Ahmet İnsel: 1914’te güle oynaya savaşa gidenler yurtseverliğe ihanet mi etmişti?

Dünya liderleri, 1. Dünya Savaşı'nı sona erdiren ateşkes anlaşmasının 100. Yıl dönümünü Paris'te düzenlenen törenlerle andı.

Paris'teki Zafer Takı'nın altında düzenlenen törene katılan 70 kadar dünya lideri arasında ABD Başkanı Donald Trump, Rusya lideri Vladimir Putin de vardı, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da vardı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, törende yaptığı konuşmada, dünya liderlerine milliyetçiliği reddetmeleri çağrısında bulunurken "vatanseverliğe ihanet" vurgusu yaptı.

Prof. Ahmet İnsel, Birikim'de kaleme aldığı makalesinde ateşkesi imzalayan Alman delegasyonunun başkanının sıkmak için uzattığı eli havada bırakıp, sırtını dönen Mareşal Foch’un Almanlar tarafından unutulmadığını söylüyor. “Aslında Almanlar hezimete uğramamışlar, Fransa topraklarının bir kısmını işgal etmeye devam ederken, tükendiklerini, savaşı sürdüremeyeceklerini ve yenileceklerini anlayıp, ateşkes talep etmişlerdi” diye İnsel, ateşkesten yedi ay sonra imzalanan Versay Antlaşması’na dikkat çekerek Almanya’ya çok ağır yaptırımlar getirdiğinden bahsediyor.

İnsel’e göre bu, Almanya’yı ve dünyanın büyük bir bölümünü kan ve ateşe yeniden boğacak olan rövanşizmi besledi. 

Macron’un milliyetçiliği yurtseverliğe ihanet olarak tanımlamasının altını çizen İnsel, Avrupa’da yeni aşırı sağ hareketlerin hemen her yerde kendilerini “yurtsever” ve mücadelelerini “yurtseverlik mücadelesi” olarak tanımladıklarını belirtiyor.

Macron’un geçmişin hatırasını yorumlayıp bugüne göndermeler yaptığının altını çizen İnsel, “Fransa’da, Ağustos 1914’te, büyük bir milliyetçi/yurtsever dalga içinde güle oynaya savaşa gidenler, bunu insanlığın evrensel değerleri için mi yapmışlardı? Bu, cömert bir ulus olmanın tezahürü mü idi?” sorularını yöneltiyor ve şöyle devam ediyor:

“Bir iki hafta içinde Almanya’ya gireceklerini haykırarak cepheye giden askerler, savaşı engellemek için elinden geleni yapmaya çalışan sosyalist Jean Jaurès’in, Almanya’nın savaş ilan etmesinden üç gün önce, Paris’in ortasında, “Alsace-Lorraine’in Genç Dostları Birliği” üyesi bir aşırı sağcı ve savaş taraftarı üniversite öğrencisi Fransız tarafından öldürüldüğünü belki artık hatırlamıyorlardı bile. Savaşın sonuna kadar tutuklu kalan katil, 1919’da yargılanıp, beraat etti! Evet, beraat etti. Macron’un konuşmasındaki yurtsever, savaş karşıtı sosyalist Jean Jaurès mi idi yoksa onu öldüren aşırı sağcı Raoul Villain ve aylardan beri Jaures’i hedef gösteren “Yurtseverler Birliği”nin (Ligue des Patriotes) önde gelen kalemleri mi?”

“Yurtseverlik/vatanseverlik bir kişinin yurt/vatan olarak kabul ettiği ülkeye olan bağlılığını ifade eder” diyen İnsel, “Ama bunun etnik, dinî, ırkî nitelikleri öne çıkaran bir aidiyet olması, bağlılığın yurt olarak tanınan coğrafyadan öteye, esas olarak bu dinî/etnik/ırkî kimliğe veya kimlik alaşımına yönelmesini kaçınılmaz kılar” ifadesini kullanıyor.

Emmanuel Macron’un “evrensel değerlerin taşıyıcısı olma” kimliğini Fransa’nın özü olarak tanımlayıp, evrensel değerler yerine “önce bizim çıkarlarımız” diyen anlayışı Fransız yurtseverliğinden dışlayıp, milliyetçiliğin lanetli mührüyle damgalamaya çalıştığını savunan yazar, ancak bunu yaparken yurtseverlik örtüsü altında yeniden ve muhtemelen istemeden, milliyetçiliğe bir meşruiyet alanı açma ihtimali olduğu görüşünü dile getiriyor ve ekliyor:

“Yurtseverlik namına yakın tarihte işlenmiş katliamların, soykırımların, cinayetlerin bol olduğu bir toplumda insan yurtseverlik övgüsünü duyunca ister istemez irkiliyor.”


Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.