Emre Alkin: TCMB Başkanını görevden almak!...

Net olarak söyleyeyim. En son bir Merkez Bankası Başkanı'nı 1980 Askeri Darbesi'nde görevden almışlardı. İstifa haricinde görevinden el çektirilen bir Başkan tanımıyorum. Olayın hukuki tarafı tartışmalı da olsa, gerçekleşti. Şimdi detaylarına bakalım.

Uzun zamandır görevden alınan Başkan ile Ekonomi Yönetimi arasında baş gösteren görüş ayrılıklarından haberimiz vardı. Hatta Murat Çetinkaya'nın birkaç defa istifasının istendiğini, kendisinin de birkaç kez istifa edecekken vazgeçtiği kulağımıza kadar gelmişti. 

Her zaman ısrarla anlatmak istediğim bir gerçek var. Bazı görevlere genç yöneticilerin atanması güzel bir gelişmedir ama, TCMB Başkanlığı gibi bir görev için en az 55 yaşındaki bir kişinin atanması daha doğru olur. Sebebine gelince: Birkaç ciddi krizde görev almış, çözüm yolu bulmuş, yurt dışında tecrübe kazanmış, teorik ve pratik bilgisi zirve yapmış, çocukları en azından kendi ayakları üzerinde durabilecek yaşa gelmiş, birçok heves ve hırsı geride bırakmış soğukkanlı kişilerin böyle görevlerde daha başarılı olduğu görülüyor. Ayrıca hatırı sayılır tecrübeye sahip olan bu kişiler siyaset kurumunun taleplerine "hayır" deme üslubunu da iyi bilirler. Sürtüşme yaratmadan ikna edecek bir ifade tarzına sahip olmak önemlidir. 

Merkez Bankası'na üst üste atanan başkanların kıymetli ve eğitimli kişiler olmalarına rağmen, yukarıda bahsettiğim özelliklere yaşları gereği sahip olmadıkları gözüküyor. Darılmaca gücenmece olmasın. Bilgilerine ve değerlerine asla söz söylemem ama dediğim gibi, bu görevlerde başka özelliklere sahip olmak gerekiyor. Piyasa tecrübesi ve kurumsal tecrübe arasında büyük fark var.

Peki neden aniden böyle bir karar çıktı? Bana göre karar çok beklemiş bir karardı. Çünkü ekonomi yönetimi faiz indirimlerinin gecikmiş olduğunu düşünüyordu. Ayrıca Murat Çetinkaya'nın da son bir yıldır iletişime kapalı olduğunu yayan bir dedikodu çemberi oluşturulmuştu. Özetle, Murat Çetinkaya'nın görevden alınışı politika faizlerinden yedek akçelere kadar uzanan tartışmaların kaçınılmaz sonucu oldu. 

"Türkiye'ye yakışan bir karar olmadı..."

Ancak, bu kararın aciliyet gösteren teknik bir tarafı da var: Bir süredir finans kesimine ait bazı parametrelerde akıllarda soru işareti yaratan gelişmeler oluyordu. Mesela, BDDK verilerine göre takipteki alacakların toplam kredilerin içindeki payı artarken, sermaye yeterlilik rasyolarında gerileme olduğu gözükmekte. Aslına bakılırsa takipteki kredilerin oranının artması nispeten kabul edilebilir bir durum. Ancak, Türk Bankacılık Sistemi'nin sermaye yeterlilik rasyosunun giderek yüzde 12'lik risk seviyesine yaklaşması dikkat çekici bir gelişme. Normal zamanlarda rasyonun bu hali "bankalar kredi verme yarışına girdi" şeklinde adlandırılabilirdi. Fakat şu anki durum bazı bankaların kritik seviyenin epeyce altında yola devam ettiklerini bize gösteriyor.

Tam bu esnada, Temmuz ayındaki toplantıda Merkez Bankası'nın faiz indirmesi en azından fonlama maliyeti açısından bankalara bir rahatlama getirebilir. Şunu net olarak söyleyebilirim ki, gelişen ülkeler arasında "beklenti enflasyonu-politika faizi" arasındaki en yüksek farklardan birine sahibiz. Merkez Bankası'nın bu ay piyasayı rahatlatacak bir adım atmasını bekleyenlerin sayısı giderek artıyor. Buna uluslararası kuruluşlar da katıldı diyebilirim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı açıklamaya göre, Çetinkaya'nın görevden alınması sebebi faiz indirimindeki gecikme. Her ne kadar politika faizlerinde yapılacak bir indirimin bankalara bir nefes aldıracağına inansam da, meselenin ele alınış biçimi bize hiç yakışmadı diyebilirim. Uluslararası sermayenin Türkiye'den beklediği hikayenin bu olmadığı ortada. Ancak hayırlısı olsun demekten başka çare de yok.  

 

Bu yazı Emre Alkin'in kişisel blogundan alınmıştır