Haz 04 2018

"Yandaş medya, Cumhurbaşkanını yalana teşvik suçu işliyor"

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Olağanüstü Hal ilan edilmesiyle onlarca medya kuruluşu kapatıldı. Türkiye'de 170'in üzerinde gazeteci cezaevinde.

Medyada da iktidar operasyonlarını başka bir safhaya geçirdi ve satın alma yoluyla Türkiye'nin en büyük medya grubu olan Doğan Grubu, iktidara yakın Demirören Grubu'na ve dolayısıyla iktidarın kontrolüne geçti.

Hal böyle olunca Türkiye'de gazeteciliğin koşulları da bir hayli zorlaştı. Artı Gerçek yazarı Celal Başlangıç, 'Basın özgür değilse cumhurbaşkanı bile yalancı olur' başlıklı yazısında Erdoğan'ın söylediği 'yalanları' irdeliyor.

"Yandaş medya iktidar sahiplerinin her söylediği söze doğru mu, yanlış mı, demeden sadece ayna tutuyor, hem de dev aynası. Böylece söylenen her yalana ortak oluyor" diyen Başlangıç, Binali Yıldırım'ın yaptığı ve katılımın bir hayli düşük olduğu mitinglere göndermede bulunuyor:

"Müthiş bir deyim vardır dilimizde; “meydanı boş bulmak…” Geçenlerde Başbakan Binali Yıldırım, Ordu ve Giresun’da “meydanı boş bulmuş” konuşuyordu. Yok, bu deyimdeki gibi gerçek anlamından ayrı bir anlam taşıyan “meydanı boş bulmak” değildi. Tam da gerçek anlamıyla “meydanı boş bulmuş”tu, konuşuyordu. Çünkü zorla toplanan birkaç yüz kişiden başka kimse gitmemişti başbakanı dinlemeye. Değil Yıldırım, artık Cumhurbaşkanı Erdoğan da, hem de yaklaşan seçimlere karşın yeterli ve coşkulu kalabalıklar toplayamıyor alanlarda."

Başlangıç'a göre iktidar için alarm zilleri çalıyor. Erdoğan ve AKP'nin de inandırıcılığının kalmadığını söyleyen Başlangıç, "halka doğruyu değil yanlışı, gerçeği değil yalanı söyledikleri geç de olsa toplumun daha geniş bir kesimi tarafından net biçimde görülmeye başlandı Geç görüldü çünkü Erdoğan iktidarı görsel medyanın yüzde 90’ını, yazılı medyanın yüzde 70’ini ele geçirmişti. Yanlışlarının doğrusunu, yalanlarının gerçeğini söyleyecek, yazacak televizyon ve gazete sayısı yok denecek kadar azaldı" diye devam ediyor.

Başlangıç, yazısında AKP'lilerin ve Erdoğan'ın yalan söylediği belirterek, örnekleriyle AKP'li isimlerin ifadelerini çürütüyor.

Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ'ın, “FETÖ/PDY’yi ilk terör örgütü kabul ve ilan eden Başbakan da, Cumhurbaşkanı da, lider de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır" ifadesinin 'koskocaman bir yalan' olduğunu belirtiyor:

"Hiçbir gazetede, televizyonda bir haberci ya da bir yorumcu çıkıp da “Bi dakka kardeşim, FETÖ terör örgütü olarak 2004’teki MGK toplantısında kabul edildi. O dönem Cumhurbaşkanı ve MGK başkanı Ahmet Necdet Sezer’di. Erdoğan hem de hiçbir muhalefet şerhi koymadan imzaladığı bu MGK kararını uygulamamış, hatta bu kararı uygulamamakla övünmüş ve gerek mücadeleyi yapmadığı için bu örgütü ülkede darbeye teşebbüs edecek kadar güçlenmiştir” diyemiyor. Diyenlerin de sesleri çok cılız kalıyor, söylenen yanlış, halka atılan bir yalan gerçekmiş gibi toplumun içersinde dolaşıma giriyor."

