu bildirmek. Ama aksayan bir şeyin haberini yaptığınız zaman sanki bir komplo kuruyormuşsunuz muamelesi görüyorsunuz, ajan muamelesi görüyorsunuz ve ben bunun hiç sağlıklı olmadığını düşünmüyorum.”

İşinden olan tanıdık ekran yüzlerinden bir başka isim de İrfan Değirmenci.

16 Nisan referandumunda Twitter üzerinden ‘Hayır’ oyu vereceğini açıkladığı için Kanal D’deki işinden atıldı. İşsizlik sonrası kitap yazan, oyunlar oynayan gazeteci yakın zamanda Youtube ve Periscope gibi kanalları kullanarak ‘İrfan Değirmenci ile Akşam Baskısı’ programı hazırlamaya başladı. Ve bu kanallar sayesinde binlerce izleyiciye ulaşarak ülke gündemine dair içerikler paylaşmayı sürdürüyor. Youtube’deki kanalına abone sayısı 150 bini aştı. 

Aslında İrfan Değirmenci, Ruşen Çakır, Ünsal Ünlü ve Şükrü Küçükşahin gibi görüşlerinden ve hükümete karşı aldıkları tavırlar nedeniyle işsiz kalan bu gazeteciler patronsuz odalarda köşeye sıkıştırılmış olan gazeteciliğe bir soluk olma derdinde. İzleyicilerinden aldıkları desteklerle bu yayınları sürdürmeye çalışan gazetecilerin ortak derdi; doğru ve tarafsız şekilde haberi sunabilmek.

O gazetecilerden biri 2015 yılının Ağustos ayında evindeki çalışma odasından başladığı Periscope yayınlarına, hafta içi her gün devam eden Gazeteci Ünsal Ünlü. İlk günlerde 37 kişinin izlediği yayınları, şu anda Youtube, Soudcloud ve iTunes gibi mecraların da eklenmesiyle günde ortalama 20 bin kişiye ulaşıyor.

Yayınların toplam izlenmesi 2 milyon rakamını geçiyor.

Ünsal Ünlü, neden bu kadar izlendiğini kendi yaptığı gazetecilikle ana akım gazeteciliği ayırarak açıklıyor. “Benim yayınım patronsuz” diyor.
 

 

Ana akım medya sahiplerinin neredeyse tamamının enerji, maden ya da inşaat gibi sektörlerde devletle iş yaptığına dikkat çeken Gazeteci Ünlü, bir yerden sonra buralarda çalışan meslektaşlarının konuşma-yazma şansı olmadığı görüşünde. 35 yıllık yayıncı ortaya koyduğu bu formatın en başından itibaren izleneceğini bildiğini belirtiyor. Ama 80’e yakın ülkeye yayılması onun için de bir sürpriz.

“Özellikle yurtdışında yaşayan yurttaşların Türkiye’ye ilişkin kaygı ve haber alma isteklerinin büyüklüğü beni şaşırttı. Beni bu noktada cazip kılan yayınlarımda özgürce konuşulması. Ya da kimileri için de özledikleri gazeteciliğin yapılması. Ana akım medyayla alternatif medyanın birbirine karıştığı bir noktaya gidiliyor. Bu kötü değil.”

Kendi medyasını, merkez ve iktidar medyasına karşı alternatif gördüğünü söyleyen Ünsal Ünlü, izleyicinin kendi yayınlarını keşfettikten sonra, bir süre sonra ana akım medyayı izlemekten vazgeçtiğini ifade ediyor.

“Medya gerçekten tarihinin en kötü dönemini yaşıyor. Bir yanda tepeden indirilerek yerleştirilmiş yandaş kalemler/yorumcular, öte yandan gazetecilikle, yayıncılıkla uzaktan yakından alakası olmamasına rağmen iktidara yaltaklanmak için bu sektöre girmiş birtakım patronlar... Hakikaten kötü...’’

Ama tüm bu karanlık tabloya rağmen medyanın tamamen bitmediği görüşünde.

“Medya bitmedi ama sürünüyor. Gazeteler de, televizyonlar gibi dökülüyor. Yapılan iş habercilik falan değil. Köşe yazıları talimatlandırılmış birtakım tiplerin yazdığı dilekçeler adeta... Ama her şeye rağmen yeni metotlar bulacağız ve gazetecilikten vazgeçmeyeceğiz. Gazetecilik, yapmanın bir yolunu bulabildiğimiz sürece de bitmeyecek.”

Gazeteci Ünsal Ünlü’nün bu yayınlarından etkilenen bir diğer isim de deneyimli gazeteci Şükrü Küçükşahin.

Gazeteci Küçükşahin, Günaydın, Sabah, Hürriyet, CNBC-E/NTV ve Hürriyet gibi pek çok yayın organında çalıştı, önemli görevler üstlendi. 2015 yılında en son olarak çalıştığı Hürriyet Gazetesi küçülmeye gidince muhalif yazılarıyla da bilinen 17 yıllık çalışanı Şükrü Küçükşahin’le yollarını ayırdı.

