MHP, Erdoğan’ın önündeki ‘en büyük takoz’a dönüşüyor

AKP’de ‘zamansız esen reform rüzgarları’ MHP’nin farklı baskı unsurlarını devreye sokarak işlettiği bir dizi süreç ile daha başlamadan bitti.

Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘reform’ için test ettiği zeminin ne kadar çürük ve kara deliklerle dolu olduğu da ortaya çıktı. 

Türkiye siyaseti kasım ayında esen sert güz rüzgarlarıyla yalpalarken, Erdoğan’ın damadı da olan Berat Albayrak’ı feda etmek zorunda kalması, ekonominin dümenine Lütfi Elvan’ı getirmesi ve Merkez Bankası’na özerklik tanıyacakmış gibi yapması, güce aşık bir lider için zor hamlelerdi. 

Başını alıp giden dolar ve euro, artan borç, dibi görünen Hazine ve MHP ile devam edilen yolda bir daha seçim galibiyeti yüzü görememe korkusu, Erdoğan’ın üzerinde belli ki büyük bir baskı oluşturuyor. 

Erdoğan’ı belki de en çok hayal kırıklığına uğratan şey, ‘dolar değil TL alın’ çağrısı yapmasına rağmen halkının dolara hücum etmesi oldu. ‘Reis’ sevgisi de bir yere kadar. Mutfaktaki yangın hamasetle sönmüyor. 

Erdoğan, “Ekonomide ve hukukta yeni bir reform dönemini başlatıyoruz” dediğinde, AKP içindeki kimi ‘huzursuzlar’ umutlandı ve Bülent Arınç içindeki ‘coşkuyu’ bastıramayarak Osman Kavala ve Selahattin  Demirtaş’a özgürlük talep etti. 

Bir başka ‘heyecanlı’ isim de, ‘“Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. Bizim yargı mensuplarından beklediğimiz budur. Hiç kimsenin talimatına, telkinine bakarak değil, dosyaya bakarak vicdanınıza göre karar verin, 83 milyon geleceğe daha güvenle baksın’ diyen Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’dü.

Tüm bu iyimser sesler arasında en gerçekçi olanı ise AKP’nin eski tüfeklerinden Cemil Çiçek’ti. ‘Reform kelimesi çok aşındı, kimse bir şey beklemesin, bize tevbe-i nasuh lazım’ sözleriyle Çiçek, çok değil bir hafta içinde haklı çıktı.

Zira ‘incinen’ ya da MHP lideri Bahçeli’nin verdiği ayarla ‘incitilen’ Erdoğan, Arınç’ın da kellesini aldı.

Her ne kadar gerekçeler farklı olsa da, Arınç, Albayrak’ın ardından iktidar uğruna kurban edilenler kervanına katıldı. Arınç ‘feda edilme’ye alışık olsa da, bu kez reform bekleyen piyasalara, AKP içindeki ‘bu işte bir terslik var, ülke böyle yönetilmez’ yaklaşımındakilere de ‘ayağınızı denk alın’ mesajının gümbür gümbür verildiği bir yöntemle koltuğundan alaşağı edildi.

AKP’li Abdülkadir Selvi de, Arınç’ın susturulmasının AKP içindeki ‘isyankar’lara bir mesaj olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. 

Ancak MHP’nin Erdoğan’a çizdiği çerçevenin dışına çıkma girişimlerinin nasıl bastırıldığını, Kavala ve Demirtaş’ın hem radikal ulusalcıların hem de MHP’nin kırmızı çizgisi olduğunu göstermesi açısından, Arınç’ın azli ibretlik bir örnekti.

Ne zaman ki AKP içinde ‘reform, eskiye dönüş’ sesleri yükselse, Kürt siyasilere, gazetecilere büyük bir operasyon dalgası başlatılıyor. 

Burada da oklar elbette Süleyman Soylu’yu gösteriyor. Soylu, AKP’nin ‘has daire’sinden çıkıp MHP’ye demir atalı hayli bir zaman olduğu belli. Albayrak ile olan çekişmeden galip çıkan da yine Soylu.

‘Omuz atma’ günlerinden bu yana zaman hızlı aktı ve Soylu, Albayrak gibi güçlü bir rakibi tarihin tozlu sayfalarına gönderdi - şimdilik.  

