Oca 10 2018

2 MİT yetkilisi için pazarlık iddiası


Erbil- İki MİT görevlisinin yakalanmasından 5 ay sonra  3 ocak'ta KCK Eşbaşkanlığı'nın açıklamaları yeni iddialara ve gelişmelere ayna tutuyor.
 
Bilindiği gibi 4 Ağustos 2017 tarihinde Irak Kürdistan'ında Süleymaniye kenti Dokan kasabasında bir operasyonla yakalanan ve MİT’te daire başkanları olduğu ifade edilen iki kişiye ilişkin görüntüler evvelce Fırat Haber Ajansı (ANF) tarafından yayınlanmıştı.
 
PKK’nin elindeki iki MİT görevlisinden birinin MİT’in Yurtdışı Etnik Bölücü Faaliyetler Başkanı Erhan Pekçetin, diğerinin ise MİT İnsan Kaynakları Yöneticisi Aydın Günel olduğu anlaşılıyordu. Görüntülerde iki MİT görevlisi de kendilerini öyle tanıtıyordu.

KCK açıklamasında, iki MİT yetkilisinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile PKK’nin üst düzey yöneticilerini kaçırma ve suikast düzenlemekle görevlendirildikleri ileri sürülüyor.
 
Açıklamada ayrıca iki MİT görevlisinin verdiği bilgiler doğrultusunda bir çok gizli bilgiye ulaşıldığı; bu kapsamda Türkiye ve Kürdistan’da birçok istihbarat ağının çökertildiği de ifade ediliyor.
 
Daha da önemlisi, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in 9 Ocak 2013’te Paris’te katledilmelerine ilişkin iki MİT görevlisinden alınan bilgiler ile 'olayın arkasındaki isimlerin ifşa edildiği' kaydediliyor.

ANF’de yayınlanan video da, Erbil-Süleymaniye arasında bulunan Dukan kasabasında iki MİT görevlisinin bulunduğu yere yapılan baskın sırasındaki görüntülerde  üç kişi dikkat çekiyor. Derdest edilen iki MİT görevlisi dışında üçüncü şahsın kimliğine yönelik herhangi bir veri yok.
 
Her ne kadar görüntüde yer almasa da aynı odada dördüncü kişinin varlığı da hissediliyor. Bir yoruma göre bu kişi bir kadın. Bu arada PKK'ye bağlı baskın ekibinin dördüncü kişiye silah doğrulttuğu da görülüyor.

Ahval’in KCK dışındaki yerel kaynaklardan edindiği bilgiye göre MİT, bölgede PKK’nın yöneticilerine, özellikle de Cemil Bayık’a yönelik operasyon hazırlığı yapıyordu.
 
İddiaya göre MİT görevlileri, Cemil Bayık’ın sırtından rahatsız olması nedeniyle ameliyat için hastane arayışında olduğunu tespit etti.  

Bayık'ın İran ve Süleymaniye’de hastane arayışını yakın takibe alan MİT bölgede istihbarat ağını genişletti. İran’a gitmeyi riskli bulan Bayık, Süleymaniye’deki Faruk hastanesinde ameliyat olma konusunda karar verdi.  
 
Bunun için Bayık'a bir sahte kimlik düzenlendi. Bu bilginin MİT’e ulaşması ardından Bayık’a yönelik operasyon hazırlıkları başladı.
 
Ahval’in edindiği bilgilere göre, Bayık’ın Süleymaniye’de ameliyat olacağı bilgisini MİT’e ulaştıran ve bölgeye gelen iki MİT görevlisini Süleymaniye hava alanında karşılayan, aynı kişi.

Şu anda devletin konuya ilişkin PKK ile açıktan ve dolaylı diyaloga girip girmediği ya da MİT’çilerin bırakılması konusunda bir pazarlık yapılıp yapılmadığı sorusu yanıtsız. Bu konuda birbirinden farklı söylentiler var; doğrulatmak bu aşamada mümkün değil. 

Irak Parlamentosu eski milletvekili ve Ortadoğu uzmanı Muhammed Keyani’ye göre; iki MİT görevlisinin PKK’nin elinde olması ya da olmamasının çok fazla bir önemi kalmamış durumda.
 
''Bu iki MİT görevlisi 5 ay boyunca PKK’nin elinde kaldı ve onlardan her konuda bilgi alındı'' diyor Keyani:

''Onun için bu iki kişinin PKK’nin elinde olması fiziki bir tutukluluk olmaktan öteye gitmez. PKK onlardan almak istediklerini elde etmiştir. Bu aşamadan sonra  örgüt çıkarlarına uygun kararı verecektir. 

PKK’nin iki yolu var. Ya onları elinde tutmaya devam edip farklı biçimde faydalanma yoluna gidecektir ya da onlar üzerinden pazarlık gücünü arttıracaktır.''

Keyani’nin yorumu dışında,  konuyu yakından izleyen bir çok uzman isim, beş aylık süreçte Türkiye ile PKK arasında MİT görevlilerinin bırakılması için görüşme ve pazarlık yapıldığını ileri sürmekte.
 
Şu an Kürdistan Bölgesinde yaşayan ancak adını vermek istemeyen PKK’nın eski yöneticilerinden bir isim, Ahval’e, şu değerlendirmeyi yaptı:

''Beş ay boyunca Türkiye ile PKK arasında yürütülen pazarlıklar sonuçsuz kaldı. Örgüt bu nedenle görüntüleri kamuoyu ile paylaştı. PKK, elinde var olan MİT görevlileri kartını kullanarak, pazarlık yapmayı denedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 'PKK silahları tümden bırakırsa çözüm süreci başlar' sözleri de bunun işaretiydi. Yani bu sözler, yapılan pazarlıkların yansımasıdır. 

Bence doğrudan olmasa da, bir kişi iki tarafın mesajlarını getirip götürmekle uğraşmakta. 
Devlette de pazarlığın gerekliliği eğiliminde olanlar da var. Çünkü tutuklananlar çok üst düzey görevliler. O nedenle devlet bu kişileri geri almak için farklı yolları denemiş olabilir.''

 
Türkiye’ye yönelik önemli tespitleri ile dikkat çeken araştırmacı gazeteci Sıdık Şükrü şu noktalara dikkat çekiyor:

 

''Bu kadar basit bir şekilde MİT elemanlarının PKK tarafından esir alınması bana göre ilginç. Türk istihbaratı nasıl olurda bu kadar üst düzeyde elemanları ile böyle bir tuzağa düşer bu benim için oldukça şüpheli ve büyük bir soru işareti. 

Bence bu dönemde serbest bırakılacaklar. Çünkü bunlardan biri Öcalan soruşturmasına katılmış isim. Bence Türk devleti ile PKK arasında pazarlık konusu olacak bir konu. Fakat en az 2019 seçimlerine kadar bu süreç böyle devam eder.''

Pazarlık konusunda şu ana kadar ilerleme kaydedilemediğini aktaran bir yerel kaynağa göre gelişme yıllar öncesini hatırlatıyor.
 
''Türkiye’nin şu an içinden geçtiği dönem 1996’daki dönemle, yani Tansu Çiller’in başbakan olduğu döneme benzemekte'' diyor Ahval'in kaynağı.
 
''Türkiye o zaman da şimdi olduğu gibi birçok krizden geçiyordu. Onun için de Öcalan’ı, Şam’da öldürmeyi planladı ama sonuç alamadı. Bu gün de Türkiye’nin Cemil Bayık’ın öldürülmesine ya da kaçırılmasına ihtiyacı var.

Erdoğan’ın bir başarı hikayesine ihtiyacı var. Çözüm projesi ile PKK’yi teslim almak istedi, ama başarılı olamadı. Özellikle Öcalan’ın tutuklanması sonrası devlet Cemil Bayık faktörünü daha iyi anladı. 

Onun için de Bayık’ı hedeflemek devlet için mantıklı bir şey. Devlet 'Öcalan’ın tutuklanması ile PKK bitmiş olmadı, ama eğer Bayık’ı ortadan kaldırırsam biter' mantığı ile yaklaşıyor.”

Bir diğer bakış açısına göre ise “Türk devlet psikolojisi, iki MİT görevlisi için PKK ile pazarlık yapmayı mümkün kılmıyor.”  
 
Buna göre AKP hükümeti iki görevliyi verdiği bilgilerden dolayı “devlet değerlerine ihanet etmiş kişiler” olarak görebilir.
 
Bu durumda iki MİT görevlisinin serbest bırakılması durumunda Türkiye’ye dönmeye cesaret edip etmeyecekleri bilinmiyor. Bu görüşü savunan yerel kaynaklar, 20 yıl kadar önceki bir gelişmeyi hatırlatıyorlar:
 
1996 yılında Türk subayı olan Mustafa Özülker’in PKK’lılar  tarafından esir alındıktan sonra  aleyhte açıklamaları nedeniyle Türkiye’ye dönmeyip Avrupa’ya gittiği biliniyor.
 
İki MİT görevlisinin de Özülker gibi Türkiye yerine Avrupa’ya gönderilebileceği iddialar arasında.
 
Kürdistan Bölgesinde yaşayan Türkiyeli bir Kürt gazeteci ise PKK’nin doğası ile Türk devletinin kadrolarına yaklaşım doğasının benzerliğine dikkat çekiyor:  
 

“Bir gerilla esir düştüğünde, PKK çok fazla peşine düşmez. Aynı şekilde Türkiye’de bir kadrosu esir düştüğünde çok peşine düşmez. Hatta tam tersi eğer yapabilse Türkiye esir düşen insanını yok etmeyi amaçlar. Bana göre, Kandil’in (son dönemde) bu kadar yoğun bombalanmasının amacı o iki MİT elemanının öldürülmesi içindi.”

Bir başka görüşe göre ise  iki MİT görevlisinin PKK tarafından esir alınması Türkiye ile PKK arasında bir yakınlaşmayı beraberinde getirebilir.  

Türk subayı olan Mustafa Özülker’in PKK tarafından esir alındıktan sonra Türkiye’ye karşı, PKK tarafından bir propaganda aracı olarak kullanıldığını ve bunun için de Avrupa’ya gönderildiğini belirten Sıdık Şükrü, ''Eğer bunlar da Türkiye’ye karşı itirafçı olmazlarsa, Türkiye ile PKK’nin yakınlaşmasına hizmet edebilirler. Türkiye bu dönem çok hazır olmayabilir, fakat PKK böyle bir yakınlaşmaya hazırdır. Türkiye’nin iktidar gücünün önünde çok ağır bir seçim süreci var. Onun için böyle bir sürece şimdilik yanaşmaz’’ diyor.

Şükrü, Türkiye’nin  iki MİT görevlisine yönelik nasıl bir tavır sergileyeceğine yönelik soruya şu yanıtı verdi:

“Bu kişilerin öldürülmesinin Türkiye için ağır sonuçları olur. Bunca bilginin açıklanmasının ardından Türkiye’nin bu kişileri öldürme imkanı da kalmamıştır. 

Eğer Türkiye’ye teslim bile edilseler, bu kişiler insan hakları örgütlerinin gözetiminde olurlar. 
Onun için Türkiye’nin bu kişileri öldüreceğini düşünmüyorum. Fakat bu kişiler Türkiye’ye karşı itirafçı olurlarsa Avrupa’ya gönderilebilirler. 

Ancak gerçek olan bir şey var ki, MİT’in iki elemanı  PKK’nin elinde rehin. PKK açısından bu durum define bulunması gibidir. Bu nedenle örgüt uzun süre bu durumdan faydalanmaya çalışacaktır.''