“Kovulduktan sonra kafamda başka şeyler vardı ama başka iş yapamıyoruz” diyor Küçükşahin... Küçükşahin önce CHP’nin Adalet Yürüyüşü’ndeki aralıksız yayınlarıyla çıktı karşımıza. Kısa bir ara verdi ama şimdilerde, hafta içi her gün 16:16'da "4x4 GÜNDEMİ” isimli yayınıyla sesini duyurmaya çalışıyor.

“Şahsi yayıncılık değil, ilkesel yayıncılık yaptığımı düşünüyorum” diyor...

“İstiyorum ki bağımsız gazetecilik günün her saatini doldursun. Bu da talepte bulunan her yurttaşın ulaşabildiği bir gazetecilik olsun.”

Günümüzde yapılan yayıncılığı belli bir misyonerlik içinde değerlendiriyor gazeteci Küçükşahin. “Ne programcı ne de gazeteci ahlakı görmüyorum” diyerek devam ediyor sözlerine...

“Ekrandaki programlarda gazetecilik adına bir şey görmüyorum. O kadar sorulması gereken soru var ama soran yok. Örneğin Cumhurbaşkanı uçağında herhangi bir olayla ilgili soru soran yok. Zaten uçakta CEO’lar var artık, biz böyle öğrenmedik. Açık eleştiri yok. Biz bu yayınlarda gündemi özgürce değerlendiriyoruz, eleştirel bakıyoruz. Kimsenin soramadığı soruları soruyoruz. Yanlışı dile getiriyoruz.”

İzleyicinin bu tarz yayınlara yönelmesi ve kendilerini tercih etme sebebini ise eleştirel bakışı yakalamak olarak yorumluyor.

 

 

“Ana akım medya,  iktidarın sözcüsü ve sesi haline gelince, olayların arka yüzünü merak edenler bize yöneliyor. Ben izleyicilerden aldığım tepkilerde bunu görüyorum.”

Şükrü Küçükşahin’e göre Türkiye’de gazetecilik çok zor artık. O, Ünsal Ünlü gibi meslekteki dayanışma eksikliğine pek iyimser bakmıyor ve gazeteciler arasındaki dayanışmanın azlığından da dem vuruyor.

“Bu ülkede bir gazeteci Tarım Bakanına soru sormak istedi ama salondan çıkarıldı. İzin verilmedi. Bu bizim zamanımızda olsaydı hepimiz o salondan çıkardık. Bir arkadaşımıza tavır geliştirildiğinde hepimiz o kameraları bırakırdık. Ama herkes işini kaybetmekten korkuyor. Herkes eleştirilerini önden güzellemeler yaparak ortaya koyuyor. Yani 8-10 yıl öncesine göre şuanda bir dayanışma söz konusu değil. Ama bu örgütsüzlük bir şekilde aşılacaktır.”

Her şeye rağmen bir çıkış yolu görüyor Küçükşahin... Çünkü ona göre gazetecilik bir ihtiyaç...

“Bilişim dünyasında yaşıyoruz. Ve otoriter olanlar daha fazla dayanamayacak. Dünya haberi gazetecilerden öğrenmek istiyor. Google bile gazeteci çalıştırmak zorunda kaldı. Haber söz konusu olunca gazeteciler güveni ifade eder.”

Çıktığı bu yolda eskisine oranla daha etkili olamadığını düşünse de, iç huzur açısından bakınca gayet iyi olduğunun da altını çiziyor deneyimli gazeteci.

Yine de bu durumu bazen kaldıramadığını da açık açık dile getirmekten çekinmiyor.

‘Haksızlığa uğradım. Ben defalarca uyarıldım. Ama o tarafta kalsaydım sıkıntı yaşardım. O zaman ben olmazdım ve mutsuz olurdum. Ben gazetecilik eğitimi veriyorum, öğrencilerime etik ilkelerden bahsediyorum. Aksini nasıl yaparım?’

Medyada yaşanan baskılardan dolayı işinden olan gazeteciler bu bireysel yayınları nasıl sürekli hale getiriyor, elbette bu da merak konusu. İşte burada devreye kitlesel fonlama modelleri devreye giriyor. Yani izleyici, yayının devam etmesini istediği gazeteciği gönlünden kopan bir ücret ile destekliyor.

Kendilerini Youtuber olarak tanımlamayan gazeteciler, izleyicileriyle bir gönül bağı da kuruyor. Ve bu sayede gazeteci doğru ve tarafsız haberi paylaşmanın mutluluğunu hem yaşıyor hem de yaşatıyor.

Öyle görülüyor ki; evlerinin odalarından Youtube, Periscope gibi mecraları kullanarak yayın yapan bu gazeteciler, ana akım ve düzen medyasına alternatif bir soluk getirmeye devam edecek.