Yorumcuların dile getirdiği husus, Erdoğan’ın bir nevi MHP’ye özellikle de Bahçeli’ye teslim olduğu yönünde. Bu çıkmazdan kurtulmak için atılan her adım ise geri tepiyor ve Erdoğan kendini daha da daraltılmış bir alana hapsedilmiş buluyor.

Öyle ki, suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’nın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ya yönelik tehditleri, ‘Bu tehditler, reform isteyen Erdoğan’a bir yanıttır, asıl hedef Erdoğan’ yorumları medyaya yansıdı. 

Peki, Erdoğan’ın Bahçeli sultasından kurtulmak için bir ‘B planı’ yok mu? Kimilerine göre var. İYİ Parti onlardan biri. Kulislere göre, AKP ve İYİ Parti, parlamenter sisteme geçiş için temasta. Ancak altı çizilen husus, müzakere edilenin ‘parlamenter demokrasi’ değil, ‘parlamenter rejim’ olduğu yönünde. 

Görünen o ki, Meral Akşener’li İYİ Parti şimdilik ‘güçlü Erdoğan, daha az güçlü Meclis’ denklemine razı olmuş durumda. Zira, MHP’den kurtulmanın tek yolu, parlamenter sisteme dönüş olarak görülüyor. Bunlar olurken, MHP’nin Ümit Özdağ üzerinden İYİ Parti’yi karıştırma çabaları da dikkat çekti.

MHP hem nalına hem mıhına vuruyor. Bir yandan Erdoğan’ı çevreliyor bir yandan MHP içindeki ‘bozkurt’ları harekete geçiriyor, fay hatlarını kurcalıyor.

Buna rağmen, Erdoğan’ın önüne giden anketler MHP’nin varlığının bile artık yüzde 50’ye ulaşmakta ve Erdoğan’ın yeniden seçilmesinde yeterli olmadığını gösteriyor. Kara kara düşünen AKP liderliği de İYİ Parti ile zemin yokluyor, reform, yenilik hareketleri söylemi ile hem Batı’ya hem de içeriye boncuk dağıtıyor.

Ancak Bahçeli o kadar köşeli ve keskin ki, reform kelimesinin ‘r’sine bile tahammülü yok. Gerekirse bir dönem kendisine hakaretler yağdıran ‘dava arkadaşı’ Çakıcıya devreye sokturacak bir tahammülsüzlük...

Erdoğan üzerindeki tek baskı unsuru Bahçeli de değil. Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu ve AKP içindeki aykırı sesler de uykuları kaçırıyor.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, Erdoğan’a tam da bu ‘yumuşak karı’ndan seslendi:

‘Eğer bize şah derlerse biz mat ederiz. Eğer Erdoğan, nisan ayında hülle yaparsa, muvazaalı bir iş yapar bizi ve diğer yeni kurulan partileri seçime sokmamak adına yola çıkarsa. İnanın şah der ama mat olur. Partisinde neler olabileceğini, kimlerle görüştüğümüzü iyi düşünsün.’

Erdoğan, AKP’nin kurucu kadrosunu tasfiye edip ‘yolda bulduklarıyla’ yola devam etmenin bedelini ağır ödüyor. Tüm varlığını ‘güç elde etmek’ üzerine inşa eden bir lider için kabul edilebilir bir durum değil Erdoğan’ın yaşadıkları.

‘Ortak’ olarak yanına aldığı MHP bugün en büyük takozuna dönüşen Erdoğan’a İYİ Parti’nin el verip vermeyeceği muallak ancak iktidar öyle tatlı bir bal ki, cazibesine kapılmamak pek de mümkün değil.

Tüm bunların arasında, İYİ Partili bir senaryoda bile Kürt meselesinin çözümü için adım atılabilir mi? Pek olası değil. Ancak olaylar bu noktaya gelmeden, Erdoğan’ın MHP cenderesine tümüyle teslim olup olmayacağı, kurtulmak için yeni hamleler yapıp yapmayacağı ve yaparsa nasıl bir geri dönüş alacağı merak konusu.

Artan dolar mı, bedel ödeyen halk mı, yükselen vergiler mi?

Bunların hepsi öncelikler listesinde ilk beşe bile giremez...

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.