Şub 01 2018

'Türk medyası; Kore ve Kıbrıs’ta da bugün olduğu gibi TSK’nın savaş bülteniydi'

Hükümetin haftalar öncesinden mesajını verdiği Afrin harekatı 20 Ocak’ta başladı.

TSK’nin, adını ‘Zeytin Dalı’ olarak duyurduğu operasyon bölgede kaygıya izlenirken her geçen gün ölü sayısı da artıyor.

Operasyon öncesi Başbakan Yıldırım, gazete ve televizyon temsilcilerini çağırarak “direktif” olarak yorumlanan 15 maddelik beklentilerini sıralamıştı. O günden bu yana Türkiye medyasının aldığı tutum tartışma konusu.

İktidara yakın medyanın alacağı pozisyon için zaten bir ‘direktif’e ihtiyaç yoktu belki de. Ancak merkez medyanın durumu önemliydi Afrin harekatı sırasında.

Ve Türkiye’de Cumhuriyet, Evrensel ve BirGün gazetelerinin dışındaki tüm medya neredeyse bir “koro” halinde hareket ediyor harekat 12. günü geride bırakırken.

Bir devlet dili hakim manşetlerde ve haberlerin sunuluş şekillerinde. Ortaya çıkan bu tabloyu daha iyi görmek için Ahval’in her gün yayımlanan Medya Günlüğü köşesine göz atabilirsiniz.

‘Medya Ombudsmanı’ olarak anılan Ragıp Duran da, bu konuya eğiliyor etraflıca Artı Gerçek’teki yazısında bugün.

Türkiye’nin ilk defa bir başka ülkenin toprağında operasyon düzenlemediğini ve medyanın da ilk kez bir harekat takibi yapmadığını hatırlatıyor önce.

Yakın geçmişteki, Kore, Kıbrıs, K. Irak operasyonları örneğini veren Duran, Türk devlet geleneğinde gücün abartıldığını, rakibin ise küçümsenerek zaman ve mekandan kopuk bir algı olduğu görüşünü savunuyor ve ekliyor:

“Savaşçı, işgalci, talancı gelenek, Cumhuriyet’in kurulmasından sonra kaçınılmaz olarak -çünkü Osmanlı geçmişiyle ilişkilerini olduğu gibi kesmek istedi- zayıfladı ama o olumsuz geçmişin ciddi bir muhasebesi yapılmadı. Son olarak, 1915 yani Ermeni Soykırımı, Hrant Dink’in katlinden sonra resmi devlet politikası olarak yüzüncü yılında tescil edildi.”

Türkiye, Kore savaşında ABD’ye yardım ederek NATO’ya girme lisansı aldı Duran’a göre. “Mecburen askere alınan masum gençleri binlerce kilometre ötede, Türklerle, Türkiye ile, yurttaşlarla hiçbir bağlantısı olmayan bir savaşa sürüp onların ölümüne ya da sakat kalmasına neden olanlar yargılanmalıydı değil mi?” diye soruyor Duran ve Kıbrıs Harekatı’ndan dem vuruyor. "Rum mezalimine karşı oradaki soydaşlarımızı korumak" amacıyla yapıldığı söylenmişti resmi ağızlarca o dönem harekatın. Ancak 45 yıl geçmesine rağmen sorun hala çözülemedi.

Kıbrıs’ta harekatın adına "Barış"’ denmişti. Şimdi de Afrin’de benzer bir isim var: "Zeytin Dalı’’.

“İki operasyonu kıyaslamak ilginç sonuçlar veriyor” diyor Duran:

“1974’de toplam 6 günde Kıbrıs’ın yarısını işgal eden TSK, 2018’de 11 günde henüz Efrin’e yaklaşamadı. Türk egemen medyası, Kore, Kıbrıs ve K.Irak operasyonları döneminde de, tıpkı bugün olduğu gibi TSK’nın savaş bülteni gibi yayın yaptı. Türkçüydü, milliyetçiydi, militaristti. Bağımsız ve özgür olmadığı için, karşı tarafın haber ve argümanlarını yayınlamadı, barışı savunmadı.”

Operasyona gerekçe olarak sunulan argümanların iktidar medyası aracılığı ile yaygınlaştırılmasına rağmen dış dünyada hiçbir karşılığı olmadığı görüşünü dile getiriyor Duran.

Bu süreçte gazetelerin birinci sayfalarında benzer içeriklerin yer aldığını söyleyen Duran, işlerin askeri ve siyasi açıdan Ankara açısından kötüye gittiğini söylüyor ve ekliyor:

“Bu nedenle önümüzdeki günlerde Türkçe savaş bültenlerinde daha çok haber tahrifatı, daha çok haber gizleme göreceğiz, okuyacağız. Bu nedenle özellikle Suriye kökenli Kürtçe ve Arapça kaynakların yanı sıra önem sırasına göre Rusça, Farsça, İngilizce ve Fransızca kaynakları daha iyi taramamız gerekecek. Kuşkusuz onları da eleştirel filtrelerden geçirerek…''

https://www.artigercek.com/aci-veriyorsa-gecmis-gecmemis-demektir

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar