Yeşilada’nın öngörüsü, Akşener’in adaylığı

Rahmetle andığım hocam Yaşar Erdinç, ekonomistin tanımını şöyle yapmıştı: “En iyi ekonomist ne olduğunu öngören kişi değildir. En iyi ekonomist, olan şeyin neden öyle olduğunu en iyi açıklayan kişidir.” Aksi halde ekonomistlerin en zengin insanlar olmaları gerekirdi -danışman, finans uzmanı vs değil.

Öte yandan, ekonomistlerin meslekleri gereği sürekli gelecek hakkında bir fikir söylemeleri beklenir, söylerler de. Ama yaptıkları tahminler o anki koşullar altında ve bekledikleri şartların gerçekleşmesi, daha önemlisi beklemedikleri hiçbir şeyin gerçekleşmemesi ortamında geçerlidir. Geçen sene için yapılan öngörülerin hiçbiri tutmadı mesela çünkü ne korona salgını öngörülebilirdi ne de Berat Albayrak’ın ansızın imi timi bellisiz şekilde kaybolacağı.

Gelgelelim, ekonomiyi dışarda tutan hiçbir öngörünün de tesadüflerin haricinde tutma şansı yoktur. O yüzden, ekonomistlerin “tahminlerini” dinlemekle yetiniriz, onlara “kâhin” muamelesi yapmayız.

En sevdiğim ekonomistlerden biri olan Atilla Yeşilada da yeni yıl hasebiyle 2021 öngörülerini söyleyince hemen izledim. Yeşilada’ya göre 2021’de erken seçim olacak ve Millet İttifakının ortak adayı Meral Akşener de seçimi kazanarak yeni cumhurbaşkanı seçilecek.

P24’te yazdığım yazıda, kendimce nasıl bir aday olması gerektiğini tanımlamıştım. Yazıyı merak eden okur, burada tekrar etmek istemiyorum. Ama birkaç cümleyle şöyle özetleyebilirim: Beş-altı maddede herkesin mutabakata vardığı bir manifestoyla gösterilecek adayın domino etkisi yaparak seçimi büyük farkla Millet İttifakı’na kazandıracağını düşünüyorum. Seçeceğimiz kişi bütün yetkilerini TBMM’ye bırakacağına göre “yapmama” adayı olmalı, bu da beni -Abdullah Gül hariç- siyasetçi değil üst düzey bir bürokratın aday gösterilmesine götürüyor. Ama seçim kampanyasını siyasetçiler ve partiler yapacak, o kişi sadece bütün bu partilerin ortak havuzda buluşabilmesinin simgesi olacak. Aynı anda Cumhur İttifakı bir miting yapabilirken, Millet ise bu formülasyonla beş-altı miting yapabilir çünkü herkes kendisine oy isteyecek, üstelik bütün partiler kendisine oy isteyeceği için seçmenin arasında kafa karışıklığı da olmayacak…

 O günden bugüne bu konuda çeşitli fikirler sarf edildi. Bunlardan en önemlisini ise bence Halk TV’deki programında Levent Gültekin söyledi. “Seçim ikinci tura kalırsa Millet İttifakı kazanamaz,” dedi. Herkesin aday göstermesinin yanlış bir strateji olacağını, ortak bir adayda birleşilmesi gerektiğini ve seçimin 60-40 gibi bir farkla bitmesi halinde kazanılabileceğini iddia etti ki yerden göğe katılıyorum. Gültekin’e ekleyebileceğim tek şey, seçimin son iki-üç haftasında eğer makasın kapanmayacağını seçmen anlarsa kitleler bir anda oluk oluk öteki tarafa akabilir. O yüzden 60-40 hayal olmadığı gibi 70-30 biten bir seçim bile görebileceğimiz kanısındayım.

Ekonomik çöküş, dış etkenler yüzünden inanılmaz bir hıza ulaştı. Salgın bırakacağı enkazı her gün büyütürken bir de susuzluk, kuraklık başgösterdi. Su kesintileri mecburen başlarsa bu salgının yayılma hızını artıracaktır. Dahası, tarım bir yana, özellikle tatil bölgelerindeki susuzluk 2020’yi perişan geçiren turizm sektörünün belki de ölmesi manasına gelir. Öyle ya da böyle, yazın turizmde bir miktar hareket vardı. Bodrum’un, Çeşme’nin nüfusu on katına çıkarken, Antalya’nın otellerin bir bölümü dolmuştu. Eğer susuz geçecekse bu yaz, insanlar tatile gitmekten vazgeçecekler demektir. Buna ilaveten, gelen turist sayısında da korkunç bir azalma görebiliriz. Bu korkunç senaryo gerçekleşirse istihdamın beli daha da kırılır. Ve, Türkiye’nin son umudu olan baharı aşıyla, yazı turizmle geçirip sonbaharda ayağa kalkma hayali de son bulur.

