‘İhvancıların cenneti Türkiye’ Mısır ile ilişkilerde imtihanı geçebilecek mi?

Türkiye ve Mısır arasında 2013'ten bu yana üst düzey ilk temas geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri’nin telefon görüşmesiyle gerçekleşti. Mısır'da 2013 yılının Temmuz ayında yaşanan askeri darbe gerekçesiyle askıya alınan ilişkiler, “Doğu Akdeniz” gündemi nedeniyle yerini yumuşamaya bırakmış ancak Mısır, ilişkilerin ilerlemesi için öne sürdüğü şartların yerine getirilmemesi nedeniyle tutumunu yeniden sertleştirmişti. Peki bundan sonra ne olacak?

Artı Gerçek için “Türkiye Mısır ilişkileri ve AKP’nin İhvancılarla imtihanı” başlıklı bir yazı kaleme alan Hamide Rencüzoğulları, Türkiye-Mısır ilişkilerinde atılan adımları şöyle ifade ediyor:

“Yaklaşık bir ay kadar önce Mısır ile henüz resmi bir temas yoktu, ama bu temas  kapısının açılması için “iyi niyet” adımları atıldı önce.  Bu ilk pratik adımda Müslüman Kardeşler'in İstanbul'dan yayın yapan televizyon kanallarına bir nevi “Sisi ayarı” verildi. Nasıl bir ayar? Malum, İhvancılar İstanbul’a kapağı attıklarından beri kurdukları bu kanallar aracılığıyla  Abdülfettah el Sisi başkanlığındaki Mısır yönetimini hedef almaktadırlar.  Şimdi, “madem Mısır’la yakınlaşmak istiyoruz, o halde onları kızdıran yayınları durdurarak işe başlayalım” denildi ve kanallara müdahale başladı.

Yani izlemeye aldıkları Türkiye’den ilk pratik adım, Türkiye ve Katar tarafından finanse edilen İhvancı kanallara bir ayar verme şeklinde ortaya çıktı. El Şark kanalının Yönetim Kurulu Başkanı Ayman Nur da bu “ayar verme” hamlesini doğrulamıştı. Şark-ül Avsat’a göre İhvancı üç kanalın (el-Şark, Mükemmelin ve el-Vatan) yöneticileri ile Ankara'da Türk Dışişleri Bakanlığı'nda görüşme yapıldı. Bu görüşmenin ardından program içeriklerinde bir değişikliğe gidildi. Mısır hükümetine karşı şiddet dili ile karakterize edilen bazı siyasi programların yayınını iptal ettiler.”

 Ancak bunun yeterli olmadığı belirtilen yazıda, Mısırlı yazar Hüssam Radvan'a atıfla şunlar deniliyor:

“Çünkü her şeyden önce iki ülke arasındaki bekleyen sorunların çoğunun sona ermesi gerekiyor ve buna "terör örgütü İhvan hareketinin Türkiye'ye kaçan  üyelerinin Mısır'a teslim edilmeleri"  de dahildir. Ancak Yazara göre İhvan dosyasıyla ilgili olarak Ankara Kahire’ye herhangi bir belge ya da plan sunmuş değil. Bir yandan yayınlarını sınırlandırıyor, ama diğer yandan Türkiye’de ikamet eden ihvan liderlerine, kendilerini Mısır yönetimine teslim etmeyeceğine dair hala güvence veriyor. Ancak müzakereler de hala devam ediyor. Bu yüzden İhvan üyelerinin Türkiye-Mısır arasındaki yakınlaşma sonucunda kendilerinin Kahire'ye teslim edileceklerine dair korkuları devam ediyor.”

Sputnik Arapça’da yer alan “Türkiye’deki İhvancı liderlere bir taahhütname imzalattırıldı” iddiasına yer veren yazıda, İhvancılar’ın “Türkiye topraklarındaki bütün siyasi faaliyetlerini durduracaklar, Mısır’ın güvenliğine zarar verecek herhangi bir siyasi faaliyette bulunmayacak, bu yönde parti kurmayacaklar…” şeklinde sözler verdikleri belirtiliyor. 