Başlangıç, Erdoğan ile devam ediyor. Özetle şöyle sıralıyor 'yalanları':

"Kendi iktidarından yıllar önce açılan havalimanını “Ben açtım” diye övünüyor. Demirel’in, Özal’ın kurduğu üniversitelerden “Bizden önce var mıydı? Ben kurdum” diye pay çıkartıyor.

Geçenlerde çıkmış bir yandaş televizyona, konuşuyor. Sunucu, İstanbul Atatürk Havalimanı’nın kapatılacağını yeni açılacak üçüncü havalimanına ne isim verileceğini sorarken Erdoğan’ın ısrarı üzerine utana sıkıla “Atatürk” diyor.

Erdoğan kendinden emin bir duruşla ayar veriyor:

“Atatürk Havalimanı İstanbul’da var, birçok yerde var.”

Allah Allah! İstanbul’da varmış, birçok yerde varmış… Yalan.

Birincisi İstanbul’daki zaten kapanıyor. İkincisi de Türkiye’de başka bir Atatürk Havalimanı yok.

Gazetecilerin, televizyoncuların yapması gereken çok basit aslında.

Girecekler Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün sitesine, “Havalimanları” butonunu tıklayacaklar, karşılarına çalışanıyla, çalışmayanıyla Türkiye’deki 55 havalimanının listesi gelecek. O zaman görecekler ki içlerinde adı Atatürk olan başka bir havalimanı yok.

Erdoğan ya yanlış biliyor ya da yalan söylüyor.

Var mı bunu yapacak gazeteci, bunu söyleyecek televizyoncu? Yok!"

Her fırsatta lafı Edirne Cezaevi’nde yatan Demirtaş’a getirip aslı olmayan bir iddiayla suçluyor:

“Kürt kardeşimi sokağa döken kimdi? Edirne’deki değil mi, sokağa dökülün, dedi. Ne oldu 53 kardeşimiz orada öldürüldü, şehit oldu. Şimdi cumhurbaşkanı adayı olmuş. Bakıyorum hepsi türbe ziyaret eder gibi beyefendiyi ziyarete gidiyorlar. Bay Muharrem bununla övünüyor. 53 Kürt kardeşimin kanı, bu Demirtaş’ın eline bulanmıştır. Bunun bedelini er veya geç ödeyecektir.”

Bütün bu iddianın koskocaman bir yalan olduğunu söyleyecek kaç kişi var şu medya düzeninde?

Ne yazık ki çok az ve Türkiye insanları bu yalanın zehriyle kine, nefrete tahrik ediliyor.

Çünkü, 6-8 Ekim tarihinde meydana gelen olaylarda yaşamını yitiren 53 kişiyle ilgili olarak Demirtaş’a yönelik tek bir suçlama yok. Hakkında yazılan iddianamede böyle bir suçlama yer almıyor, tutuklanma nedenleri arasında böyle bir suçla ilgili tek bir suçlama yok. 

Hatta yargı makamları Erdoğan’ın dile getirdiği bu suçlamayla ilgili tek bir soruşturma ya da kovuşturma konusu yapmamışlar.

Ancak bu koskocaman yalanı bir cumhurbaşkanı söylüyor, tek bir gazeteci, televizyoncu ya da yorumcu çıkıp da “Nereden çıktı bu, Demirtaş’a yönelik böyle bir suçlama yok. Sanki 53 kişinin ölümünden sorumlu tutulduğu için Demirtaş içerdeymiş gibi bir algı yaratmak gerçeğe aykırıdır” demiyor, diyemiyor.

Çünkü hepsi Erdoğan iktidarına göbekten bağlıdırlar, varlık sebepleri Erdoğan’dır ve o seçim kaybederse hiçbiri de kalmayacaktır.

Aslında bu yandaş medya büyük bir suç işliyor; “Cumhurbaşkanını yalan söylemeye teşvik ve tahrik suçu” işliyor.

İktidar sahiplerinin söylediği her söze, doğru mu, yanlış mı, demeden ayna tutuyor, hem de dev aynası. Böylece söylenen her yalana ortak oluyor.