Akıl almaz işsizlik ortamında da türban ya da Ayasofya polemikleri seçim kazandırmaz. Ancak seçimin ikinci tura kalması veya adayda büyük bir hata yapılması gerekir. Geçen seçim için çok yanlış olan Ekmeleddin İhsanoğlu gibi bir aday bence bu seçim için doğru adaydır. Neden? Geçen seçimde İhsanoğlu’ndan bir şeyler yapması beklendi. “Ekmek için” ona oy vermemiz söylendi. Oysa bu seçimde “ekmek için” oy vereceğimiz bir insanı seçmeyeceğiz. O seçilen kişi “ekmeği verme işini” partilere bıraksın diye oy vereceğiz. Arada büyük bir fark var.

Peki, Yeşilada’ya dönelim. Akşener’in ortak adaylığında buluşabilir miyiz? Kürtleri ikna etmediğimiz müddetçe Akşener’in adaylığı bir hayaldir. Kürtler ikna olur mu? Meçhul. Diyelim ki, Akşener, kadın hareketlerinin gücünü de arkasına alarak aday oldu ve çok demokratik bir söylem inşa etti, “Ermeni dölü” lafları yerine AİHM kararlarının uygulanmasını istedi vs. İyi de, bir soru daha var: Bu söylemi sürdürebilir mi?

Solcuların hepsinin kerhen de olsa oy verdiğini düşünelim. Gitti Diyarbakır’a mitinge. Arkasından da Şırnak’a. Büyük bir kalabalık karşılamış olsun. Davutoğlu gibi “ser sera ser çava” diye selamlayabilecek mi? Hayır. Babacan gibi Van’daki aileleri ziyaret edebilecek mi? Ya da “şu isimleri kullanmayın,” diyen yardımcısını ikaz edebilecek mi? De ki, onu da yaptı. Dönüyoruz başa, İç Anadolunun sarıya boyanmasını nasıl engelleyecek? Tahterevalli gibi, bir yeri kaldırsa karşı taraf çöküyor. Bence Akşener aday olma şansını kaçırdı. Kaçırdı, diyorum çünkü “zaman” ile ilgili. Vardı bu şansı. Büyük bir umut da olabilirdi. Ama bütün bu tartışmaların bugüne kadar yapılıp bitmiş olması, İç Anadolu’nun onu yeniden Asena diye bağrına basabilmesi gerekiyordu. Bu tartışma ortamından uzak durmanın sonucu da bence aday olamamaktır.

İşte bu tahterevalli denkleminden ötürü Atilla Yeşilada’nın aksine Akşener’in aday olmasının mümkün olmadığını, olursa da seçimin kaybedilmesine yol açacağını düşünüyorum. Akşener aday olursa bölgesel olarak seçime katılım hiç olmadığı kadar düşük kalabilir.

Ben Cumhurbaşkanı seçilince her türlü hakkımı devredeceğim, diyen bir Kılıçdaroğlu, Akşener’e göre daha iyi bir aday bence. En azından her kesimle konuşabilecek bir şekilde konumlandırdı partisini.

Davutoğlu’nun Serap Yazıcı ve Ergun Özbudun ikilisine yazdırdığı “güçlendirilmiş parlamenter sistem modeli” ise demokratik Türkiye’nin geleceğidir. En nihayetinde o modele geçilecek. Gelecek Partisi ister yüzde 1 alsın, isterse 70, çok önemli bir iş yaptı ve partilerin ortaklaşa benimseyebilecekleri bir düzlemi inşa etti. İYİ Parti adına son seçimine girdiğini düşündüğüm Akşener, davetlere icabet etmeyerek “siyaset starı” olma yolunda ilerliyor. Temel Karamollaoğlu, ittifaka büyük bir meşruiyet getirdi. Herkesin bir gözü Babacan’da. Belki HDP’ye destek verilmiyor ama kayyımlara karşı çıkmada bütün partiler hemfikir.

Sevgili Atilla Yeşilada’nın öngörüsünün doğru çıkmasını tüm kalbimle diliyorum. Ama çıkabileceğine hiç ihtimal vermiyorum. Hiçbirimiz kâhin olmadığımıza göre, şartların her an değişebileceğini göz önünde tutmamız gerekiyor. Gene de, Atilla Yeşilada’nın 2022 tahminlerini yaparken Akşener’in aday gösterilmeyişini nasıl yorumlayacağını merakla bekliyorum.

Hem ne demişti Yaşar Erdinç?


@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.