“Katar dururken neden bütün İhvancılar İstanbul’da?” sorusu ile devam eden yazı, şöyle ilerliyor:

“Mısırlı yazar Hüssam Radvan’a göre; ‘Türkiye'de ikamet eden Mısırlıların sayısı 35.000’dir. Bunların 5-7 bini Müslüman Kardeşler üyesidir ve çoğu İstanbul’da ikamet ediyor. Üç bini de vatandaşlık almış durumdadır. Keza çoğunun Mısır’a dönmeleri imkansızdır, çünkü karıştıkları şiddet ve terör eylemlerinden dolayı ölüm cezasına çarptırılmış ve haklarında kesim hüküm vardır…’

Mısırlı yazara göre; gerçek şu ki, Türkiye'deki İhvancılar sıradan muhalefeti temsil etmiyor ve sessiz değiller. Çünkü Doha ve Türkiye tarafından finanse edilen geniş bir medya faaliyetleri, Türkiye'den yayın yapan çok sayıda kanalları var. Sahadaki siyasi değişimlere rağmen Temmuz 2013'ten beri bu İhvancı kanallarda değişmeyen aynı anlatı devam etti.”

“Şimdi gelinen noktada dış siyasetteki tıkanma nedeniyle, ısrarla sürdürülen düşmanca tutuma son verme ihtiyacı hasıl olmuş ve Mısır ile yeni bir sayfa açma eğilimi görülmüştür. Peki bu dönüş mümkün mü? Belki!...” diyen Rencüzoğulları, yazısına şu ifadelerle devam ediyor:

“Ancak ondan önce yereldeki gazeteciler şu soru üzerinde duruyorlar: “Türkiye’deki İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidara geldiğinden beri üzerine yatırım yaptığı Osmanlıcı hayallerinden vazgeçecek mi?”

Ürdünlü yazar Halid Beşir’in “Türkiye, komşu Arap ülkelerinde, özellikle uzun sınırlarını paylaştığı güney komşusu Suriye ve ardından Akdeniz kıyılarının karşı kıyısında yer alan Mısır konusunda süregelen dönüşümlere büyük önem vermiştir. Ve en büyük nüfusa sahip bir Arap ülkesi olan Mısır’da pek çok menfaati vardır. Bu ülkelerdeki dönüşümlerin Türkler için önemi, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2002 yılında iktidara gelmesinden bu yana "yeni Osmanlıcılık" politikasının hayat bulma fırsatını sunmasından ileri geliyor. Mursi’nin iktidara gelmesi fırsatların en büyüğüydü. Bu nedenle Mısır’a çok fazla ihtimam gösterildi. Ancak Mursi’nin iktidarı kaybetmesinden sonra işler tersine döndü. Umutlarının azaldığını ve çıkarlarının tehdit edildiğini hisseden Türkiye hükümeti, yeni Mısır hükümetini tanımamakla ve karşı pozisyon almakla yetinmedi, , Mısır'daki bütün İslamcı muhalefeti, özellikle Mursi hükümetindeki bakanları, politikacıları da dahil Müslüman Kardeşler hareketinin üyelerini kabul etti, hepsine kucak açtı” şeklindeki yazısını hatırlatan Rencüzoğulları, devamla şunları ifade ediyor:

“Sonuç olarak AKP’nin çıkmaza giren dış politikasında geri adımlar olacağı belliydi ve şu anda bu geri adım Mısır’da görüldü. Sonraki adımlar körfezde görülebilir ama açığa çıkan gerçek şu ki, yedi yıldır İslamcı kitleye Rabia işaretiyle selam çakan AKP, bundan sonra bu işaretin “Mürsi’ye by by” anlamına geldiğini açıklamakta zorlanacak. Çünkü AKP kitlesi değilse de, Rabia selamıyla hitap edilen bütün bölgedeki Müslüman Kardeşler kitlesine anlatmak zorunda kalınacak. İkincisi, Türkiye bütün İhvancılar için cennet ülkeydi. Buna Suriye İhvanı da eklendiğinde, şimdi asıl şu soru önem kazanıyor: Arap ülkelerinin hiçbirisinde barınamayan, en büyük destekçileri olarak Katar’ın bile barındırmadığı bu kadar İhvancı potansiyeli Türkiye ne yapacak?”

Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz