Eser Karakaş
Tem 07 2019

Merkez Bankası'nda başkan değişikliği ne anlama geliyor?

Bu kararın üç anlamı var kanımca: Birincisi hukuksuzluk, ikincisi enflasyon, üçüncüsü ise dörtnala erken seçime gidiyor olmamız.

Önce birinci anlamından Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın görevden alınması görebildiğim kadarıyla hukuka aykırı.

6 Temmuz 2019 tarih ve 30823 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2019/159 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile Murat Çetinkaya görevden alındı (!), yerine de yardımcısı Murat Uysal atandı.

Önce pozitif hukuka bir göz atalım; 2019/159 Cumhurbaşkanlığı kararında bu atamanın yasal temelleri verilmeye çalışılıyor ama bu göndermeler hep üst düzey kamu görevlilerine ilişkin düzenlemeler, Merkez Bankası Başkanı'nı bu kapsama almak ne kadar doğru, belli değil.

Merkez Bankası’nın 27. ve 28. maddelerine bakarsanız, Cumhurbaşkanlığı kararında bu yasaya maddelere bir gönderme yok, aşağıda da bu iki maddeyi sizlere sunuyorum:

Yasaklar

Madde 27- Başkanlık (Guvernörlük) görevi, özel bir kanuna dayanmadıkça banka dışında teşrii, resmi veya özel herhangi bir görev ile birleşemez. Bundan başka Başkan (Guvernör), ticaretle uğraşamayacağı gibi, bankalar ve şirketlerde de hissedar olamaz. Hayır dernekleri ile amacı hayır, sosyal ve eğitim işlerine yönelmiş vakıflardaki görevler ve kar amacı gütmeyen kooperatif ortaklığı bu hüküm dışındadır.

Bakanlar ve müsteşarlar seviyesindeki bakanlıklar arası komite toplantılarında

Başkanın (Guvernör) görev alması, birinci fıkra hükmüne aykırı sayılmaz.

Geçici ayrılma, görevden af

Madde 28- Başkanın (Guvernör) geçici olarak yokluğunda kendisine, tayin edeceği

Başkan (Guvernör) Yardımcısı vekâlet eder.

Başkan (Guvernör) ancak, 27’nci maddedeki yasakların gerçekleşmesi ve bu kanunla kendisine verilen görevlerin devamlı surette ifasını imkânsız kılacak durumların ortaya çıkması hallerinde, atanmasındaki usule göre görevinden af olunabilir. 

Anlaşılacağı gibi Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınması öyle bir bakan yardımcısının, bir genel müdürün görevden alınması gibi bir konu değil, kurumun kendi kuruluş kanununda bir guvernörün nasıl ve neden görevden alınabileceği açıkça ifade edilmiş. Üstelik görevden alma gibi bir ifade değil de “görevinden af edilmesi” gibi çok daha farklı bir ifade kullanılmış, bu ifade bile bir guvernörün statüsünün farklılığını ortaya koyuyor.

Türkiye’de her şeyi Cumhurbaşkanlığı kararları ile yapma alışkınlığı maalesef devletin en tepesini anlamsız hukuksuzluklara sürüklüyor, bu sorunun bir biçimde çözülmesinin şart olduğunu düşünüyorum çünkü bu hukuksuzluk hali, ülkeye büyük zararlar veriyor.

Danıştay’a bir başvuru olsa sonuç ne olur, bizim necip ülkemizde bu da belli değil ama yine de hukuk yollarını kullanmakta daima yarar var, bu makama geri dönme amacıyla değilse de hukukun ne diyeceğini görmek için.

“Hedeflere ulaşamamak” iddiası da çok ikna edici değil; mesela, 2019 için konan bütçe açığı hedefi tutturulamazsa ki, tutturulması mümkün değil, kimi görevden alacaksınız, göreceğiz.

Bu görevden alma meselesinin hukuki çerçeveyi çok aşan boyutları da var; Merkez Bankası bağımsızlığı bir ülke ekonomisinin etkin işleyebilmesi için çok önemli bir boyut.

Ancak, meselenin bu boyutu da ülkemizde sorunlu bir boyut çünkü enflasyon meselesi ülke düzeyinde çok iyi anlaşılmış bir konu pek değil.

