Nick Ashdown
Ara 15 2017

Muhalefet seçimlere gözü bağlı mı gidecek?

 
Türkiye hükümeti seçim mevzuatını değiştirmeye çalışıyor, analistlere göre bu hareket, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kazanmak zorunda hissettiği 2019'daki seçimin güvenirliğini sarsabilir.

Geçtiğimiz ay, Türkiye Yüksek Seçim Kurulu hakkındaki yasanın bir parçası olarak seçimin gözetimini düzenleyen iki madde geçirilmek istenmiş ancak kamuoyu ve muhalefet partilerinin sert protestosu sonucunda geri çekilmişti. 

Bununla birlikte Hürriyet gazetesi Pazar günü, hükümetin söz konusu iki düzenlemeyi olduğu gibi “torba yasaya” dahil ettiğini yazdı.

2019 sonbaharında gerçekleşecek olan bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçiminin kazananı Nisan ayında ucu ucuna kabul edilen referandumla getirilen yeni yetkileri kullanabilecek.
2002'den beri iktidarda olan Erdoğan ve onun Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) son seçimlerde ancak ucu ucuna zafer kazanmıştı ve 2019'da yerel ve genel seçimlere de karşı karşıya gelecek.

İlk düzenleme sandık başkanlarının sadece devlet tarafından görevlendirilmesi kuralını getiriyor. Mevcut düzende, sandık başkanları İlçe Seçim Kurulu (İSK) başkanı ve siyasi partilerin ortak katılımıyla belirleniyor. 

Türk genel seçimlerinde yaklaşık 175 bin seçim sandığı komitesi var ve her bir sandık kurulu, biri sandık başkanı olan iki devlet memuru ve siyasi partilerin belirlediği beş temsilciden oluşuyor.

İkinci düzenlemeyse seçim müşahitlerine öncelikle İSK'e kayıt olup kart çıkartma kuralı getiriyor, seçim müşahitleri daha önce sadece siyasi partilere kayıt olurken bu şekilde devletten seçimleri gözlemlemek için onay almak zorunda kalacak. 

Bu düzenleme devletin kimin seçim müşahidi olup olmayacağına karar vermesi anlamına geliyor ki bu 15 yıldır tek parti iktidarıyla yönetilen bir devlet için endişe verici.

Düşünce kuruluşu Amerikan İlerleme Merkezi'nin [Center for American Progress] ulusal güvenlik ve uluslarası siyasetten sorumlu direktör yardımcısı olan Max Hoffman, elektronik postasında [e-mailinde] “Bu değişikliklere bakarken AKP'nin gerekirse 2019 seçimlerini çalabileceği bir zemin hazırladığı sonucunu düşünmemek elde değil” dedi ve “Düzenlemeler, doğrudan seçim dolandırıcılığını denetleyen maddeleri kaldırıyor” diye ekledi.

Amsterdam Üniversitesi'nde hukuk profesörü ve Türk seçimleri konusunda uzman olan Kerem Gülay, pratikte sandık başkanlarının uzun zamandır devlet tarafından görevlendirildiğini belirterek, buna karşın aday gösterme sürecinde siyasi partilerin de dahil olma hakkı olduğunu söyledi.

Gülay “Demokratik ve siyasi katılımdan uzaklaştırıcı bir adıma resmiyet kazandırılması genel olarak endişe verici... ama pratikte var olan bir şeyi değiştirmiyor” dedi.

Gülay, seçmen müşahitleri hakkındaki kuralların değiştirilmesinin daha da endişe verici olduğunu belirtti. Geçmişte genellikle yapılan son dakika kayıt uygulaması bir sorun oluşturmuyordu. Bu yeni kurallarsa bunu imkansız hale getirecek.

Müşahitler, hileli durumlara yasal olarak itiraz edebilecek tek görevli oldukları için seçimlerde hayati bir role sahipler.

Gülay, “Eğer başka bir 'kimlik kartı zorunluluğu' ile erişimi kısıtlarsanız, sandık başındaki vatadaşlar hilenin videosunu çekse, itiraz etse bile oy geçersiz sayılamaz” diye açıkladı.

Bilhassa Halkların Demokratik Partisi (HDP) Nisan seçimlerinde zorluklarla karşılaştı, parti, 170 sandıkta aday gösterdikleri sandık başkanları “kötü şöhret” gerekçesiyle reddedildiğini, müşahitlerinin çoğunun engellendiğini açıkladı.

Seçimlerden sorumlu HDP Eşbaşkan Yardımcısı Yurdusev Özsökmenler, elektronik postasında [e-mailinde] “Referandum eşit olamayan koşullar altında, muhalefetin ezildiği olağanüstü bir atmosferde gerçekleşti” dedi.

Özsökmenler, asker ve korucuların 1984'ten beri Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) ayrılıkçı kampanyalarına şiddetle karşı koyduğu güneydoğudaki çoğunluğu Kürtlerin oluşturduğu illerde, ordunun, polisin ve güvenlik görevlilerinin seçmenlere baskı uyguladığını söyledi.

“Birçok şehirde, özellikle Diyarbakır, Van, Mardin, Muş ve Bitlis'te kampanya ve seçim sürecinde ağır ordu, polis ve özel harekat baskısı oldu” diyen Özsökmenler, “Bazı yerlerde polis komutanlarının ve korucuların baskısıyla seçmenlerimizin oy vermeye gitmesi engellendi” dedi.

Özsökmenler, değiştirilmek istenen maddelerle muhalefet partilerinin müşahit olarak kaydolmasını imkansız hale getirilmesinden korktuğunu ifade etti.