Dünyada bu konuda çok sayıda ilginç araştırmalar var, merkez bankacılığı bağımsızlık derecesi ile enflasyon oranları arasında çok önemli nedensellik ilişkileri var, bir ülkede merkez bankacılığı bağımsızlık derecesi yükseldikçe o ülkede enflasyon oranları azalıyor. Bir ülkede Merkez Bankası bağımsızlık derecesi düştükçe ya da Merkez Bankası hiç bağımsız değilse o ülkede enflasyon oranı da o kadar yüksek oluyor.

Bizim necip ülkemizde Merkez Bankası bağımsızlığı meselesi maalesef çok ciddiye alınmıyor çünkü enflasyon süreçlerinin etkinlik boyutu değil de bölüşümsel boyutu hep öne çıkarılıyor. Oysa enflasyon süreçlerinin tabi ki bölüşümsel sonuçları vardır ama çok daha zararlı sonuçları piyasa mekanizmasını bozarak iktisadi etkinlik kaybı üzerinden büyümeye verdiği zararlardır.

Türkiye’de tüm kurumlar baş aşağı gitmektedir, maalesef Merkez Bankası da bir süre direnmekle birlikte bu kervana doludizgin katılanlar arasındadır; bu görevden alma ve atama hukuksuzluğu sonrası küresel piyasaların zaten dibe vurmuş ülke ekonomisine güvenme derecesi artık hiç kalmayacaktır.

Gelelim şimdi meselenin siyasi boyutuna.

Siyasi otoritenin merkez bankacılığı çok önemli kurumuna bu ölçekte bir müdahalesinin, hukuki boyutu dışında önce iktisadi, sonra da buna bağlı olarak bir siyasi hedefi vardır.

Merkez bankacılığına bu ölçekte müdahale siyasi otoritenin kısa vade tercihinin çok büyük oranda orta vade tercihinin önüne geçmesi anlamına (miyopi) gelmektedir.

Siyasetçinin kısa vade iktisadi tercihi her zaman düşük işsizlik olmuştur, düşük enflasyon yani piyasa etkinliği orta vade tercihi olarak kalmıştır ama bu aşamada bile kaçınılmaz yüksek enflasyon ve piyasa etkinliği çarpılması tercihinin kısa vadede bile düşük işsizlik hedefine ne kadar hizmet edebileceği belli değildir.

Siyasi otorite enflasyonun seçmen üzerinde yaratacağı tahribatı daha orta vadeli görmekte ve bir ölçüde de seçmenin yüksek parasal ücretler-yüksek fiyatlar sarmalında parasal yanılsamasına güvenmektedir, işsizlik meselesinin seçmen üzerinde etkisinin daha az makyajlanabileceğini düşünmektedir.

Peki, Türkiye’de siyasi otorite yani, adlı adına konuşalım, Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kararla neyi amaçlamaktadır?

Bu kararın, yani idari kararlarla düşürülecek faiz oranları üzerinden artabilecek (?) yatırımlar üzerinden düşebilecek işsizliği kaçınılmaz olarak yükselecek kur-enflasyon sarmalına tercihinin akla getirdiği en büyük ihtimal çok da uzun olmayan bir vadede Türkiye’nin seçim sath-ı mahalline gireceğidir.

Düşürülecek faizler yatırımları artırır mı, hiç de zannetmiyorum çünkü yatırımların temel belirleyicisi artık beklentiler ve hukuk devleti yapısı; ancak, düşük faizlerin konut sektörüne bir canlılık getireceği beklenebilir, muhtemelen de Erdoğan bunu hedefliyor, yani inşaat sektörünün kıpırdanması ile bir şeyler bekliyor.

Seçimler kanımca yakındır çünkü böyle bir tercih sonrası yükselecek enflasyon oranları ile 2023’ü siyaseten beklemek Erdoğan için çok zordur. İdari kararlarla düşürülecek faiz oranları ile bir nebze gerileyecek ya da sabitleşecek işsizlik üzerinden (inşaat) sandığa gitmek isteyecektir.

Erdoğan’ın aklında, bu kararla birlikte seçimler yoksa Türkiye’yi çok ama çok sorunlu bir 2023 perspektifi bekliyor demektir.

© Ahval Türkçe


Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.