Erdoğan'ın AKP'sinin yüzde 51'lik oyla kazandığı referandum Yüksek Seçimler Kurulu'nun (YSK) mühürsüz oyları kabul etmesi yönündeki son dakika kararı da dahil olmak üzere, birçok suistimal ve hile iddialarıyla lekelendi.

Seçimlere gözlemci gönderen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) referandum raporunda seçimler hakkında “Avrupa Konseyi standartlarına uygun değil ve yasal çerçeve gerçekten demokratik bir sürecin sürdürülmesi için yetersizdi” değerlendirmesi yaptı.
Gülay da “Türkiye seçimleri hakkında daha önce bu kadar eleştirel bir rapor hazırlandığını hatırlamıyorum” diye belirtti.

Bu durum Türkiye'deki seçimlerin geleceği hakkında endişeye sebep oldu.

Lawrence Üniversitesi'nde tarih profesörü ve Orta Doğu Demokrasi Projesi'nin [Project on Middle East Democracy] (POMED) geçici kıdemli üyesi Howard Eissenstat, elektronik postasında [e-mailinde] “2014'teki yerel seçimler ve ardından gelen Nisan 2017 referandumunda, muhalefetin sadece eşit olmayan bir zeminde yarışmakla kalmadığını, ayrıca aldığı oyların sayılmasının da garantisinin olmadığını gördük” dedi.

Eissenstat, Erdoğan için bir sonraki seçimlerin hayati olduğunu, şansa bırakamayacağını ekledi.

“Bence şöyle olacak: Erdoğan kesinlikle sandık hilesi olmadan kazanmayı tercih edecektir. Ama kaybetmeye razı mı? Sanmıyorum. Bir sonraki seçim onun için hayati olacak. Öyle ya da böyle kazanacak” ifadelerini kullandı.

Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından hükümetin bürokrasiye yönelik olan ve hala da devam eden tasfiye girişimi seçim sistemini derinden etkiledi.

Bu tasfiyeler AKP'nin partiye sadakat besleyenleri bürokrasiye sokma konusundaki uzun süredir devam eden uygulamasını hızlandırdı. Türkiye'nin seçim sisteminde kilit role sahip yargı sistemi özellikle bu durumdan etkilendi.

AGİT raporu üç YSK üyesinin ve 221 düşük kademeli seçim kurulu başkanının başarısız darbe girişiminin ardından yargıçlık görevinden alınıp daha sonra ihraç edildiğini belirtti.

Darbe girişiminin ardından getirilen kanun hükmünde kararname ile 81 Bölge Seçim Kurulu başkanından dokuzu görevden alındı, ikisi gözaltına alındı, 1080 İSK başkanından 143'ü ihraç edildi, 67'si gözaltına alındı ve birçok kademeden 500'den fazla seçim kurulu üyesi polis tarafından gözaltına alındı.

Gülay, tasfiye hareketinin YSK'nın da arasında olduğu kurumların bağımsızlığını tehlikeye attığını söyledi, “Tasfiyeler geri kalanlara 'oyunu oynamazsanız sizi koruyacak kurallar yok' işareti verdi. Neden YSK üyeleri bağımsız hareket etsin ki? Bunu yapabileceklerini sanmıyorum” diye ekledi.

Sandık başkanlarının devlet tarafından görevlendirilmesi ayrıca partizanlığa da müsait.
Gülay, Erdoğan'ın “kişisel otoritesini topladığını, dolayısıyla ona sempati duymayan, ya da onun hoşlanmadığı kişiler aday olamayacak” dedi.

Referandumun endişe verici sonucunun, 1950'de başlayan ilk özgür seçimin ardından ilk defa nüfusunun büyük bir kısmının sonuçların meşru olmadığını düşünmesi olduğunu söyledi.

Gülay “Bunun adaletsiz olduğunu, geleceklerinin çalındığını düşünüyorlar. O zaman Erdoğan ve yönetimi, bu insanları ikna etmedikçe, uzun vadede varlıklarını nasıl sürdürebilecekler?” diye sordu.

Eissenstat, Erdoğan'a karşı olan çoğu insanın darbeye destek vermediğini ve Cumhurbaşkanının demokratik yöntemlerle gitmesini istediklerini bu nedenle meşru seçimlerin son umutları olduğunu söyledi.

“Erdoğan'ı sevmiyor olabilirler ama sandıkla gidebileceğine – gitmesi gerektiğine- inanıyorlar. Eğer bunun artık mümkün olmadığına inanırlarsa ellerinde başka seçenekleri kalmaz. Yurt dışına kaçabilir, egemenliğini kabul edebilir ya da seçim dışında muhalefet etmeye yolları arayabilirler.”

Hoffman da Erdoğan'ın destekçilerinin de demokrasi yanlısı olduğunu, seçimlerin hileli olduğuna inanırlarsa bunun Erdoğan'a olan desteklerine zarar vereceğini belirtti.

Hoffman, “Yurtiçinde, Erdoğan'ın söylemi - özellikle de 15 Temmuz'dan beri - demokrasiye ve halkın iradesinin korunmasına dayanıyor ve bunu koruyacağını, ileriye taşıyacağını söylüyor. AKP seçmeninin büyük çoğunluğu (bunun için bir anket düzenledik) demokrasiyi destekliyor ve Erdoğan'ı, demokrasiyi yıkmaktansa koruduğuna yoruyor” dedi ve ekledi:

“Eğer hileli seçime dair güvenilir bir kanıt çıkarsa, çoğu AKP seçmeni bunu büyük ihtimalle 'yalan haber' diye gözardı edecek ve Erdoğan'ın inkarına inanacaktır. Ama yine de bu marjlardaki desteği aşındıracaktır, ki Erdoğan ve AKP de ince ince marjlar üzerinde oynuyor.”